21 Mart 2025 Cuma

DAISY MASON NEREDE - Cara Hunter

 ARKA KAPAK

On olaydan dokuzunda suçlu, kurbanın tanıdığı biridir. Bu, içlerinden birinin yalan söylediği anlamına geliyor.

Mason ailesinin bahçesindeki partide her şey harikaydı, ta ki ailenin sekiz yaşındaki kızı Daisy Mason’ın kaybolduğu anlaşılana kadar. Küçük kız partiden bir anda kaybolur, hiçbir görgü tanığına rastlanmaz. Olayı soruşturan Adam Fawley için bu durum, Daisy’nin ailesi kadar garip değildir. Görünüşüne takıntılı bir anne, gözü her daim dışarıda bir baba ve içine kapanık bir kardeş... Tüm bu aile üyeleri Daisy’nin bulunmasını kolaylaştıracak yerde davayı daha da karanlık sırlarla doldurur.

Kimsenin bir şey bilmediği ve görmediği olayda iz süren Dedektif Adam Fawley ve ekibinin ellerinde, Daisy’yi bulmaya çalışırken sadece bu tuhaf ailenin söyledikleri vardır.  Herkesin bir sırrının olduğu bu evde Adam Fawley kime güvenecektir?


ALINTI

"Everett'ın gözlerindeki huzursuzluğu görebiliyordum. Bu odada küçük bir çocuğun kaldırabileceğinden daha fazla acı vardı."

"Umut. Umutlu olmak daha mı kötü acaba? Bilmekten daha mı kötü?"

"Çocuklar köşeye sıkıştıklarında öyle şeyler yapabilir ki aklınız durur."


YORUM


Dedektif Adam Fawley serisiyle Daisy Mason Nerede kitabıyla tanışmış oldum. Yazarın kalemi, üslubu başlangıç için evet beğendim diyebilirim. Sürükleyici bir eser olduğunu da söyleyebilirim.

Gelelim konusuna 8 yaşındaki kız çocuğu olan Daisy Mason'ın gizemini anlatır. Daisy, aile evinde parti günü kaybolur ve geriye hiçbir iz bırakmaz. O yaştaki bir çocuk için oldukça gariptir. Ailesi büyük bir şok yaşarken, çevredekiler  bu kayboluşun arkasındaki gerçeği öğrenmek için merak içindedir.

 Dedektif Adam Fawley ve ekibi, Daisy'nin kayboluşunu araştırmaya başlamasıyla olayın basit bir kayboluşun ötesinde olduğunu fark ederler. Kitap, Daisy'nin kaybolduğunun ardından aile üyeleri, okul arkadaşları ve komşular üzerinde yapılan soruşturmaları takip eder. Ancak bu süreçte ortaya çıkan ipuçları, şüphelerin artmasına yol açar ve herkesin masumiyetine dair sorgulamalar başlar.

Konu güzel bir şekilde , sürükleyici unsurlarla desteklenmiş. Dedektif Fawley ve ekibi bir yandan uyumlu hareket ediyor gibi gözükse de tam olarak ekip hissiyatını veremedi bu kitapta. Ama bu yorumu yeni bir seri ve yeni bir karakter başlangıcı olarak düşünerek hareket edersek bence ortalamanın üzerinde olduğunu da söyleyebilirim. Serinin devam kitaplarında da bunu göreceğiz.

Karakterler arası geçiş, sosyal medyanın yansıtılması gibi durumlar hakkında şunu söylebilirim karakter arası geçişler çok sert bir şekilde oluyor bir anda Fawley'i okurken aniden farklı bir karakterin düşüncelerine geçiş oluyor gibi gibi. Haber manşetleri, twitter gibi sosyal mecraların yorumları da aynı şekilde ele alınmış diyebilirim. Bu durumda ilerleyen kitaplarda biraz daha oturtacağını düşünüyorum.

Son olarak yeni bir serinin acemiliklerini görebiliyoruz ama bence şans verilmesi gereken bir seri olduğunu dile getirebilirim. 

12 Mart 2025 Çarşamba

RUHLAR DÜKKANI- Stephen King

 ARKA KAPAK

Bay Gaunt, "Evet" dedi. "Gerçekten eminim. Elimde M. İ. T.'nin verdiği belge var. Tahtanın yaşını orada karbon yöntemiyle saptadılar. Tabii belgeyi de tahta parçasıyla birlikte vereceğim. Biliyor musun, ben o tahtanın gerçekten Nuh'un Gemisine ailt olduğuna inanıyorum." Bir an düşünceli bir tavırla tahta parçasına baktı. Sonra da ışıltılı koyu mavi gözlerini Brian'ın ela gözlerine dikti. Çocuk bu bakışların etkisinde kaldı yine. Yaşlı adam alçak sesle konuştu. "Sonuçta Boram'la Ağrı Dağı arasında karga uçuşuyla otuz kilometre bile yok





ALINTI

"İnsan bir arabanın direksiyonuna geçtiğinde başkalarının yaşamlarından da sorumlu olur."


"İnsanlar gerçekten gerekli olan şeyleri cüzdanlarının yardımıyla elde edemezler."


“Bir insanı sandığın kadar tanımadığını öğrenmek çok acı. Sevdiğini sandığın bir yüzün aslında bir maske olduğunu anlamak.”



YORUM

“İnsanlık! Ne kadar soylu! Başkasını feda etmeye ne kadar da hazır.!”

Stephen King'in yarattığı ve başka eserlerinde de görülen Castle Rock kasabasına tekrar konuk olup bu sefer kendimizi görüyoruz. Nasıl mı? 

Gizemli bir dükkan sahibi olan Leland Gaunt sayesinde. Gaunt,  kasaba halkının (yanı sıra bizimde) en derin arzularını, ihtiyaçlarını ve zaaflarını öğrenerek onlara "gerekli şeyler" satmaya başlar. Gaunt normal bir satışçı değildir ve karşılığı normal bir ücret de değildir..

King bu eserinde insan doğasının en karanlık yanlarını, hırslarını, arzularını ve bunların toplumsal yapıyı nasıl yerle bir edeceğini farklı bir üslupla ele alır. Gaunt'un kasaba halkına sattığı her "gerekli şey", aslında insanın en derin zaaflarına dokunan bir simgedir. Kötülüğün nasıl hızla yayıldığını ve kontrolsüz şekilde yıkıma sebebiyet verebileceğini King Castle Rock kasabasında bizlere bu deneyimi yaşatıyor.

Fazla karakter barındırması benim için oldukça eğlenceli bir süreçti ve bence bu konu içinde iyi olmuştu, bu kadar iyi bir kurguyu az bir karakterle ele alınamazdı. Eleştirebileceğim bir konuyu düşündüm ama bu eserde bulamadım. Kurgu ve karakter eşleşmesini sevdim. Üslubu zaten beğendiğim için onu da bu eserde farklı yorumlayamayacağım.  

Stephen King okuma grubuyla birlikte bir yola girdim, iyi ki de girmişim çünkü King'i daha iyi tanımaya başladım ve eserlerinin aslında ne kadar iyi olduğunu bir kez daha keşfettim. Lakin hala King'le aramda bir 'korku' sorunu var, şuana kadarki eserlerinde istediğim korku duygusunu yaşayamadım ama o aceleciliğimi biraz daha yavaşlattığımı söyleyebilirim ve yakın zamanda da o korkuyu bulabileceğim bir eserini okuyacağımı düşünüyorum :)

Kitapla kalın..

"O adamın gücü ihtiyaçla ilgili değil. İradeyle ilgili."

GÜNÜBİRLİK HAYATLAR - Irvin D. Yalom

 ARKA KAPAK

Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius, "Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok," diye yazmış. İşte ünlü psikiyatr Irvin Yalom da bu sonsuz varoluşun küçük bir parçasını işgal eden günübirlik hayatları, yani bizi yazıyor…

Yalom yıllarca üzerinde çalıştığı bu kısa hikâyelerde hastalarının mücadelelerini konu ettiği kadar kendi sarsıntılarını da anlatıyor ve iki önemli sorunun üzerine gidiyor: Kısa da olsa nasıl anlamlı bir yaşam sürüp her günün tadına varabiliriz? Ve kaçınılmaz son olan ölüm gerçekten ne ifade ediyor?

Öfke sorunu yaşayan bir kadın, her istediğine sahip ancak bir türlü mutlu olmayı bilmeyen bir iş adamı, insanın bu dünyadaki konumu üzerine düşünen ve bir yandan da kendi acısıyla başa çıkmaya çalışan yeni mezun bir psikolog… Irvin Yalom'un gerçek psikoterapi seanslarından derlediği bu hikâyeler, zorlukları ve tatlı anlarıyla yaşamı bir bütün olarak kabullenmeyi öğretirken aynı sayfaya her baktığınızda farklı şeyler görebileceğiniz bir başucu kitabı olduğunu kanıtlıyor.


ALINTI

"Bir düşmana verilebilecek yegâne karşılık, onun gibi olmamaktır."

"Düşünülmemiş bir hayat yaşanmaya değmez."

“Bağlanmazsan, acı çekmezsin.” diyen Budistler haklıymış sanırım.


YORUM

"Ortada olan tek bir gerçek yoktur, her birimiz bir noktaya kadar kendi gerçekliğimizi inşa ederiz."

Yalom'un bu eseri birçok insanın ortak noktada buluştuğu bir konu üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Kendimizle yüzleşmek oldukça zordur, korkularımızın üzerine gitmemiz çok önemli bir adım olmasına rağmen belki de o adımı atabilmek için  kilometrelerce yürümemiz gerekebilir.

 Günübirlik Hayatlar da, konuk olan bireylerin yaşamdaki dönüm noktalarına odaklanırken, insanların kararlarını, korkularını, tutku ve endişelerini de görmekteyiz.

Yalom’un üslubu, bazen kişisel olarak yorumlanmış bazen de psikoterapi şeklindeki görüşmelerle harmanlamış olarak bize sunar. Her bir hastanın ortak noktası ölüm korkusu olarak daha doğrusu hayatın sonlarına yaklaşmakta olduğunun düşüncesini barındırır. Yalom'unda bu dönemde olduğunu da göz önüne bulundurursak bir yerde kendini de hem rahatlatmak hem de yardım etmek isteyişini gördüğümü söyleyebilirim.

Hayat dediğimiz şey bana hala çok garip gelmekte. Geliş amacımız, hayatı yaşama biçimimiz, olaylara ve duygulara karşı olan tavrımız çok şey barındırdığını her an daha fazla hissetmeye ve anlamaya devam ediyorum. Bu eserde ele alınan konuyu da yer yer düşündüğüm bir konu olduğu için etkilenerek ve bana bir şeyler kattığını hissederek okuduğumu da dillendirmeden geçemeyeceğim.


“Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.”