Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius, "Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok," diye yazmış. İşte ünlü psikiyatr Irvin Yalom da bu sonsuz varoluşun küçük bir parçasını işgal eden günübirlik hayatları, yani bizi yazıyor…
Yalom yıllarca üzerinde çalıştığı bu kısa hikâyelerde hastalarının mücadelelerini konu ettiği kadar kendi sarsıntılarını da anlatıyor ve iki önemli sorunun üzerine gidiyor: Kısa da olsa nasıl anlamlı bir yaşam sürüp her günün tadına varabiliriz? Ve kaçınılmaz son olan ölüm gerçekten ne ifade ediyor?
Öfke sorunu yaşayan bir kadın, her istediğine sahip ancak bir türlü mutlu olmayı bilmeyen bir iş adamı, insanın bu dünyadaki konumu üzerine düşünen ve bir yandan da kendi acısıyla başa çıkmaya çalışan yeni mezun bir psikolog… Irvin Yalom'un gerçek psikoterapi seanslarından derlediği bu hikâyeler, zorlukları ve tatlı anlarıyla yaşamı bir bütün olarak kabullenmeyi öğretirken aynı sayfaya her baktığınızda farklı şeyler görebileceğiniz bir başucu kitabı olduğunu kanıtlıyor.
"Bir düşmana verilebilecek yegâne karşılık, onun gibi olmamaktır."
"Düşünülmemiş bir hayat yaşanmaya değmez."
"Ortada olan tek bir gerçek yoktur, her birimiz bir noktaya kadar kendi gerçekliğimizi inşa ederiz."
Yalom'un bu eseri birçok insanın ortak noktada buluştuğu bir konu üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Kendimizle yüzleşmek oldukça zordur, korkularımızın üzerine gitmemiz çok önemli bir adım olmasına rağmen belki de o adımı atabilmek için kilometrelerce yürümemiz gerekebilir.
Günübirlik Hayatlar da, konuk olan bireylerin yaşamdaki dönüm noktalarına odaklanırken, insanların kararlarını, korkularını, tutku ve endişelerini de görmekteyiz.
Yalom’un üslubu, bazen kişisel olarak yorumlanmış bazen de psikoterapi şeklindeki görüşmelerle harmanlamış olarak bize sunar. Her bir hastanın ortak noktası ölüm korkusu olarak daha doğrusu hayatın sonlarına yaklaşmakta olduğunun düşüncesini barındırır. Yalom'unda bu dönemde olduğunu da göz önüne bulundurursak bir yerde kendini de hem rahatlatmak hem de yardım etmek isteyişini gördüğümü söyleyebilirim.
Hayat dediğimiz şey bana hala çok garip gelmekte. Geliş amacımız, hayatı yaşama biçimimiz, olaylara ve duygulara karşı olan tavrımız çok şey barındırdığını her an daha fazla hissetmeye ve anlamaya devam ediyorum. Bu eserde ele alınan konuyu da yer yer düşündüğüm bir konu olduğu için etkilenerek ve bana bir şeyler kattığını hissederek okuduğumu da dillendirmeden geçemeyeceğim.
“Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder