Leylâ Erbil'in zihinsel özgürlüğü, en başta, yapıtlarının, alışıldık edebiyat türlerinin sınırlarını zorlama sonucunu doğurmuştur. Genellikle öykücü ve romancı olarak tanınsa da, Erbil'in yaygın kabul gören bu edebi türlerle, onların klasik formlarıyla bir "sorunu" olduğu hemen her yapıtında fark edilir. Kabaca "roman", "öykü" diyebilsek de, türünü, yaslandığı geleneği ilk anda tam belirleyemediğimiz, birbirini yinelemeyen, kendine özgü yapıtlar ortaya çıkarmıştır. Yine de, belli bir tanışıklıktan sonra, bilmediğimiz bir metni elimize geçse, onun Erbil'e ait olduğunu rahatlıkla anlarız. Tuhaf Bir Kadın'ın önceleri bir öykü kitabı sanılmış olması bu bağlamda ilginçtir. Yazarın romanını "bitirmemesi" de önemlidir. Bu romanın yeni baskısında yazar, okura, Mustafa Suphi'nin kaderiyle ilgili yeni kaynaklar ulaştırır. Dikkat edilirse, tanımı gereği bitmiş, yazarından kopmuş, okura fırlatılıp orada kalakalmış bir edebi türde, romanda yapılmaktadır bu güncelleme...
YORUM
Önüne çıkan her yolu yürümek değildir büyümek; bazen yürümeye cesaret edemediğin yolların yükünü taşımaktır. Tuhaf Bir Kadın, bu yükün romanı. Leyla Erbil, Nermin'in hikâyesini anlatırken aslında tek bir kadının yaşamını değil, bir toplumun kadınlara çizdiği görünmez sınırların haritasını çıkarıyor. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan bu yolculukta aile, din, siyaset, ahlak ve erkek egemen düzen, Nermin'in karşısına sürekli yeni duvarlar örüyor. Bu duvarların dışarıda olduğu kadar insanın kendi içinde de yükseldiğinin de bir yazımı. Özgürlüğün yalnızca kapıları açmakla değil, zihne yerleşmiş kalıpları yıkmakla mümkün olacağını hatırlatıyor.
Tuhaf Bir Kadın kolay okunan bir roman değil; sabır, dikkat ve metinle birlikte düşünülmesi istenen bir eser. Olayların peşinden sürüklenmek yerine, insanın kendi iç sesini dinlemeye zorlayan bir yapı mevcut. Romanın feminist yönü sloganlarla değil, yaşamın en sıradan anlarında bize yansıtılıyor. Nermin'in yaşadığı her çatışma, kadın olmanın toplumsal bedellerini gözler önüne sererken; baba otoritesi yalnızca aileyi değil, devletin ve ataerkil düzenin baskısını simgeliyor. Anne karakteri ise bu düzenin mağduru olmasına rağmen onu yeniden üreten trajik bir figüre dönüşüyor. Erbil, böylece kadınların maruz kaldığı baskının yalnızca erkeklerden değil, kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal kabullerden de beslendiğini incelikle gösteriyor.
Nermin'in "Ben kimim?" sorusu, yalnızca dönemin genç kadınlarına değil, kendi sesini bulmaya çalışanlara yöneltilmiş bir soru gibi yankılanıyor. Tuhaf Bir Kadın, yalnızca bir roman olarak değil de kadın kimliği, özgürlük ve birey olabilme mücadelesi üzerine yazılmış cesur bir edebiyat metni olarak hatırlayacağınız bir eser..