Hayatının uzun yıllarını bahçesine vakfetmiş olan babasının, “omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas” gibi gördüğü ve idealize ettiği kişinin ölümünü anlattığı bu kitabında Georgi Gospodinov, yeri doldurulamaz bir kayıp karşısında hissettiklerini içten ve etkileyici bir dille aktarırken, aynı zamanda hayat ve ölüm üzerine, sevgi ve yas üzerine, varoluşumuzu anlamlandıran ve yola devam etmemizi sağlayan şeyler üzerine derin bir tefekküre dalıyor.
“Onun bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırıyorum – tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görülmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. Kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir bellek çalışması olduğu kadar, kendimize de yöneliktir, benmerkezci, bir anlamda kendimizi kurtarmaya, birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır. — Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?”
ALINTI
"Elimizde en azından, anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor. Kendi ölümümüzden söz etmeye gerek bile yok. Onu bir kez bile yaşamayacağız."
"Şimdiye kadar Latincenin ölü bir dil olduğunu bilirdim. Şimdi onun ölümün dili olduğunu biliyorum. Ölüm Latince konuşur."
"Bir insana çabalamanın hiçbir anlamının kalmadığını ve her şeyin bittiğini söylemek insani değil."
"Önce uzun bir acı olur. Keder sonra gelir.."
Bahçıvan ve Ölüm, Georgi Gospodinov’un ölüm, yas, baba figürü, zaman ve hatırlama üzerine yazdığı derinlikli bir metindir. Roman, yazarın babasının hastalığı ve ölümü sürecinde yaşadıklarını merkeze alır. Baba, bir bahçıvandır; toprağa, bitkilere ve yaşama bağlılığıyla tanımlanır. Ölüm ise hem fiziksel hem de metafizik bir güç olarak anlatının karşısında durur.
Gospodinov acıdan bir edebiyat oluşturma değil, acının edebiyat olmasına izin vermesine tanık oluyoruz. Eser klasik bir hikâye anlatmıyor; anı parçaları, suskunluklar ve düşünceler arasında dolaşıyor. Yas burada yüksek sesle değil, içten içe yaşanıyor. Okurken duruyorsun, yavaşlıyorsun, kendi kayıplarını hatırlıyorsun.
Bahçıvan ve Ölüm, acıdan çok hatırlamayı, kayıptan çok bağı, ölümden çok yaşanmışlığı anlatıyor.










