Oğuz Atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmaz. Kitaba adını veren hikayenin korkuyu beklerken kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle vadettiği "beyaz mantolu adam" da öyle.
ALINTI
"Düşünme! dedim kendi kendime, düşünme. Düşünmeyi bile bilmiyorsun."
"Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi."
"Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır, dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı."
YORUM
"Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı."
Korkuyu Beklerken, Türk edebiyatında modern bireyin iç dünyasını ele alan bir öykü kitabıdır. Eserde yer alan sekiz hikâyede toplumdan kopmuş, kendini çevresine yabancı hisseden, iç dünyasında yoğun düşünceler yaşayan karakterler anlatılır. Oğuz Atay bu karakterler aracılığıyla modern insanın yalnızlığını, toplumla olan çatışmasını ve bireyin zihninde büyüyen korkularını ortaya koyar.
Kitaba da adını veren “Korkuyu Beklerken” öyküsünde sıradan bir adamın aldığı gizemli bir mektup sonrasında yaşadığı psikolojik değişim anlatılır. Bu mektup karakterin zihninde belirsiz bir tehdit duygusu oluşturur ve zamanla bu durum büyük bir korkuya dönüşür. Gerçekte ortada kesin bir tehlike olup olmadığı bilinmemesine rağmen karakter sürekli bir korku içinde yaşamaya başlar ve bu korku giderek paranoyaya dönüşür. İnsan bazen gerçek bir tehlike olmasa da kendinin katiline dönüşür.
Kitapta yer alan diğer öykülerde de benzer şekilde toplumla uyum sağlayamayan, kendini yalnız ve anlaşılmamış hisseden bireylerin hikâyeleri anlatılır. Oğuz Atay bu karakterleri anlatırken çoğu zaman ironi ve eleştirel bir anlatıma özen göstermektedir. Sonuç olarak Korkuyu Beklerken, modern bireyin psikolojisini, yalnızlığını ve toplumla olan çatışmasını güçlü bir şekilde anlatan, düşündürücü ve eleştirel bir eserdir. Oğuz Atay bu kitapta insanın korkularının çoğu zaman belirsizlikten ve kendi iç dünyasından doğduğunu gösterirken, aynı zamanda toplumun birey üzerindeki baskısını da sorgular.
Tüm öykülerini sevmeme rağmen aralarında Tahta At öyküsünü gerçekten zorlanarak okudum. Kısaca konusuna da değinecek olursam, küçük bir kasabaya yapılan büyük ve gösterişli bir tahta at heykeli etrafında gelişen olaylar anlatılır. Kasabanın yöneticileri ve bazı aydınları bu heykeli kasabanın gelişmişliğinin ve kültürel ilerlemesinin bir simgesi olarak göstermeye çalışmalarına tanık oluyoruz ama çok bunaldım. Ama Tutunamayanlardan sonra okuduğum ikinci yapıtı öyküleri olması iyi oldu.
Yavaş yavaş devam ediyoruz.