Zamanda yolculuk edebilseydiniz neyi değiştirirdiniz?
Kimi son bir kez görmek isterdiniz?
Tokyo’nun ara sokaklarından birinde, ziyaretçilerine özenle demlenen kahvelerini sunan yüz yıllık bir kafe bulunur. Yılın en sıcak gününde bile serin kalmayı başaran, yalnızca dikkatli gözlerin seçebileceği, bodrum katındaki küçük bir kafe... Öyle küçük ki üç masa ve altı sandalye ile mekân baştan başa doluyor. Duvarda ise her biri ayrı bir zamanı gösteren üç saat asılı. Etrafınıza bakındığınızda en hafif tabirle “sıradan” olarak niteleyeceğiniz bu yerin kolaylıkla tahmin edilemeyecek bir hizmeti daha var: Zamanda yolculuk.
Ancak bu, o kadar da kolay değil. Öncelikle belli bir sandalyeye oturmanız gerekiyor ki o, günde sadece bir kez masadan uzaklaşıp kısa süre sonra geri dönen bir hayalete rezerve edilmiş durumda. Eğer oturmayı başarırsanız süreniz dolana kadar sandalyeden kalkamaz, kafeyi terk edemezsiniz. Bir kez daha görmeyi ümit ettiğiniz kişinin daha önce bu kafeyi ziyaret etmiş olması gerekliliği ve geçmiş ya da geleceği asla değiştiremeyeceğiniz gerçeği de cabası... Ama hepsinden önemlisi, kahve soğumadan önce geri dönmek zorunda oluşunuz.
Ne geçmişe ne de bugüne ait olan bir hayalete dönüşmek istemiyorsanız duvardaki antika saatlerin sesine kulak verin: “Tik-tak, tik-tak, kahve birazdan soğuyacak!”
YORUM
Geçmişe dönüp değiştirebileceğiniz tek bir anınız olsaydı, neyi değiştirirdiniz? Söyleyemediğiniz bir cümleyi mi söylerdiniz, vedalaşamadığınız biriyle son kez konuşmayı mı isterdiniz, yoksa sadece bir kez daha yan yana oturmakla yetinir miydiniz?
Toshikazu Kawaguchi’nin Kahve Soğumadan Önce kitabı, tam da bu ihtimalin etrafında şekilleniyor. Tokyo’da küçük bir kafede, belirli kurallara uyulduğu takdirde geçmişe gidip biriyle yeniden konuşmanın mümkün olduğu söyleniyor. Ancak geçmişi değiştirmek mümkün değil. Ne olmuşsa olmuş ve ne söylerseniz söyleyin, bugün aynı kalacak. Üstelik geçmişte fazla uzun kalırsanız kahveniz soğuyor ve geri dönmeniz gerekiyor.
Kitapta birbirinden farklı insanların bu sandalyeye oturup geçmişleriyle yüzleşmelerini okuyoruz. Söylenmemiş sözler, yarım kalmış ilişkiler, kaçırılmış fırsatlar ve zamanında verilememiş cevaplar… Aslında hepsinin ortak noktası geçmişi değiştirmekten çok, geçmişte bıraktıkları bir duyguyla hesaplaşmak. Bu yüzden kitap zaman yolculuğundan çok, pişmanlıklar ve vedalar üzerine bir hikâyeye dönüşüyor.
En sevdiğim tarafı ise geçmişi değiştirme gibi büyük bir fırsat sunmasına rağmen kitabın bize keşkelerin peşinden gitmeyi değil, elimizdeki zamanı fark etmeyi hatırlatması. Çünkü bazen geçmişte söyleyemediğimiz bir cümleyi bugün söyleme şansımız hâlâ vardır. Bazen de değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul etmek, onlarla yaşamayı öğrenmenin tek yoludur.
Kahve Soğumadan Önce çok büyük olayların değil, küçük anların kitabı. Bir kahve, bir masa, birkaç dakika ve söylenmek istenen birkaç cümle… Ama bazı vedalar için insanın yıllarca beklediği o birkaç dakika, koca bir ömre bedel olabiliyor.
Ve belki de asıl mesele zamanda geriye gitmek değil, kahve henüz soğumamışken söylememiz gerekenleri söyleyebilmek.