Günümüzde her yerde genel bir algofobi, acı korkusu hâkim. Acı toleransı da hızla düşmekte. Algofobi sürekli bir anesteziye yol açtı. Acı yaratacak her durumdan kaçınılıyor. Aşk acılarına bile şüpheyle bakılmaya başlandı artık. Algofobi toplumsal alana da uzanır. Acı verici tartışmalara yol açabilecek çatışma ve fikir ayrılıklarına ve çatışmalarına giderek daha az yer verilmektedir. Algofobi siyasete de yansır.
Uyum ve uyuşma baskısı artar. Siyaset palyatif bir alana yerleşerek her türlü canlılığını yitirir. “Alternatifsizlik” siyasi bir ağrı kesicidir. Muğlak “orta yol” palyatif bir etki gösterir. Tartışmanın ve daha iyi savlar uğruna mücadelenin yerini sisteme uyma baskısı alır. Demokrasi-sonrası bir toplum yapısı yaygınlaşmaktadır. Bu palyatif bir demokrasidir. Palyatif siyaset acı verebilecek keskin reformlar ya da vizyonlar oluşturmayı beceremez. Bunun yerine sistemik bozukluk ve kırıklıkların üzerini örtmekle kalan kısa süre etkili ağrı kesicilere başvurur. Palyatif siyasetin acıya cesareti yoktur. Böylece her şey eskisi gibi devam eder.
ALINTI
"Sadece hakikatler acı verir. Hakiki olan her şey acı vericidir."
“Aşkı söyleyeyim dedim, aşk acı oldu bana. Acıyı söyleyeyim deyince de acı, aşk oldu.”
"Ölemeyecek kadar canlı ve yaşayamayacak kadar ölüyüz."
YORUM
"Kopuşlar acı veriyorsa bağlar hakiki demektir."
Palyatif Toplum: Günümüzde Acı adlı eseri, modern toplumun acı ve olumsuzluk karşısındaki tutumunu eleştirel bir perspektifle inceleyen kısa fakat yoğun bir felsefi metindir. Han’a göre çağdaş toplum giderek acıdan kaçınan bir yapıya dönüşmektedir. Yazar bu durumu “algofobi” kavramıyla açıklar; yani bireylerin yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve toplumsal düzeyde de acıdan kaçınma eğilimi göstermesi. Modern yaşamın konfor, güvenlik ve mutluluk odaklı değerleri, bireyleri rahatsızlık veren her türlü deneyimden uzaklaştırmaya çalışır. Tartışma, çatışma veya eleştiri gibi rahatsız edici durumlar giderek bastırılır ve toplumda genel bir “pozitiflik kültürü” oluşur. Han’a göre bu durum ilk bakışta huzurlu görünse de insan deneyimini yüzeyselleştirir ve bireylerin derin düşünme ya da dönüşüm yaşama kapasitesini zayıflatır.
Kitapta öne çıkan bir diğer önemli kavram ise “palyatif toplum” fikridir. Tıpta palyatif tedavi, hastalığı tamamen iyileştirmeden yalnızca ağrıyı hafifletmeye yönelik uygulamaları ifade eder. Han bu kavramı toplumsal düzeye uyarlayarak modern toplumun sorunları kökten çözmek yerine onları geçici yöntemlerle yatıştırdığını savunur. Ekonomik krizler, sosyal eşitsizlikler veya siyasal gerilimler gibi problemlerin çoğu zaman kalıcı çözümler yerine kısa vadeli politikalarla geçiştirildiğini ileri sürer. Bu durum siyaset alanında da kendini gösterir; modern siyaset risk almaktan kaçınan, radikal değişimlerden uzak duran ve toplumdaki rahatsızlıkları yalnızca geçici biçimde azaltmaya çalışan bir yönetim anlayışına dönüşür. Böylece politika, dönüşüm üreten bir alan olmaktan çıkıp daha çok istikrarı korumaya yönelik bir yönetim tekniği haline gelir.
Kısa ve yoğun bir anlatım olmasıyla birlikte fikirler net ve vurucu biçimde ortaya koyulmuş.
Toplumsal eleştiri ile bireysel psikoloji analizlerini bir arada okuma imkânı sunması.
Acı kavramını yalnızca olumsuz anlam olarak değil dönüştürücü ve uyarıcı bir güç olarak yeniden ve farklı çevreden düşünmeye itmesiyle eser oldukça keyifli bir okuma deneyimi yaşatıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder