Madrid'in parıltılı sarayları ve Engizisyon'un karanlık zindanları arasında, bir mucize ya hayatınızı kurtarır ya da sonunuzu hazırlar.
Luzia Cotado, Madrid'in yoksul mahallelerinde bir mutfak hizmetçisiydi. Tek yeteneği, yemekleri daha lezzetli kılmak ya da kırılan eşyaları onarmak gibi küçük, "tesadüfi" mucizeler yaratmaktı. Ancak Engizisyon'un her yerde gözü olduğu bir dünyada, bu küçük yetenekler bile ölümcül birer günahtı.
Luzia'nın hayatı, yeteneğinin evsahibesi tarafından yeteneğinin keşfedilmesiyle sonsuza dek değişecekti. Bir anda kendisini kralın gözdesi olmak için yarışan, tehlikeli bir güç oyununun ortasında bulacaktı. Ancak bu oyunun kuralları kanla yazılmıştı.
Luzia, ölümsüz bir varlık olan Santángel ile ittifak kurmak zorunda kalacaktı. Santángel sadece onun hocası değil, aynı zamanda en büyük sırdaşı ve belki de en tehlikeli zaafı hâline gelecekti. Sırlar açığa çıktıkça Luzia kendine şu soruyu sormak zorunda kalacaktı:
Özgürlük için ne kadarından vazgeçebilirsin? Ve ruhunu kime emanet edersin?
ALINTI
"Şayet kral değilsen, diye düşündü, kral gibi davranmak çok tehlikelidir."
Olasılıkları dil yaratır. Bazen kullanılarak. Bazen gizli tutularak.
"'İşte böyle,' dedi Luzia. 'Kimse mucize beklememeli ama mucizeden umudunu da kesmemeli.'"
YORUM
“Kader değiştirilebilir,” dedi Luzia. “Lanetler bozulabilir.”
Engizisyonun gölgesinde yaşayan bir toplumda, görünmez olmaya çalışarak hayatta kalmaya çalışan Luzia ile hikâyeye adım atıyoruz. Onun yaşamı, sürekli bir saklanma ve kendini bastırma haliyle şekillenir. Çünkü Luzia diğer insanlardan farklıdır; küçük mucizeler yaratabilen, gerçekliği eğip bükebilen bir güce sahiptir. Ancak bu güç, vaat ettiği özgürlükten çok tehlikeyi beraberinde getirir. İçinde bulunduğu dönemde farklı olmak, hele ki bir kadın olarak, yalnızca dışlanmak değil, doğrudan suçlanmak ve yok edilmek anlamına gelir.
Bu yüzden Luzia’nın hayattaki temel motivasyonu güçlenmek değil, fark edilmemektir. Kendi kaderini kontrol edemediğini fark ettikçe, hayatta kalmanın tek yolunun görünmez kalmak olduğuna inanır. Ancak bastırılan her şey gibi, onun yeteneği de bir noktada gizli kalamaz. Ne olursa olsun diyerek gücünü açığa çıkardığı anda, hayatı geri dönülmez biçimde değişir.
Yeteneği soyluların ve güç sahiplerinin dikkatini çektiğinde Luzia, kendini bir anda saray entrikalarının ortasında bulur. Artık o sadece bir hizmetçi değildir; sergilenen, sınanan ve kontrol edilmek istenen bir araca dönüşür.
Genel olarak hikâye örüntüsünü beğendiğimi söyleyebilirim. Karakterlerin işlenişi, yazarın üslubu ve olayların ele alınış biçimi bir bütünlük halinde. Özellikle atmosfer konusunda etkileyici bir dil kullanılmış; hikâyenin içine çekmeyi başarıyor.
Akıcılık konusundan değerlendirirsek ilk yüz sayfanın belirgin şekilde daha durağan ilerlediğini söylemek mümkün. Bu kısımlarda daha çok karakter ve dünya inşasına odaklanıldığı için tempo yer yer düşüyor. İlerleyen sayfalarda olaylar nispeten hız kazansa da çok keskin bir değişim beklememek gerekiyor. Hikâye genel hatlarıyla daha kontrollü ve orta tempolu bir akışa sahip.
"Hastaydım çünkü hayat beni hasta etti. Beni tüketti, bıktırdı ama yine de annesinin eline tutunan bir çocuk gibi tutunuyorum hayata. Bunca yıllık hüzünden sonra yaşamak istiyorum."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder