“Sen kontrol etmeye çalıştın her şeyi deli gibi, şöyle olsun, böyle olsun diye. Sen rekabet ettin ondan, bundan, şundan daha iyi olmak ve öne geçmek için. Sen yaptın her hamleyi öbürü arkada ne halde kaldı, bilmek istemeden. Sen nefessiz bıraktın Lara’yı illa şöyle olacaksın, böyle olacaksın diye. Parlatıyorsun zannederken tüylerini, sen tükettin kendini. Kılıfın güzel göründüğünden kendin de inandın masalına. Ama için tükendi, kurudun kızım. Leş kargası da geldi sana dadandı tabii. O, ‘bakın ben ne kadar iyiyim, güzelim, başarılıyım’ kabuğunun altındaki cansızlık onu çekti. Uyan.”
“Bunları yapmayıp ya ne yapacaktım? Bize öğretilenler bunlar değil miydi?”
“İşte, öğretilenler yanlış Lara. İnsan işlemiyor. Hata veriyor. Hep dünya işlemiyor zannediliyor ama işlemeyen insanlık. İşlemeyerek de bu hale geldi. Ne yapacaktım diyorsun. Cevap çok basit: Kendin olacaktın. Lara olacaktın. Bir şey yapmaya çalışmayacaktın. Lara olacaktın!”
“Lara olmak ne ki?”
Lara’nın hikâyesi, yaşamın beklediği seni keşfetmen, yaşayabilmen ve böylelikle Can Borcu’nu ödeyebilmen için bir davettir. Var mısın?
ALINTI
"Yaşamda boş yoktur. Ya o an gelen hakikaten iyi geliyor ya da sana kötü gibi geliyor ama aslında iyileştirmek için geliyor."
"Karşıda tetiklendiğin, yani yargıladığın ve içinde tepki oluşturan her şey aslında kurtulman gereken, senin gerçek dışı bir inancını sana gösterir. Bu yüzden esas sorunun cevabı, zihninin içini bilmek istiyorsan, yargılarına bak. "
"Kendine seçtiğini yaşatabilirsin. Çünkü inandığın düşünce neyse onu yaşıyorsun ve o da senin yaşamının gerçekliği oluyor. Gerçek bu: ben neye inanıyorsam kendime onu yaşatırım. Kimse burada bana bir şey yaşatamaz."
"Yaşamak, yaşamdan beklentisi olanlar için bir mesele. Benim yok. Hiçbir şeyim yok."
Yazardan okuduğum ilk eser Can Borcu oldu. Seyir eserini çok duymuştum ama alıp okumak kısmet olmamıştı.
Can Borcu eseri tamamen gelişim ile alakalı bir temel üzerine yazılmış bir eser. Okuduğum dönemden kaynaklı beni çok etkileyen ve inancımı tazeleyen bir eser oldu.
Hayat, düz bir çizgide ilerleyen bir canlılığı yok bazen yukarı bazen aşağı. Can Borcu olaylara karşı verdiğimiz tepkiler, düşünceler, eylemlerin bizi nerelere götüreceğini veya götürmeyeceğini tekrar hatırlatan bir eser oldu bana.
Genellikle mutluluktan ziyade üzüntülerden çıkardığımız dersler daha fazla olur. İyiden de ders çıkartırız ama genellikle iz bırakan kötülerden öğrendiğimiz derslerdir. Düştüğümüz zaman verdiğimiz tepkiler ayağa kalktığımız dönemi öyle bir etkiler ki nasıl olduğunu bir türlü anlamlandıramayız. Ayağa kalkana kadar verdiğimiz çaba, emek veya boş vermişlik ki genelde de boş vermek en kolayıdır o dipte genellikle kolaya kaçmak en doğrusu gibi gözükür, çünkü neden olmasın.
"Her bir işlemeyen insanın nedenini, niçin ve nasılını görebildiğinde de kendini biraz daha bağlayabiliyorsun. Hepsi zannedenler üzerine kurulmuş yaşamlar. Ama ben artık gerçekte yaşamak istiyorum biliyorum daha fersah fersah yolum var ama en azından gayret etmeyi seçiyorum."
Seçim kararlarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha iyi anladığım bir okuma oldu. Bildiğim bir çok şey olmasına rağmen arkadan bir destek verilmesi ve bu desteğin zamanında gelmesi benim için yeri anlamlı. Konu bakımından güzel bir kurgu ile ana mesajı güzel yansıtmış açıkçası kalemi ve akıcılığını sevdim.
“Hoşça bak kendine ki kainatın özüsün sen, bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder