ARKA KAPAK
“Yarın öğlen av başlıyor. Bu yüzü unutmayın!”
Yıl 2025. Amerika’da kâbus gibi bir düzen hâkimdi. Ülkeyi yönetenler büyük bir sınıf farkı yaratmışlardı. Halkın çoğu yoksuldu. Televizyon programları insanların para için hayatları üzerine bahse girdiği bir platform haline gelmişti.
Ben Richards da o çaresiz adamlardan biriydi. İşsizdi, parasızdı ve ümitsizdi. Hasta kızının tedavi olması gerekiyordu. Ben’in yapabileceği tek bir şey vardı: Koşucu programına katılmak ve bir milyon dolar kazanmak. Yarışmanın amacı onu öldürmekle görevli Avcılar’dan kaçmak ve otuz gün boyunca hayatta kalmaktı, hem de gezendeki hemen herkes onu seyrederken ve ele vermeye çalışırken…
Acaba şimdiye dek kimsenin sekiz günden daha fazla hayatta kalamadığı yarışmayı Ben Richards kazanabilecek mi?
Acımasız sistemi yenebilecek mi? Sonucu ne olursa olsun, Ben bu ölüm kalım oyununda sonuna dek gitmeye hazırdı.
ALINTI
“Bir zamanlar insanlar kitap okurdu. Şimdi sadece ekranın önünde ölüleri izliyorlardı.”
“Bu karmaşık ve karanlık çağın getirdiği bütün korkuların simgesisiniz.”
“Şiddete başvuran insan yine şiddetle ölür.”
“Para, Tanrı olmuştu. Geriye kalan her şey, onun kurbanlarıydı.”
“Hayatta kalmak, bazen sadece nefes almak değildir;
bazen seni yok etmek isteyen bir dünyanın önünde koşmaya devam etmektir.”
Stephen King’in Bachman döneminin en karanlık distopyalarından Azrail Koşuyor, okuru yalnızca vahşi bir yarışa değil; yoksulluğun, medyanın vahşileşmiş gösteri kültürünün ve insanın kendi karanlığıyla yüzleşmesinin içine fırlatıyor.
Roman, yakın gelecekte geçen karanlık bir distopyayı anlatır. Dünya, derin bir ekonomik çöküşün içindedir; işsizlik yaygın, yoksulluk ölümcül bir boyuttadır. Televizyon ise halkın acılarını unutturmak için vahşi yarışmalar ve ölüm oyunları yayınlayan bir manipülasyon aracına dönüşmüştür. Ben Richards, işsiz, umutsuz ve hasta kızının tedavisi için paraya ihtiyaç duyan bir babadır. Son çare olarak, devlet destekli ölümcül yarışma programı “Running Man”e katılmaya karar verir. Bu yarışmada Richards 30 gün boyunca hayatta kalmaya çalışır, tüm dünya onu televizyonlardan izler, profesyonel “avcılar” ve halktan herkes onu ihbar ederek veya yakalayarak ödül alabilir. Richards, sadece peşindeki ölüm makineleriyle değil, onu bir eğlence nesnesi gibi izleyen kitleyle de gerçekleri manipüle eden medya ile de yoksulların hayatını hiçe sayan sistemle de savaşmak zorundadır.
Koştukça Richards, düzenin “suçlu kim?” sorusuna kendi cevabını oluşturmaya başlar. Ve kaçış, bir süre sonra kişisel bir hayatta kalma mücadelesinden çok daha büyük bir başkaldırıya dönüşür.
King burada yalnızca bir kaçış hikâyesi anlatmıyor. İzlediğimiz programların ardındaki karanlığı, toplumun tüketim iştahını, çaresizliğin insanı neye dönüştürebileceğini acı bir dürüstlükle önümüze koyuyor.
“Biz de bugün benzer bir gösterinin içinde değil miyiz?” sorusu insanın zihninin bir köşesinde yanıp sönüyor.
Azrail Koşuyor, sadece bir distopya değil; sistemin çarkları arasında sıkışan insanın “koşmaya devam etme” hikâyesi. Sert, hızlı, sarsıcı. Bittiğinde uzun süre zihninizde yankılanacak cinsten bir kurgu.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder