5 Ocak 2026 Pazartesi

DALGALAR / Virginia Woolf

 ARKA KAPAK


Dalgalar, yaşamın ritmini doğanın döngüsü ve zamanın akışıyla uyum içinde yansıtan bir metafordur. Birlikte büyüyen, üç erkek üç kız altı çocuğun, gençliğe ve sonra yaşlılığa uzanan bir çizgide izlediğimiz yaşamlarını kendi iç sesleriyle anlatan Dalgalar deneysel bir roman, Virginia Woolf’un en özgün yapıtı, kendi deyişiyle bir “oyun-şiir”.

“Ölü şair ne demişti, unutmuşsunuz. Ve ben sözleri size tercüme edemem ki bağlayıcı gücü sizi ip gibi sarsın, amaçsız olduğunuzu kafanıza iyice soksun; ve ritmin bayağı ve değersiz olduğunu göstersin; işte bu yüzden, amaçsızlığınızın farkında olmadığınız sürece sizi istila eden, sizi gençken bile yaşlandıran o aşağılamayı yok edin. O şiiri kolayca okunacak şekilde tercüme etmek de benim çabam olsun.”



ALINTI


" sizler gibi görünmeyi umuyordum, ama olamadım, çünkü ben sizler gibi tek ve bütün değilim, şimdiye dek binlerce hayat yaşadım.."

".. benimde önce bakmam ve başkalarının neyi nasıl yaptığını görmem gerekiyor."

".. benimde önce bakmam ve başkalarının neyi nasıl yaptığını görmem gerekiyor."




YORUM

"ama bana göre iyi bir cümle bağımsız bir varoluşa sahiptir. Yine de iyi bir cümlelerin yalnızlıkla kurulabileceğine inanıyorum."


Virginia Woolf  'Dalgalar' romanında, olayların peşinden sürüklenmektense, bilincin dalgalanan hareketini izlemeyi göstermeyi tercih etmiş. Dalgalar eseri oldukça derin ve anlatımı zor bir eser. Değinilen konu 'benlik' olduğu için de oldukça ön görülebilir bir durumdu. Woolf bu sefer kalemiyle beni 'Dalgalar'ına çekebildi. Süreçten ve kurgudan oldukça memnun ayrıldım bu sefer. Kitap analizine geçersek; oluşturduğu bu altı karakter -Bernard, Neville, Louis, Jinny, Susan ve Rhoda- ayrı ayrı kişilikler olarak değil, tek bir benliğin altı sesi gibi kurguluyor. Her biri bizdeki farklı parçaya dokunuyor: anlatan, hisseden, yabancı kalan, bedeniyle var olan, doğaya sığınan ve çözülmeye çalışan  parçamıza. Romanın sessiz merkezi Percival' ı ise, neredeyse konuşmadan bile bütün karakterlerin içindeki boşluğu açığa çıkaran bir yokluk odağı haline getirmiş. Bir bakıma anlatımı da kolaylaştırmış gibi düşünebiliriz.
Eserdeki  zaman algısı ise normalden farklı ele alınmış; saatle değil, ışıkla ve dalgalarla ölçülür. Günün doğuşu çocukluğa, öğle olgunluğa, akşam yaşlılığa karşılık gelir. Aralara serpiştirilen deniz ve doğa metinleri romanın asıl anlatıcısı niteliği taşıdığını bittikten sonra fark edebiliyoruz.

Bitimi demişken bize şu soruyu da sordurtmayı ihmal etmiyor; "Ben dediğimiz o şey, gerçekten tek parça mı; yoksa birbirine değen kırık parçaların birleşimi mi?"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder