18 Ocak 2026 Pazar

SİS VE GECE / Ahmet Ümit

 ARKA KAPAK

Amansız bir yalnızlaşma ve yabancılaşma

İstihbarat teşkilatının mesleğine aşkla bağlı elemanı Sedat’ın hayatı üst üste gelen musibetlerle altüst olmuştur. Babası gibi sevdiği amiri Yıldırım’ın öldürülmesinin şokunu atlatamadan kendisi de suikasta uğrar. Tüm bunların üstüne yegâne yaşama sevinci olan Mine’nin kaybolmasıyla hayatı tam bir cehenneme döner ancak pes etmez, sevgilisinin peşine düşer.

Faili meçhul cinayetlerin parçaladığı yaşamlar

Sis ve Gece olgun bir yazardan izler taşıyan üslubuyla şaşırtıcı bir ilk roman. Ahmet Ümit’e parlak bir kariyerin kapısını açan roman uzun vadede yazarın imzasına dönüşecek olan tüm temaları barındırıyor; arka sokaklarda kaybolan yaşamlar, azınlıklar, mezar taşlarının silinen yazıları gibi hayatımızdan sessiz ve çaresizce çıkan “ötekiler.”


ALINTI


"İnancın ne kadar yıkıcı bir silah olabileceğini bir kez daha görüyorum. Bu genç beyinler, bu tutkulu kişilikler doğru bir yöne kanalize edilebilseydi ülkeye ne kadar yararlı olurlardı, diye yazıklanmaktan kendimi alamıyorum."

"İnsanın başına her türlü felaket gelebilir. Ama en kötüsü bu felakete kendisinin neden olması."


YORUM

Amansız bir yalnızlaşma ve yabancılaşma

Bir Ahmet Ümit kalemiyle karşı karşıyayız. Kısaca konusundan bahsetmek istersem, bir istihbarat görevlisi olan Sedat’ın gözünden olaylara tanık oluyoruz. Sedat, devlet adına yürüttüğü gizli operasyonlar sırasında hem mesleği hem de özel hayatı arasında sıkışmakta. Bir yandan eski sevgilisi Mine’nin kayboluşu, diğer yandan karanlık devlet ilişkileri onu içsel bir çözülmeye sürükler. Roman ilerledikçe Sedat’ın hem başkalarını izleyen hem de izlenen biri olduğunu görmekteyiz. 

"İnsanın başına her türlü felaket gelebilir. Ama en kötüsü bu felakete kendisinin neden olması."

Bu sefer sadece polisiye ağırlıklı hissettirmemekte, bireyin sistem içinde nasıl yalnızlaştığını ve kimliğini kaybettiğini anlatan güçlü bir sorgulamayı yaptırdığını dile getirebiliriz. Sedat karakteri aracılığıyla devlet, vicdan ve insanlık arasındaki ince çizgiyi bizlere sunmaktadır. Romanın sonunda asıl tehlikenin dış düşmanlar değil, insanın kendi iç dünyasında kaybedilen değerler olduğunu görebiliyoruz.

Ben genel olarak sevdim ama sonu çok tahmin edilebilir bir hikaye olduğunu söyleyebilirim. İlk yazdığı eserlerden olduğu için sonraki kalemin gelişimini gördüğümden de kaynaklanmış olabilir. 

Eser zaten çok uzun değil. Bu yüzden uzatmalara oynanmadan gerekli mesajlar ve kurguyu bizlere sunmuş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder