17 Şubat 2026 Salı

İSTANBUL HATIRASI / Ahmet Ümit

 ARKA KAPAK

Yedi tepeli şehre çökmüş kasvet yüklü bir bulut, son nefesini vermiş yedi kurban…

Tarihî yarımadada işlenen sıra dışı bir cinayet, Başkomser Nevzat’ı harekete geçirir. Katil, avcuna antika bir sikke bıraktığı kurbanın cesedi üzerinden çözülmesini istediği bazı mesajlar vermiştir. Aynı cinayet ritüelinin parçası olmuş kurbanlar peşi sıra gelir; tüm kurbanların elinde bir sikke vardır ve her biri şehrin parlak dönemlerinde yaşamış bir imparatorunun döneminden kalma tarihi bir yapının önüne bırakılmıştır. Kurbanların ortak özelliği, İstanbul’a olan ihanetleridir. Peki katilin özelliği nedir?

Şehrimizle birlikte yitirdiklerimize, birbirimize bakıyorduk.

Byzantion, Konstantinapol ve İstanbul… Sahipleri, sakinleri değişse de, yeni isimler edinip farklı karakterlere bürünse de değişmeyen bir şey var tarihi yarımadada; eskimeyen güzelliği. Ahmet Ümit İstanbul Hatırası’nda artık tehdit altında olan bu güzelliği merkeze alıyor ve yüksek gerilimli polisiyesiyle okuru hipnotize ederken aktardığı tarihi bilgilerle İstanbulluluk bilincini de canlandırmaya çalışıyor.


ALINTI


"Hepimizin bir tek ortak özelliği vardı: İnsan olmak. Farklı inançlara, farklı etnik kökenlere, farklı cinsiyetlere, farklı dünya görüşlerine sahip olsak da hepimiz insandık."

"Ölüden zarar gelmez insana. Kötülük canlıdan gelir."


"İnsan pek de vefalı bir varlık değildi."

"Ne kadar haklı olurlarsa olsunlar, katillere hayranlık duymak iyi bir şey değil."


YORUM

Byzantion’dan Roma’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan bir tarih çizgisi. 

İstanbul Hatırası eserinde İstanbul’un tarihî yarımadasında işlenen seri cinayetlere konuk oluyoruz. Katil farklı bölgelerde bıraktığı kurbanları ve kurbanların yanına eski İstanbul uygarlıklarına dair sikkeler bırakmasında ki sebep nedir? Başkomiser Nevzat ve ekibiyle birlikte katili bulmaya çalışırken diğer yandan da İstanbul’un Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan tarihsel mirasına tanık oluyoruz. 

Bu eserinde katilden çok aslında başkahramanımız İstanbul. Efsanevi İstanbul. İlk cinayet ile Sarayburnu'na; Marmara Denizi, Boğaz ve Haliç’in birleştiği bu nokta aslında Byzantion’un (İstanbul'un ilk adı) kurulduğu yer olarak kabul edilir; yani İstanbul’un doğduğu coğrafyadır. Doğumla başlayan bu sembolik zincir ile şehrin tarihsel serüvenine giriş yapıyoruz. 

Bu cinayetler kim tarafından ve neden işleniyor? Katil neye dikkat çekmek istiyor? Amacı tarihi korumak mı, yoksa kendi adalet anlayışını mı dayatmak? sorularıyla baş başa kalıyoruz. Böylece yalnızca bir katil arayışına değil, aynı zamanda vicdan ve adalet sorgulamasına da dönüşmektedir.

Ahmet Ümit'in polisiye ve tarihi harmanlamasını bayılıyorum. Her Ümit romanında İstanbul'u gezme isteği geliyor. Esere de geri dönecek olursak tabii ki Başkomiser Nevzat ve ekibini çok özlemişim. Bölümler kısa ve tempolu oluşu akıcılığı daha da arttırıyor.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder