9 Ağustos 2025 Cumartesi

KÜL -Aslı Özgür

 AŞK
Derviş derviş olalı böyle zikir görmedi,
Âlim kitap tutalı böyle ilim bilmedi.
Hangi can candır ki kendinden geçmedi ?
Aşk ile ibadet bile aşka ibadete yetmedi…
-İlahi Aşk’a
Görüyor musun sana boy atan şu kalbimi
Tıpkı kendine kapanık Vav’ın Elif gibi dirilişi.
Ah benim gözleri bin kıtalık şiirim,
Uyaklarda uyanışım, mısralarda dinginliğim.
Ah benim aşka dair tek zikrim,
Ömrüme inzivam, dünyaya restim.
Ah benim kendimi kendimden çekmişliğim,
Vaktine esir nasibimi bekleyişim…
-Fani Aşk’a
Sevgili
Aşk tapmak değildir kendini aşmaktır,
Kendini aşıp da aşkta kendine varmaktır…


YORUM

 Kül adlı bu şiir kitabında, kelimelerin küllerinden yeniden doğan bir içsel yolculuk; aşkın, ölümün ve varoluşun en derin anlamlarını sessiz ama güçlü fısıltısına şahit oluyoruz.

“Aşk tapmak değildir kendini aşmaktır,

Kendini aşıp da aşkta kendine varmaktır…”

Aslı Özgür'den okuduğum üçüncü eser. Her biri birbirinden derin, muazzam hisler bırakan şiirlere konuk etmişti. Kül eserindeki şiirler de bir o kadar muazzamdı. Kendini her eserinde bir üst noktaya koyarak ilerlemeyi amaçlayan bir şairimiz. Okuyucuya verdiği değeri de eserlerinde görebiliyoruz. Bu oldukça kıymetli bir yön açıkçası. Bunu hissettirebilmek de bir başarıdır benim gözümde.

Bu eserinin son bölümünde bize ayırdığı etkinlik bölümü mevcut. Orada kendi sözleriyle kendimiz bir şiir oluşturabiliyoruz. Çeşitli şekilde bir sürü şiir ortaya çıkartmak mümkün :) Benim oldukça hoşuma giden bir bölümdü. Bir önceki eseri 'Asil Aşk' eserinde de şiirler, günceler ve sözler bölümünün ardından düşüncelerimizi paylaşmamızı istemişti. Şimdi şiir yazmamızı :) Bu tarz yazar/şair - okuyucu etkileşim bir arada olan şeyler çok kıymetli.

Kül'de her mısra, iç dünyanızda derin izler bırakacak, aşkı, ölümü ve varoluşu yeniden sorgulatacak. Bu yolculuğa çıkmak isteyenlere kesinlikle tavsiye ettiğim bir şairimiz. Şimdiden şiirleri tadacak olan kişilere keyifli, derin okumalar.





Nasıl inanmışım dersin kendine uzaktan bakınca.

Zaman sevdayı geçip ayrılığa varınca,

Sözünü senet saydığın aşkın yüreği karşılıksız çıkınca 

19 Haziran 2025 Perşembe

KUŞKU MEVSİMİ ve ESARETİN BEDELİ / Stephen King

ARKA KAPAK

Usta yazar Stephen King’in novela türündeki öykülerinden oluşan Kuşku Mevsimi, en fazla “Shawshank Redemption” adlı filme çekilmiş öyküsüyle büyük ilgi gördü. Ülkemizde “Esaretin Bedeli” ismiyle hafızalara kazınan film, Amerikan Film Enstitüsü’nün hazırladığı “En İyi 100 Film” listesinde yer almaktadır.

Bugüne dek pek çok yapıtı film ve TV dizisi olarak yorumlanan yazarın Kuşku Mevsimi adlı romanında; Yetenekli Öğrenci, Esaretin Bedeli (Shawshank Redemption) ve Solunum Metodu adlı üç öykü bulunuyor.

Stephen King, Kuşku Mevsimi ile yalnızca korku ve gerilimde değil dram türünde de usta bir yazar oduğunu kanıtlıyor...



ALINTI

"Sadece kaybedenler emirlere itaat ettikleri için savaş suçlusu olarak yargılanırlar."

".. Ancak hapishaneye başka bir şey daha getirmişti. Kendi değerini bilerek gelmişti."

"Acı olmazsa huzur da olamaz; onun için acı çekerek ruhumuzu kurtarabiliriz."



YORUM

Kuşku Mevsimi ve Esaretin Bedeli üç öyküden oluşan, King’in alışılmış korku temasından uzaklaşıp psikolojik derinlik ve dramatik güce odaklandığı bir yapıt. Başlamadan önce her öykü birbirinden iyiydi. Her bir hikayeyi kısa tutarak ilerlemeye çalışacağım.

 Kitabın ismini alan Kuşku Mevsimi öyküsü Todd Bowden isimli zeki ve örnek bir lise öğrencisi, kasabasında saklanan eski bir Nazi subayı olan Arthur Denker’i (gerçek adı Kurt Dussander) tanır ve onunla gizli bir bağ kurar. Todd, yaşlı adamı ifşa etmek yerine, onun geçmişine dair detayları öğrenmek ister… ama bu süreç her ikisi için de derin bir etki yaratır.

Todd karakterini dışarıdan oldukça uyumlu, zeki, çalışkan tam iyi insan örneği. Göstermediği asıl yüzü ise bambaşka bir boyut. Manipüle yeteneği mevcut, olaylardan kaçış becerisi ve zekası da aynı şekilde çok üst düzey bir karakter. Dışı sizi içi bizi yakan bir tip yani :) Nazi Subayıyla tanışma hevesi bir tarih dergisine dayanarak ilerliyor. Kuşku Mevsiminin alt metnini kısaca özetlemek gerekirse içindeki kötülüğü dışa yansıtma süreci diyebilirim en basit tabirle. Nasıl iyilik bulaşıcı diyorsak kötülük de aynı şekilde. Arthur Denker / Kurt Dussander karakteri de oldukça iyi işlenmiş o karakterin yansıtılma şeklini de çok sevdim. Yavaş ve etkili bir şekilde içimize işlenmiş. Nazi dönemini başta üstün körü anlatılsa da beni tatmin etti. Her iki karakter de unutulmayacak bir şekilde ele alınmış. 

Esaretin Bedeli öyküsünde ise, Andy Dufresne başarılı bir bankacıdır, işlemediği bir cinayetten dolayı Shawshank Hapishanesi'ne gönderilir. Orada Red (Ellis Redding) isimli bir mahkûmla dostluk kurar. Hikâye, Andy'nin zekâsı, sabrı ve özgürlük umuduyla örülü yıllarını konu alır. Tabii ki burada ana karakterimiz Andy Dufresne ile başlamak gerekir ama ben hikayeyi bize anlatan Ellis ile başlamak istiyorum. Hapishane hayatını, olayları ve karakterleri çok derin bir şekilde bize yansıtıyor (King :)) 

Andy karakteri ise gerçek anlamda umudun, hayalin ve zekanın ustaca oluşturulmuş bir yansıması. Detaya girersem spoiler olacağı için oraları geçiyorum. Neden bu kadar önemli olduğunu okuyunca anladım açıkçası. Gerek bu yüz küsür sayfa da derin bir şekilde konuyu ele alıp bize yansıtması oldukça yeterli bir neden :)

Gelelim üçüncü ve son hikayemize Solunum Metodu isimi bu hikaye de oldukça sert ve başarılı. Hikaye içinde hikaye unsuru mevcut burada. İsmini alan hikaye aslında oluşturulan hikayenin içinde geçmektedir. (Umarım çok karışık gelmedi) Hikaye, David adında yaşlı bir avukatın ağzından anlatılır. David, Viktoryen tarzda bir binada gizemli bir erkekler kulübüne üyedir. Bu kulüpte her Noel'de hikayeler anlatılır. Dr. Emlyn McCarron, bir yıl Noel arifesinde kulübe gelir ve alışılmışın dışında bir doğum hikayesi anlatır: 1930’larda bekar, fakir ama onurlu bir kadın olan Sandra Stansfield, evlilik dışı hamile kalır. Toplumdan dışlanır ama çocuğunu doğurmaya kararlıdır. Dr. McCarron onun doğumuna yardımcı olur ve ona özel bir "solunum metodu" öğretir. Trajik bir olay yaşanacaktır (oldukça travmatik bir sahne). 

Stephen King kadın karakterlerini oluşturmasını ve bize yansıtmasını çok beğeniyorum. Burada da Sandra karakteri ise tam yerinde bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Solunum Metodu ne kadar doğum gibi bir olayla somutlandırılmaya çalışsa da alt metinde bilincin kontrol edilebilmesini anlatıyor. Ben buna inana taraftayım :) Bazı olaylar karşısında gerçek anlamda beyin kandırması yaparak ilerlemeye devam ettiğim zamanlar oldu.

Her bir hikaye oldukça başarılıydı. King'in çok boyutlu bir yazar ve her yeni eserinde bunu keşfetmek çok keyifli.


17 Haziran 2025 Salı

BOĞULAN KADIN / Robyn Harding

ARKA KAPAK

Başarılı bir şef olan Lee Guliver, borç harç açtığı restoranın pandemiyle birlikte batacağını ve korkunç bir sondan kurtulabilmek için bildiği her şeyi geride bırakmak zorunda kalacağını hiç tahmin edemezdi. Ancak kendini bir anda hiç bilmediği bir şehrin sokaklarında, arabasında yaşarken bulmuştu. Bir akşam huzur içinde uyuyabilme umuduyla arabasını okyanusun kıyısındaki ıssız bir parka çektiğinde başına geleceklerden habersizdi. Kendini gözyaşları içinde okyanusa atan kadını kurtarmanın hayatını bu kadar altu¨st edeceği aklının ucundan bile geçmezdi. Kurtardığı kadın Hazel ona toksik bir evliliğin sarmalında nasıl istismarn edildiğini anlattıkça Lee, Hazel’a yakınlık beslemeye başlamış, iki kadın arasında beklenmedik bir dostluk kurulmuştu. Derken bir gu¨n Hazel şok edici bir teklifle çıkageldi: Lee kısa bir su¨reliğine yerine geçecek ve Hazel ortadan kaybolacaktı. Ancak Lee, çok geçmeden hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlayacaktı. Artık kaçtığından da büyük bir tehlikenin ortasındaydı.


ALINTI

"İyice dinlenmediğin sürece dünyayı yönetemezsin."

“Çünkü emin olduğum tek bir şey var; güvenebileceğim kimse yok.”

"Korku ve çaresizlik insana korkunç şeyler yaptırabilir. Bunu en iyi ben bilirim."


YORUM

"Beni tüketmekle tehdit eden korkuyu, ümitsizliği ve mutlak yalnızlık duygu­sunu üzerimden atmaya çalışıyorum. Çünkü çabalamaktan, ilerlemekten, var olmaktan başka seçeneğim yok."


İlk başta konusuna değinecek olursam, Dışarıdan tamamen zıt iki kadının yollarının kesişmesini konu alır. Ana karakterlerden biri evsiz kalmış, travmatik bir geçmişe sahip bir kadındır. Diğeri ise şiddet dolu bir evliliğin içinde kapana kısılmış, dışarıdan bakıldığında "mükemmel" bir hayatı olan başka bir kadındır. Bu iki farklı dünyadan gelen kadının yolları kesiştiğinde, ortaya hem duygusal hem de tehlikeli bir hikâye çıkar.

Başlangıçta gerçekten çok basit bir hikaye gibi gelmişti ve çok sevdiğimi söyleyemem ama ortalarda çok güzel bir şekilde ters köşe oldu. Karakterler de bana çok basit geldi, evet konu bakımından şiddet, travma, kaçış, yeni bir kimlik arayışı gibi temalar işlenmeye çalışılmış başarılı diyebilir miyim tam emin değilim. Karakterleri tam işletebilseydi belki daha çok etkilenirdim ama bana geçmedi açıkçası. Ortalama bir kitap diyebilirim.

 Psikolojik gerilim olarak bakacak olursam bir kadın olarak tabii ki daha fazla empati ve içselleştirme yapabildim. Yine o da ortalama olarak kaldı :)

Önerir miyim? Daha farklı kitaplara yönlendirebilirim ama elinizde bulunuyorsa çerezlik niyetine okunabilir tabi.






29 Mayıs 2025 Perşembe

HAYATI EMEN KARANLIK- Stephen King

 ARKA KAPAK

SERÇELER YİNE UÇUYOR

Thad Beaumont yıllarca George Stark takma adını kullanarak romanlaryazdı; bu adla ün ve para kazandı, kitapları “çoksatanlar” arasında yer aldı.Fakat bir gün bu takma adın ifşa edilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalınca,yıllardır yapmak istediği şeyi yapıp gerçeği kamuoyuna açıklama kararı aldıve popüler bir dergiye verdiği röportajla birlikte Stark'ın cenaze töreninidüzenledi. Artık George Stark yoktu. Thad bir daha bu isimle kitapyazmayacaktı. Ne var ki, Stark'ın “öldürülmesinde” katkısı olan kişiler birerbirer cinayete kurban gitmeye başlayınca bunun o kadar da kolayolmayacağı ortaya çıktı.Thad Beaumont'un hayatında bir şeyler fena halde ters gitmeye başlamış,kâbuslar geri dönmüştü.Ve serçeler yine uçmaya başlamıştı…

Parmak izlerini ve ses-izlerini unutuyorsun. Thad ve Liz'in soğukkanlılıklaonun gerçek olduğunu, gerçek KALMAK için cinayet işleyeceğini iddiaettiklerini unutuyorsun. Onlara sadece intikam peşindeki bir hayalete değil,hiç var olmamış bir adamın hayaletine inanmanın ne kadar kaçıkçaolduğunu söyledin. Ama yazarlar hayaletleri DAVET ederler. Onlar hiç varolmamış dünyalar yaratırlar, oraları hiç var olmamış insanlarla doldururlar,sonra da bu hayal dünyalarına katılmamız için bizi davet ederler.


ALINTI

"Sen ölü bir adamsın, George. Sadece yere uzanman gerektiğini bilmiyorsun."

"O, her zaman iki adamdı. Ve bu, hayal kurarak geçimini sağlayan herkes için geçerlidir. Normal dünyada var olan biri... ve dünyalar yaratan biri. Onlar ikidir. Her zaman en az iki..."

"O, sonuçta bir romancıydı... ve bir romancı, yalan söyleyerek para kazanan bir adamdı. Yalan ne kadar büyükse, ödeme de o kadar iyi olurdu."

"Gerçekler her zaman insanı özgür kılmaz; bazen sadece daha fazla acının kapısını açar."


YORUM

"Bazen en korkutucu şeyler, göremediklerimizdir."


Stephen King'in 1989 tarihli romanı Hayatı Emen Karanlık (The Dark Half), yazarın kendi deneyimlerinden ilham alarak kaleme aldığı, psikolojik gerilim ve doğaüstü unsurları harmanlayan bir eseridir. King'in Richard Bachman takma adıyla yazdığı dönemden esinlenen roman, yazar kimliğinin bölünmüşlüğünü ve bu bölünmenin sonuçlarını derinlemesine inceler.

Tam konusuna girmeden önce bu eser hakkında söylemek istediğim birkaç bir şey var. Birçok Stephen King eseri okudum, okumaya da devam edeceğim ama gerçek anlamda ilk kez King'in dünyasına girmiş gibi hissettiğim bu eserdi. Okuduğum diğer eserlerinde hep bir eksiklik, bir şeyleri kaçırıyor gibiydim. Konusu yüzünden mi yoksa grup okumasındaki sohbetlerden kaynaklı mı yoksa ikisinin birleşiminden kaynaklı oldu emin değilim ama bu eser benim için King dünyasının içerisine girdiğimi hissettirdiği için çok ayrı bir yeri olacak.

Gelelim konusuna, Thad Beaumont kendi adıyla yayımladığı eserlerden yeterince verim alamadığını düşünüp bir gün George Stark takma adıyla eserler yayımlamıştır ve Stark sayesinde ün kazanmıştır. Ancak bu takma adını yayınlanma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca, Stark karakterini "öldürmeye" karar verir ve bu kararı bir dergi vasıtasıyla ikonik bir şekilde açıklar.

İlginç bir şekilde Stark'ın "öldürülmesinde" rol oynayan bu kişiler birer birer cinayete kurban gitmeye başlar. Thad, bu cinayetlerin ardındaki doğaüstü gerçeği keşfederken, kendi içsel karanlığıyla da yüzleşmesini de gerçekleştirmesi gerekecektir.

King bu eserinde de psikolojik olarak güzel bir kurgu ortaya çıkardığını söylemeden geçemeyeceğim. Yazar kimliğinin bölünmüşlüğünü, alter ego kavramını, bastırılmış benliğin yıkıcı potansiyelini işler. George Stark karakteri, Thad'in bastırdığı karanlık yönünün vücut bulmuş hali olarak karşımıza sunuyor.

Okumaya değer bir King eseri. Kesinlikle okumadıysanız bir şans tanınması gereken bir yapıt. 




9 Mayıs 2025 Cuma

GECE AÇAN ÇİÇEKLER / Tarık Tufan

 ARKA KAPAK

“Hapsoldukları yerde gözlerini kapıya dikmiş son bir umutla birilerinin gelmesini bekliyorlardı. Istırap yüklü ruhlarının tek kurtuluşu buydu. Hayatlarının o en uzun gecesinde hikâyelerini anlatmayı seçtiler. Çünkü insan ölünce bedeni çürür, geriye yalnız hikâyesi kalır ve bütün hikâyeler gece anlatılır.”

İstanbul’un Vefa semtinde ayakta kalan son ahşap konaklardan biri; Canfeda Konağı, namı diğer Uğursuz Konak. Konağa hapsolmuş genç bir kadın; Halide. Yıllardır konaktan uzakta hayatlar süren kardeşleri; Cihangir, Zeliha ve Nihal.  Annelerinin ölümünün ardından, konağın satışı için son kez bir araya gelen kardeşlerin talihsiz alınyazılarının gizemini çözecek sadece bir geceleri var. Geçmişle yüzleşirken, konağın senelerdir kilitli tutulan odasının kapısı aralanınca, ailenin günahları ve suçlarıyla konağın sakladığı sırlar ortaya dökülür.

Yüz yılı aşan bir uzaklıkta, Osmanlı zindanlarında, ölümünü bekleyen, saf bir aşkın peşindeki genç adam; Derviş Ali. Tek umudu devrik Sultan Abdülhamid’in Baş Ressamı Zonaro’nun yardımıdır.

Halide ve Derviş’in yazgılarını buluşturan, arafta kalmış, yaralı ruhları birleştiren çarpıcı bir son.

Gece Açan Çiçekler, Tarık Tufan’ın zengin dili, benzersiz üslubu ve hafızalardan silinmeyecek kurgusuyla, Osmanlı’dan günümüze akan dokunaklı bir aile hikâyesi. Yaralı aşklara yakılmış, yüreklere dokunan, büyüleyici bir ağıt.

“Aşk hayattan da ölümden de büyüktür.”


ALINTI

"Bazı şarkıların notaları, insanın çektiği acılardır."

"Bazen sürekli fedakârlık etmek karşınızdakinde minnet duygusu yerine vazgeçilmezlik hissini büyütüyor"

"Anladım ki bu dünyanın tek hakikati insanın yalnızlığıdır, ötesini anlamaya çalışanların kalbinde sadece yorgunluk kalır."


YORUM

"Her hikâye kendi zamanını beklermiş."

Tarık Tufan'ın kalemini çok fazla denk getirmesem de  her okuduğumda beğeniyorum açıkçası. Olay örgüleri ve üslubu güzel yazarlarımızdan birisidir gözümde.

Gece Açan Çiçekler eserini genel anlamda sevdiğimi dile getirebilirim. Kısaca konusuna değinecek olursam eğer;

 İstanbul’un Vefa semtindeki Canfeda Konağı’na konuk oluyoruz. Bu konak, geçmişin sırlarını ve aile bağlarının çözülmemiş düğümlerini barındırıyor. Annesinin ölümü üzerine konakta bir araya gelen Halide ve kardeşleri Cihangir, Zeliha ve Nihal, sadece bir gece içinde ailelerinin geçmişiyle yüzleşiyorlar. Bir gece de neler olabilirin tam olarak bir örnek timsali bir aile hikayesi.

Geçmiş dedik o kadar peki bu geçmişte ne var? Osmanlı döneminde geçiş yaptığımız kısımlarda Derviş Ali’nin hikâyesi yer alıyor. Zindanlarda ölümünü bekleyen bu genç adamın tek umudu, devrik Sultan Abdülhamid’in baş ressamı Zonaro’nun yardımıdır. Derviş Ali'nin hikayesi de bambaşka bir tat bıraktığını da dile getirebilirim.

 Halide ve Derviş Ali’nin hikâyeleri, zamanlar ve mekânlar arasında kurulan bağlarla ortak bir noktada kesişmekte. Peki bu nasıl oluyor? Okuyarak keşfedelim :)

Konu gerçekten güzel, karakterlerin her biri ayrı bir hikaye oluşturulacak bir yapıda ve derinlikle. Belki yazarımız ilerde seri olmasa bile farklı bir eserinde bir yerlerde denk getirebilir düşüncesi de oluşmadı değil. 

“Gerçeği anlamakta geç kalmak, insanın en hazin düşüşüdür.”

13 Nisan 2025 Pazar

Hannah Gardiner’i Kim Öldürdü? - Cara Hunter

 ARKA KAPAK

Bodrum katta ölmek üzere olan bir kadın ve bir çocuk bulunduğunda kimlikleri belirlenemez: kadın konuşamıyordur, profillerine uyan bir kayıp ilanı yoktur ve evin sahibi yaşlı adam onları daha önce hiç görmediğini iddia etmektedir. Huzurlu caddenin sakinleriyse şoktadır, böyle bir şey burunlarının dibinde nasıl olmuştur? Fakat Dedektif Amir Adam Fawley hiçbir şeyin imkânsız olmadığını biliyordur. Hiç kimsenin göründüğü kadar masum olmadığını da. Polis, ipucu bulamadıkça umutsuzluğa kapılırken Fawley’nin aklına bir fikir gelir: Yıllar önce üzerinde çalıştığı, başka bir genç kadınla küçük çocuğun kaybolduğu asla çözülemeyen vaka. Kayıp kadının eviyle yeni vakadaki evin birbirine bitişik olduğunu fark ettiğinde iki kadın için de adaleti sağlayabileceği bağlantıyı bulduğunu düşünür. Gelgelelim, bodrumda bulunan çocukta bir tuhaflık vardır ve gerçek, polisi, Fawley’nin asla tahmin edemeyeceği bir şekilde şok edecektir. D.A Adam Fawley serisi, yıllardır gömülü olan sırlar ve derinden sarsan gizemlerle dolu ikinci kitabı Hannah Gardiner’ı Kim Öldürdü? ile devam ediyor.


ALINTI


"Unutmadan kendini geçmişten soyutlamanın ne kadar zor olduğunu biliyordum. Her güldüğünde kendini suçlu hissetmemenin."


"Bazen böyle bir şeyle yüzleşmemek daha kolaydır. Bazen sükûnet daha merhametlidir."


YORUM

 
İlk kitabındaki gibi, gazete ilanları, tweetler ve mesajlaşmalar gibi farklı anlatım teknikleri kullanarak hikayeyi zenginleştirmeye çalışmıştır. Bu yaklaşımı, olayların farklı perspektiflerden görülmesini sağlamayı amaçladığını diyebilirim ama kitabın zaman kavramının olmaması ve bölümlere ayrılmaması okuma deneyimini olumsuz olarak etkilediğini de eklemeliyim. Yazarın kalemine alışınca tabi biraz daha iyi şekilde adapte olabiliyorsunuz. 

Gelelim konusuna, bodrum katında ölmek üzere olan bir kadın ve bir çocuk bulunmasıyla başlar. Kadının kimliği belirlenemez; konuşamıyordur, kayıp ilanı yoktur ve evin sahibi, yaşlı bir adam, onları tanımadığını iddia etmektedir. Çok ilginç bir vakadır aslında, evin sahibinin sağlık durumunu da göz önünde bulundurunca. Dedektif Fawley'in geçmişteki bir vakayı hatırlayınca olaylar daha çok ilginçleşecektir.

"Harika bir polis olmasının yanı sıra gerçekten iyi bir adamdı; inanın bana, bu ikisini her zaman bir arada bulunmaz."

Benim beğenerek okuduğum bir kitap oldu açıkçası. Seri gittikçe güzel bir hale geliyor. Ele alınan konular, kendi üslubunu da okuyucuya yansıtması ve yavaş yavaş alıştırması yazarında farklı bir başarısı.

Bence seriye başlangıç yaptıysanız devam kitaplarını da devam etmelisiniz.


21 Mart 2025 Cuma

DAISY MASON NEREDE - Cara Hunter

 ARKA KAPAK

On olaydan dokuzunda suçlu, kurbanın tanıdığı biridir. Bu, içlerinden birinin yalan söylediği anlamına geliyor.

Mason ailesinin bahçesindeki partide her şey harikaydı, ta ki ailenin sekiz yaşındaki kızı Daisy Mason’ın kaybolduğu anlaşılana kadar. Küçük kız partiden bir anda kaybolur, hiçbir görgü tanığına rastlanmaz. Olayı soruşturan Adam Fawley için bu durum, Daisy’nin ailesi kadar garip değildir. Görünüşüne takıntılı bir anne, gözü her daim dışarıda bir baba ve içine kapanık bir kardeş... Tüm bu aile üyeleri Daisy’nin bulunmasını kolaylaştıracak yerde davayı daha da karanlık sırlarla doldurur.

Kimsenin bir şey bilmediği ve görmediği olayda iz süren Dedektif Adam Fawley ve ekibinin ellerinde, Daisy’yi bulmaya çalışırken sadece bu tuhaf ailenin söyledikleri vardır.  Herkesin bir sırrının olduğu bu evde Adam Fawley kime güvenecektir?


ALINTI

"Everett'ın gözlerindeki huzursuzluğu görebiliyordum. Bu odada küçük bir çocuğun kaldırabileceğinden daha fazla acı vardı."

"Umut. Umutlu olmak daha mı kötü acaba? Bilmekten daha mı kötü?"

"Çocuklar köşeye sıkıştıklarında öyle şeyler yapabilir ki aklınız durur."


YORUM


Dedektif Adam Fawley serisiyle Daisy Mason Nerede kitabıyla tanışmış oldum. Yazarın kalemi, üslubu başlangıç için evet beğendim diyebilirim. Sürükleyici bir eser olduğunu da söyleyebilirim.

Gelelim konusuna 8 yaşındaki kız çocuğu olan Daisy Mason'ın gizemini anlatır. Daisy, aile evinde parti günü kaybolur ve geriye hiçbir iz bırakmaz. O yaştaki bir çocuk için oldukça gariptir. Ailesi büyük bir şok yaşarken, çevredekiler  bu kayboluşun arkasındaki gerçeği öğrenmek için merak içindedir.

 Dedektif Adam Fawley ve ekibi, Daisy'nin kayboluşunu araştırmaya başlamasıyla olayın basit bir kayboluşun ötesinde olduğunu fark ederler. Kitap, Daisy'nin kaybolduğunun ardından aile üyeleri, okul arkadaşları ve komşular üzerinde yapılan soruşturmaları takip eder. Ancak bu süreçte ortaya çıkan ipuçları, şüphelerin artmasına yol açar ve herkesin masumiyetine dair sorgulamalar başlar.

Konu güzel bir şekilde , sürükleyici unsurlarla desteklenmiş. Dedektif Fawley ve ekibi bir yandan uyumlu hareket ediyor gibi gözükse de tam olarak ekip hissiyatını veremedi bu kitapta. Ama bu yorumu yeni bir seri ve yeni bir karakter başlangıcı olarak düşünerek hareket edersek bence ortalamanın üzerinde olduğunu da söyleyebilirim. Serinin devam kitaplarında da bunu göreceğiz.

Karakterler arası geçiş, sosyal medyanın yansıtılması gibi durumlar hakkında şunu söylebilirim karakter arası geçişler çok sert bir şekilde oluyor bir anda Fawley'i okurken aniden farklı bir karakterin düşüncelerine geçiş oluyor gibi gibi. Haber manşetleri, twitter gibi sosyal mecraların yorumları da aynı şekilde ele alınmış diyebilirim. Bu durumda ilerleyen kitaplarda biraz daha oturtacağını düşünüyorum.

Son olarak yeni bir serinin acemiliklerini görebiliyoruz ama bence şans verilmesi gereken bir seri olduğunu dile getirebilirim. 

12 Mart 2025 Çarşamba

RUHLAR DÜKKANI- Stephen King

 ARKA KAPAK

Bay Gaunt, "Evet" dedi. "Gerçekten eminim. Elimde M. İ. T.'nin verdiği belge var. Tahtanın yaşını orada karbon yöntemiyle saptadılar. Tabii belgeyi de tahta parçasıyla birlikte vereceğim. Biliyor musun, ben o tahtanın gerçekten Nuh'un Gemisine ailt olduğuna inanıyorum." Bir an düşünceli bir tavırla tahta parçasına baktı. Sonra da ışıltılı koyu mavi gözlerini Brian'ın ela gözlerine dikti. Çocuk bu bakışların etkisinde kaldı yine. Yaşlı adam alçak sesle konuştu. "Sonuçta Boram'la Ağrı Dağı arasında karga uçuşuyla otuz kilometre bile yok





ALINTI

"İnsan bir arabanın direksiyonuna geçtiğinde başkalarının yaşamlarından da sorumlu olur."


"İnsanlar gerçekten gerekli olan şeyleri cüzdanlarının yardımıyla elde edemezler."


“Bir insanı sandığın kadar tanımadığını öğrenmek çok acı. Sevdiğini sandığın bir yüzün aslında bir maske olduğunu anlamak.”



YORUM

“İnsanlık! Ne kadar soylu! Başkasını feda etmeye ne kadar da hazır.!”

Stephen King'in yarattığı ve başka eserlerinde de görülen Castle Rock kasabasına tekrar konuk olup bu sefer kendimizi görüyoruz. Nasıl mı? 

Gizemli bir dükkan sahibi olan Leland Gaunt sayesinde. Gaunt,  kasaba halkının (yanı sıra bizimde) en derin arzularını, ihtiyaçlarını ve zaaflarını öğrenerek onlara "gerekli şeyler" satmaya başlar. Gaunt normal bir satışçı değildir ve karşılığı normal bir ücret de değildir..

King bu eserinde insan doğasının en karanlık yanlarını, hırslarını, arzularını ve bunların toplumsal yapıyı nasıl yerle bir edeceğini farklı bir üslupla ele alır. Gaunt'un kasaba halkına sattığı her "gerekli şey", aslında insanın en derin zaaflarına dokunan bir simgedir. Kötülüğün nasıl hızla yayıldığını ve kontrolsüz şekilde yıkıma sebebiyet verebileceğini King Castle Rock kasabasında bizlere bu deneyimi yaşatıyor.

Fazla karakter barındırması benim için oldukça eğlenceli bir süreçti ve bence bu konu içinde iyi olmuştu, bu kadar iyi bir kurguyu az bir karakterle ele alınamazdı. Eleştirebileceğim bir konuyu düşündüm ama bu eserde bulamadım. Kurgu ve karakter eşleşmesini sevdim. Üslubu zaten beğendiğim için onu da bu eserde farklı yorumlayamayacağım.  

Stephen King okuma grubuyla birlikte bir yola girdim, iyi ki de girmişim çünkü King'i daha iyi tanımaya başladım ve eserlerinin aslında ne kadar iyi olduğunu bir kez daha keşfettim. Lakin hala King'le aramda bir 'korku' sorunu var, şuana kadarki eserlerinde istediğim korku duygusunu yaşayamadım ama o aceleciliğimi biraz daha yavaşlattığımı söyleyebilirim ve yakın zamanda da o korkuyu bulabileceğim bir eserini okuyacağımı düşünüyorum :)

Kitapla kalın..

"O adamın gücü ihtiyaçla ilgili değil. İradeyle ilgili."

GÜNÜBİRLİK HAYATLAR - Irvin D. Yalom

 ARKA KAPAK

Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius, "Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok," diye yazmış. İşte ünlü psikiyatr Irvin Yalom da bu sonsuz varoluşun küçük bir parçasını işgal eden günübirlik hayatları, yani bizi yazıyor…

Yalom yıllarca üzerinde çalıştığı bu kısa hikâyelerde hastalarının mücadelelerini konu ettiği kadar kendi sarsıntılarını da anlatıyor ve iki önemli sorunun üzerine gidiyor: Kısa da olsa nasıl anlamlı bir yaşam sürüp her günün tadına varabiliriz? Ve kaçınılmaz son olan ölüm gerçekten ne ifade ediyor?

Öfke sorunu yaşayan bir kadın, her istediğine sahip ancak bir türlü mutlu olmayı bilmeyen bir iş adamı, insanın bu dünyadaki konumu üzerine düşünen ve bir yandan da kendi acısıyla başa çıkmaya çalışan yeni mezun bir psikolog… Irvin Yalom'un gerçek psikoterapi seanslarından derlediği bu hikâyeler, zorlukları ve tatlı anlarıyla yaşamı bir bütün olarak kabullenmeyi öğretirken aynı sayfaya her baktığınızda farklı şeyler görebileceğiniz bir başucu kitabı olduğunu kanıtlıyor.


ALINTI

"Bir düşmana verilebilecek yegâne karşılık, onun gibi olmamaktır."

"Düşünülmemiş bir hayat yaşanmaya değmez."

“Bağlanmazsan, acı çekmezsin.” diyen Budistler haklıymış sanırım.


YORUM

"Ortada olan tek bir gerçek yoktur, her birimiz bir noktaya kadar kendi gerçekliğimizi inşa ederiz."

Yalom'un bu eseri birçok insanın ortak noktada buluştuğu bir konu üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Kendimizle yüzleşmek oldukça zordur, korkularımızın üzerine gitmemiz çok önemli bir adım olmasına rağmen belki de o adımı atabilmek için  kilometrelerce yürümemiz gerekebilir.

 Günübirlik Hayatlar da, konuk olan bireylerin yaşamdaki dönüm noktalarına odaklanırken, insanların kararlarını, korkularını, tutku ve endişelerini de görmekteyiz.

Yalom’un üslubu, bazen kişisel olarak yorumlanmış bazen de psikoterapi şeklindeki görüşmelerle harmanlamış olarak bize sunar. Her bir hastanın ortak noktası ölüm korkusu olarak daha doğrusu hayatın sonlarına yaklaşmakta olduğunun düşüncesini barındırır. Yalom'unda bu dönemde olduğunu da göz önüne bulundurursak bir yerde kendini de hem rahatlatmak hem de yardım etmek isteyişini gördüğümü söyleyebilirim.

Hayat dediğimiz şey bana hala çok garip gelmekte. Geliş amacımız, hayatı yaşama biçimimiz, olaylara ve duygulara karşı olan tavrımız çok şey barındırdığını her an daha fazla hissetmeye ve anlamaya devam ediyorum. Bu eserde ele alınan konuyu da yer yer düşündüğüm bir konu olduğu için etkilenerek ve bana bir şeyler kattığını hissederek okuduğumu da dillendirmeden geçemeyeceğim.


“Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.”

17 Şubat 2025 Pazartesi

HİZMETÇİ - Freida McFadden

ARKA KAPAK

Nina Winchester zarif, manikürlü eliyle elimi sıkarak, “Aileye hoş geldin,” dedi. Kibarca gülümseyip mermer hole göz gezdirdim. Burada çalışmak, yeni bir başlangıç yapmak için son şansımdı. İstediğim kılığa bürünebilirdim. Ama çok geçmeden Winchesterların sırlarının benimkinden çok daha karanlık olduğunu öğrenecektim. Her gün Winchesterların evini baştan sona temizliyor, kızlarını okuldan alıyordum. Onlara leziz yemekler yapıyor, sonra en üst kattaki odama çıkıp yemeğimi tek başıma yiyordum. Nina’nın sırf beni temizlik yaparken izlemek için evi dağıtıp durmasına, kendi kızı hakkında tuhaf yalanlar söylemesine ve kocası Andrew’un her gün biraz daha çökmesine aldırış etmemeye çalışıyordum... Ama Andrew’un keder dolu kahverengi gözlerine baktıkça Nina’nın yerinde olmanın nasıl bir şey olacağını düşünmeden edemiyordum. Elbise dolabı, lüks arabası, mükemmel kocası…


ALINTI

"Oysa ben hayatımda temiz bir sayfa açmak istiyordum."

"İnsan hayatında bir kere hata yaptıysa bir daha kimse ona güvenmezdi."

"Onun için ne kadar paha içilmez olursam gerçeği öğrendiğinde -ya da öğrenirse- beni kovması o kadar zor olurdu."


YORUM

Ana karakterimiz Millie, geçmişte yaptığı hatalar ve yaşamış olduğu travmalar nedeniyle zor bir dönemden geçmektedir. Bir süre hapiste kalan Millie, şartlı serbest kaldıktan sonra kendine bir iş aramaya başlar. Bulduğu birkaç iş onun hayatına zorluk çıkaracaktır. Hiç beklemediği ama oldukça iyi bir fırsat olan hizmetçi ilanıyla şansını dener.  Zengin bir ailenin evinde hizmetçi olarak hayatını şekillendirmeye çalışan Millie'nin beklenmedik olaylar karşısında neler yapacağını merakla bekliyoruz.

"Bu odada, midemin derinliklerinde korku kıvılcımları çakmasına neden olan bir şey vardı."

Evdeki atmosferin doğal ve normal olmadığını çok geçmeden fark eder. Millie, içinde bulunduğu durumdan kurtulmaya çalışırken, Andrew'in  ona karşı olan tavırları ve evdeki gizli olaylar onu oldukça zora sokacaktır.

Kitap, gerilimli bir atmosferde, güven ve ihanet temaları çerçevesinde oldukça iyi şekilde kurgulanmış. McFadden'in kalemine hayran olmamak elde değil.. Eser sürekliliği koruyacak bir merak içinde yazılmış olup, beklenmedik olaylar, ters köşe yapacak gelişmeler ve karakterlerin gizli sırları, kitabı elinizden bırakamayacağınız nedenlerden birkaçı. 

"Hizmetçi", gerilim, gizem ve psikolojik olarak aradığınız bir kitap..


"Fırsatım varken kaçmalıydım ama artık o fırsatı kaçırmıştım."

12 Şubat 2025 Çarşamba

BİR KAYIP DAHA - Gillian McAllister

ARKA KAPAK

Reese’s Book Club Seçkisi ve New York Times çoksatanı Yanlış Yer Yanlış Zaman kitabının yazarından bir kayıp vakasının bir dedektifi imkânsız seçimler yapmaya sürükleyen derin, karanlık sırları gün yüzüne çıkardığı, yürek hoplatan bir gerilim daha. 

22 yaşındaki Olivia yirmi dört saattir kayıptır ve hâlâ bulunamamıştır. En son güvenlik kamerasında bir çıkmaz sokağa girerken görülmüş, bir daha o sokaktan çıkmamıştır. Olivia’yı arama çalışmalarını yürüten dedektif Julia neyle karşı karşıya olduğunu bildiğini sanmaktadır. Çaresiz bir aile, hızla daralan zaman ve kocasıyla kızından ayrı geçireceği uzun saatler. Fakat bu vakanın onu can evinden vuracağından haberi bile yoktur. Kayıp vakasının merkezindeki suçlu, bir silahla Julia’nın karşısına dikilir. Ancak bu silah tabanca ya da bıçak değil, bir sırdır. Julia’nın en karanlık sırrı. Dahası ailesinin güvenliği tek bir şeye bağlıdır: Julia, Olivia’nın başına ne geldiğini BULMAMALI ve cinayeti bir başkasının üzerine yıkmalıdır. Zira onu bulursa her şeyini kaybedecektir. Siz olsaydınız ne yapardınız?

Aile ve annelik kavramlarına ışık tutan bu zekice kurgulanmış, ters köşelerle dolu gerilim romanı, Gillian McAllister’ı, gerilim dünyasının önemli bir yeteneği ve doğru ile yanlış arasındaki ayrımın ne kadar bulanık olabileceğini gösteren etik ikilemler yaratma ustası olarak takdim etmektedir.


ALINTI

"Her şey, her şey ama her şey kitabına uygun yapılmalı. Bu onun diğer düsturu. Suçlu biri Julia'nın yaptığı bir hata yüzünden serbest kalamaz. Masum biri de onun yüzünden hüküm giyemez."


"Ne kadar kötü olsa da kimse bir şeyi öğrendiği için pişmanlık duymaz. Hayattaki en kötü şey kandırılmak."


YORUM

Öncelikle yoruma başlamadan önce eğer polisiye, gerilim türlerine yeni başladıysanız yorumu okumaya devam edebilirsiniz ama bu türlerde çok fazla eser okuduysanız okumanıza gerek yok :)

Gelelim yoruma .. Yazarla ilk tanışma kitabım son sözden anladığım kadarıyla sekiz eseri daha var ama maalesef çok düşük bir ihtimalle bir başka eserini okurum. 

Kurgusal açıdan güzel düşünülmüş bir senaryoya sahip ama bize yansıtma şekli oldukça zayıf hissettirdi. Kalemini sevemedim açıkçası. Sadece kalemi de değil oluşturduğu karakterlerde de bir soğukluk var. İçselleştirebildiğim bir kitap olmadı. Çok yüzeysel kaldığını düşünüyorum. Ama yeni başlayanlar için düşükte olsa önerebileceğim bir eser. 

Karakter hakkında konuşacak olursam oldukça garip bir dedektifle karşı karşıyayız. Polisiye eserlerinde etik, ahlak değerler çok fazla göz önünde bulunan unsurlardır. Dedektifin hal ve hareketleri olaya karşı duruşu vs önemli rol oynar. Bu eserde de bunun üzerine durulmuş lakin ele alma şeklinden ve karakterleri çok yüzeysel bıraktığı için bu konu bile askıda kalmış gibi hissettirdi. Karakterler de bu yüzden bağ kuramadım.

Okunur mu evet okunur ama dediğim gibi yeni başladıysanız ortama adapte olabilmek adına okunabilir. Ama vakit kaybı yaşamak istemiyorsanız yanından bile geçmeyin derim. 







1 Şubat 2025 Cumartesi

ÇAĞRI (The Dead Zone) / Stephen King

 ARKA KAPAK

John Smith paten kaymayı seven sıradan bir çocuktur. Bir gün paten sahasında geçirdiği küçük bir kaza hafif bir beyin sarsıntısına neden olur. John bu olayın üzerinde durmaz ve olağan yaşamına devam eder. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Farkında olmadığı bazı değişiklikler olmuş, önsezileri ve bazı duyuları gelişmiştir.


Yıllar sonra John bir kaza daha geçirir ve yaşamındaki bazı ayrıntılar belirginleşme başlar. Artık kimsenin duymadığı, bilmediği ve hissetmediği her şey onunla arkadaş olmuştur.


ALINTI 

".. postun içindeki çocuk gülüyordur, ama aynı zamanda hırlayıp ısırmasını da bilir.. "

"İçinde oldun mu bir türlü göremediğin durumlar gibiydi, sanki senin bir parçanmış gibi."


YORUM

"Bazı şeyler hiç görülmezse, yitirilmiş olan bazı şeyler hiç bulunmazsa çok daha iyi olur."


John Smith paten kaymayı seven sıradan bir çocuktur. Bir gün paten sahasında geçirdiği küçük bir kaza hafif bir beyin sarsıntısına neden olur. John bu olayın üzerinde durmaz ve olağan yaşamına devam eder. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Farkında olmadığı bazı değişiklikler olmuş, önsezileri ve bazı duyuları gelişmiştir.

 Johnny’nin, geleceği görme yeteneği, hem kendisi hem de çevresi için hem bir armağan hem de bir lanet haline gelir. King bu eserinde  Johnny'in öngörü  kullanarak yaptığı seçimlerin ve toplumdaki kötülükleri ortaya çıkarma çabalarının ne kadar karmaşık ve tehlikeli olabileceğini inceliyor. King, bu fantastik öğeyi, karakterin içsel çatışmalarıyla ve onu çevreleyen toplumun ahlaki ikilemleriyle başarılı şekilde ele alıyor.

Çağrı eseri  korku öğelerinden daha çok, insan psikolojisi ve kader gibi büyük temalar üzerinde yoğunlaşıyor. Özellikle Johnny’nin güçlerini, iyi ya da kötü şekilde kullanma sorunu, karakterin hem ahlaki hem de duygusal olarak büyük bir yük altına girmesine neden oluyor. Ayrıca, kitabın tekinsiz atmosferi, karakterlerin içsel çatışmalarıyla birleşince enfes bir okuma deneyimi yaşatıyor. King'in dilinin akıcı olması ve karakterlerin çok boyutlu yapısı, kalemine tekrar hayran bırakıyor. Çağrı, duygusal yoğunluğu yüksek, düşündüren hikaye arayanlar için tavsiye edebileceğim bir eser oldu.


"Buna bir medyum sezgisi denebilir mi Johnny? Johnny, 'Ben buna bir çağrı derim, ' diye karşılık verdi."

Kitapla kalın..


24 Ocak 2025 Cuma

TEK YALNIZ BEN DEĞİLİM- Jean-Louis Fournier

 ARKA KAPAK

“Tek Yalnız Ben Değilim” Jean-Louis Fournier’nin en melankolik, en hüzünlü ve belki de en vurucu anlatılarından biri.

“Yalnız olmaktan bıktım artık, bıktım her geçen gün daha yalnız, daha yaşlı, daha çirkin olmaktan. Bunların başıma geleceğini bilseydim hiç yaşlanmazdım. Yazın en sıcak günleri, boğuluyorum sıcaktan, hükümetin yaptığı sert uyarılara rağmen yakınlarım –artık yakınım değil de uzaktan tanıdıklarım oldular– arayıp yeterli miktarda su içip içmediğimi sormuyorlar. Herkes beni terk etti, on yıl önce karım Sylvie, kısa bir süre önce de küçük kedim Salomé, bir başka deyişle hayatımı sürdürmeme yardımcı olan herkes beni terk etti. Evim artık benim için fazla büyük ve karşı komşularımın panjurları da sürekli kapalı.” Fournier, kara mizahı kaleminden eksik etmeden, mağazada unutulup annesini bekleyen bir çocuğun huzursuz masumiyetiyle anlatıyor yalnızlığını.

ALINTI

"Yalnızlık insanın başına gelecek en kötü şey mi yoksa en iyi şey mi? Bu sorunun yanıtı, yanında olanın kim olduğuna bağlı."

"Başkaları olmadan yaşamak zor, başkalarıyla birlikte yaşamak da zor. Yaşamak hep zor."


YORUM

"Bizi dinleyecek kimse olmadığı için yazı yazıyoruz. Edebiyat olmasaydı, yalnız kaldığında bir insanın neler düşündüğünü hiçbir zaman öğrenemeyecektik."


Jean-Louis Fournier  ile sonunda tanıştım. Aslında tanışma kitabım Otopsim ile olacaktı ama bu kitapla tanışmış olduk. Pişman değilim çünkü bu eseri de kalemine hayran bıraktı açıkçası. Devam kitaplarını okumak için biraz daha heyecanlandım.

Tek Yalnız Ben Değilim isminden de anlaşılacağı üzere 'yalnızlık' ile alakalı duygu, düşüncelerini içeren bir eser. Forunier kısa ama etkileyici bir şekilde eseri sonuna kadar okutuyor. Zaten oldukça kısa bir eser aslında bakacak olursak. Bittikten sonra sindirilmesi gereken konulara da değiniyor. Düşüncelerini çok net bir şekilde iletmesini beğendiğim bir başka noktası.

Kitap ve yazar araştırması yaparken  inceleme yazılarına  göz atarım. Bu kitap için  bir yorum okudum.. o kadar saçma bir şekilde kitabı ve yazarı eleştirmiş ki açıkçası biraz güldüm.. Kitabın eleştirilmesinin ana konusu Fournier 'ın en yalnız insan olarak eleştirmesini ele alıyordu, yalnızlığı çok abartarak ele almış vs vs belki sizde görebilirsiniz o yorumu .. Açıkçası kitabın arka yazısını okumadı hiç araştırma da mı yapmadı ki isminden bile anlaşılıyor. 

Yorum giriş cümlemde belirttiğim alıntı tamda bu yoruma karşılık geldi. Her insanın olaylara verdiği tepkiler, düşünceler farklı olabilir buna açık değilseniz ben bir sorun olarak görüyorum. Kitabı beğenmemiş olabilirsiniz tabii ki bu en doğal hakkınız, hakkımız ama eleştiri yapıyorsanız eleştirdiğiniz noktalarda daha mantık çerçevesinde olması gerektiğini düşünüyorum.. Eğer sizde yalnızlığın kendisine ne hissettirdiğini, duygularını ve düşüncelerinin saçma bulacaksanız bence bu kitaptan uzak durmalısınız. 

Popüler bir yazar ve bazı kitapları da oldukça popüler. Sadece bu eserini okuduğum için genel bir yorum oldu açıkaçsı. Diğer eserlerini okudukça düşüncem de oturacaktır.