12 Şubat 2026 Perşembe

BİR PSİKOPATIN GÜNLÜĞÜ / Alein Kentigerna

 ARKA KAPAK

Tarih kurbanları değil, katilleri hatırlar. Çünkü doğanın yasaları avcıdan yanadır!

Boston Polis Departmanı cinayet masası dedektifi Rachel’in kalp cerrahı olan sevgilisi Luke Randall’ı ailesiyle tanıştırdığı gece, şehirde korkunç bir cinayet işlenir. Liza ve Tim Abel çifti, evlerinde acımasızca katledilmiş ve cinayet mahalline şifreli bir mesaj bırakılmıştır. Bu mesaj ve cinayetin işlenme şekli, uzun yıllar önce ortadan kaybolan bir başka seri katilin yöntemine benzemektedir. Taklitçi bir katil mi söz konusudur, yoksa yirmi yıl önce kanlı katliamlarına ansızın son veren Boston Kurdu geri mi dönmüştür? Yüzbaşı Paul Jordon, cinayeti soruşturması için bürodaki tek kadın dedektif olan Rachel’i görevlendirir. Ancak katili yakalamak hiç de kolay değildir. Bir sonuç elde edebilmek için neredeyse tek başına mücadele eden Rachel, hiç tahmin edemediği şeyler yaşayacaktır. Yirmi altı yıl önce dokuz genç dağcının korkunç bir şekilde hayatını kaybettiği Kurt Geçidi vakasının da çözülmesi gerekiyordur. Acaba onlar da mı Boston Kurdu’nun kurbanlarıdır. Boston’un soğuk kış günlerinde kurumuş bir yaprak gibi oradan oraya savrulan Rachel için seri katilin dehşet verici günlüğünü ortaya çıkartabilmek ve yazdığı şifreli metinlerin gizemini aydınlatabilmek hiç de kolay olmayacaktır.

“Nasıl ki savaştaki askerler birbirlerini öldürmek zorundalarsa, işte ben de böyle öldürmek zorunda hissediyordum... Tek fark, ben öldürmekten sadece zevk aldım.”


ALINTI


   " Bir gün olacağını biliyordu ama buna hiç hazır değildi. Nasıl hazır olunacağını da bilmiyordu."


"Tüm acımasızlığına rağmen hayat, merhametli insanların çabalarıyla çekilebilir hale geliyordu."


YORUM


Bir çiftin vahşice katledilmesi ve geride şifreli bir mesaj bırakılmasıyla başlayan olay, yıllar önce kaybolan sırrı çözülemeyen seri katil “Boston Kurdu” vakasıyla iç içe geçer. Olay yerlerine bırakılan şifreli mesajlar, eski cinayetlerle birebir örtüşür “Boston Kurdu” geri dönüldüğü düşünülmesi istemez ve  bir taklitçi katilin dolaştığı düşünülür. Ancak Rachel ipuçlarını takip ettikçe bu cinayetlerin sadece bir taklit olmadığını, kendi geçmişiyle ve bastırdığı travmalarla doğrudan bağlantılı olduğunu fark eder.

Bir Psikopatın Günlüğü, ilk bakışta klasik bir seri katil polisiyesi gibi dursa da sayfalar ilerledikçe insanı sadece bir katilin peşine değil, zihnin en karanlık köşelerine sürüklüyor. İyiyle kötü arasındaki çizgi siliniyor. Çünkü bazen adalet dediğimiz şey de şiddetin başka bir adı. Tempolu, karanlık ve çarpıcı..


Rachel karakteri çok boyutlu ve duyguları yüksek bir karakter. Klasik dedektiflerde beklediğimiz profesyonel bir imaj çizmedi gözümde şahsen. Dedektifin böyle bir karakterde olması konuyla uyumlu olsa da beni çok etkileyen bir durum değildi. Genel olarak konu bakımından başarılı, son bakımından da ters köşe yapılmış. 

Tempoyu düşürmeden akıp giden sayfalarla baş başa kalacağınız bir eser. 


KAHVERENGİ ELBİSELİ ADAM / Agatha Christie

 ARKA KAPAK

Anne Beddingfeld, babasını kaybettikten sonra Londra da yaşamaya karar verir. Ve günün birinde, içinde her zaman var olan macera tutkusu, Hyde Park ‘ın köşesindeki metro istasyonunda yaşadığı bir olayla canlanır. İstasyondaki bir adam rayların üstüne düşerek ölmüştür. Ama ne var ki olay göründüğü gibi değildir. Anne, kaza olmadığına inandığı olayın peşini bırakmaz ve elindeki tek ipucuyla Albay olarak da bilinen katilin asıl kimliğini ortaya çıkarmaya çalışır. Ancak bilmediği şey Albay’ın da onun peşinde olduğudur.








YORUM


Agatha Christie’nin 1924 yılında yayımlanan Kahverengi Elbiseli Adam adlı romanı, yazarın kariyerinin erken ve deneysel dönemine ait olması bakımından hem tematik hem de türsel açıdan diğer eserlerinden ayrılan özgün bir konuma sahiptir. Christie’nin henüz Poirot ve Miss Marple gibi ikonik dedektif karakterlerle “kapalı mekân gizemi” formülünü tam olarak yerleştirmediği bu dönemde kaleme alınan eser, klasik bir kim yaptı? polisiyesinden çok macera ve gerilim öğeleriyle örülü bir kovalamaca hikâyesi sunar.

Hikâye, Londra metrosunda şüpheli bir ölüme tanık olan ve olay yerinde gördüğü kahverengi elbiseli gizemli adamın peşine düşerek kendini uluslararası bir suç örgütünün içinde bulan genç ve meraklı Anne Beddingfeld’in anlatımıyla ilerler. 

ÖChristie’nin kapalı mekân bulmacalarından ziyade hareket, tesadüf ve serüven duygusunu öne çıkardığı bu romanda, cinayet gizemi romantizm ve keşif temalarıyla iç içe geçer; böylece metin yalnızca bir suç çözme hikâyesi değil, aynı zamanda sıradan bir hayattan kaçıp kendi kaderini tayin etmeye çalışan genç bir kadının büyüme anlatısına dönüşür.  Aynı zaman Anne Beddingfeld’in pasif bir tanık değil, olayların merkezinde yer alan cesur ve meraklı bir kadın kahraman olarak konumlandırılması, dönemin polisiye geleneği içinde dikkat çekici bir yenilik oluşturur.

Mantıksal bilmeceleriyle ünlü Poirot romanları kadar karmaşık olmasa da, enerjisi, akıcılığı ve macera hissiyle Kahverengi Elbiseli Adam, Christie’nin edebi yolculuğunda hem deneysel hem de kişisel bir durak olarak  polisiye ile serüven arasında keyifli bir geçiş alanı sunan, eğlenceli eseridir.