6 Nisan 2026 Pazartesi

KİNYAS VE KAYRA / Hakan Günday

 ARKA KAPAK


Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım.





ALINTI


"Hiç bir şey değişmedi. İsterdim yeni bir insan olarak inmeyi o tekneden. Değişmeyi ,iyi biri olmayı,hissetmeyi,sevmeyi. Hepsini isterdim. Ama istemenin yetmediğini çok erken anladım..."

"Aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarını bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiçbir şeye kayda değer bir varoluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uzakta olması o kadar korkunç ki! "

"Çünkü duyulabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. Bunu fark edince, dünya üzerindeki bütün insanların birden yok olsalar dahi yalnız kalmayacağımı anladım. "


YORUM


Kinyas ve Kayra romanı aslında bir olay örgüsünden çok, insanın iç dünyasına yönelen karanlık bir zihinsel yolculuk sunar. Karakterlerin yaşadıkları deneyimler, dış dünyadan çok içsel çatışmalarına ve varoluşsal sorgulamalarına odaklanır. Hayatın anlamsızlığı ve buna karşı geliştirilen nihilist bakışı oldukça hissettiren bir eserdir. Kinyas ve Kayra, toplumsal değerleri, ahlakı ve anlam arayışını reddeden iki zıt ama bir o kadar da aynı noktada buluşan karakterlerdir. Özellikle Kayra karakteri, bu anlamsızlık fikrini uç noktada yaşarken, Kinyas’ta zaman zaman bir dönüşüm ve anlam arayışı ihtimali sezilir. Bu karşıtlık, romanın iç gerilimini oluşturur.


" Biz daha çok kötülüğün sınırlarınız zorluyoruz.  Ne kadar iğrenç olabileceğimizi araştırıyoruz. Kinyas ve ben bir deneyin parçalarıyız."


Yabancılaşma duygusu oldukça yoğun. İki K :) yalnızca topluma değil, kendilerine de yabancılaşmış durumdadır. İnsan ilişkilerinin yüzeyselliği, güven duygusunun yokluğu ve bireyin kendi benliğine karşı bile duyduğu mesafe, modern insanın yaşadığı varoluş krizini yansıtır.  Albert Camus ve Jean-Paul Sartre gibi kalemlere aşinaysanız, yaşamın anlamı nedir? sorusuna da aşinasınızdır. K ve K da sürekli gündemdedir.

Hakan Günday’ın dili ise bu karanlık atmosferi destekleyecek şekilde sert, doğrudan ve filtresizdir.  Rahatsız edici anlatım, bilinçli bir tercih; bizi konfor alanından uzaklaştırıp metnin içine almaktadır. Şiddet unsurları da yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve varoluşsal bir araç olarak karşımızdadır. Zaten şiddetin en vurucusu da bu değil mi? 

Gerçek anlamda kendinizi hazır hissettiğiniz bir dönemde okunması gereken bir kitap. Kurgu çok ağır her anlamda. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder