5 Aralık 2023 Salı

ÇILGINLIĞIN ÖTESİ - Stephen King

 ARKA KAPAK

Korunmasız bir kadın için böylesi dehşetli bir dünyada yaşamanın zorluğunu bilenleriniz vardır mutlaka. Siz de Rose gibi kötülük timsali bir kocaya sahipseniz çıkış yollarınız tek bir noktada birleşecektir. Kaçışta!

Ne var ki Rose diğer kader arkadaşlarından farklı olarak, peşine düşen kocasının artık aklının sınırlarını çoktan aştığını ve çılgınlığın ötesine geçtiğini biliyordu.Dehşetin soğuk parmaklarına dokunmaktan çekinmiyorsanız, haydi!




ALINTI


"En iyisi geçmişe karşı acımasız davranmaktır. Önemli olan bize indirilen darbeler değil, sağ salim atlatmayı başardıklarımızdır. Şimdi unutma... Yaşamını düşünmüyorsan bile hiç olmazsa aklını düşün ve ona bakma!"

"Nelere katlanabileceğine, neler yapabileceğine pek aldırmıyorum. Beni ilgilendiren nelerden hoşlandığın ve neler istediğin. Ben işte sana böyle şeyleri vermek istiyorum. Çünkü senin için çıldırıyorum."

"Örneğin, neden bu insanların çoğu gülüyor? Tanrı aşkına, gülünecek ne var ki? Dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlayamıyorlar mı? Her şeyin... her şeyin mahvolmak üzere olduğunun farkında değiller mi?"


YORUM

"Şiddet gören kadınlar bir süre sonra suçu kabullenmeye başlarlar, hepsi o kadar. Üstelik de sadece bazı şeyler için değil. Her şey için."


18 yaşındayken aşık olduğu Norman ile evlilik hayatına atılan Rose hiç düşündüğü gibi bir evlilik hayatı yaşamayacaktır. Başlangıçta her şey güzel giderken yavaş yavaş hayatı cehennemden farksız bir hal almaya başlamıştır. Fiziksel ve psikolojik şiddet görmeye başlayan Rose 14.yılın sonunda yani 32 inci yaşında, ufacık ve mantıksız gibi görünen anlık bir karar ile eşinden, evinden kaçar. Yanına sadece (korka korka) eşinin kredi kartını da alır. Normanın onu bulamayacağını düşündüğü, en uzak yere gitmeye çalışır. Polis olan eşini iyi tanıyan Rose için kaçmak oldukça büyük bir adımdır aslında. Bakalım gerçekten kaçabilecek midir?

Çılgınlığın Ötesi eserinde Norman karakteri nerede geçmeye başlarsa orada gerilim çok yükselmekte, Norman ın bölümlerini okurken oldukça gerildim ve mide bulantısı yaşandı.. Çok fazla içeriğinden ipucu vermek istemesem de , Rose karakteri kaçtıktan sonra deneyimlediği şeyler beni çok mutlu ettiğini dile getirebilirim.  Yeni bir başlangıç yapmak her zaman kolay değildir, özellikle geçmişin ve gençliğin bu kadar kötüyse. 

"En iyisi geçmişe karşı acımasız davranmaktır. Önemli olan bize indirilen darbeler değil, sağ salim atlatmayı başardıklarımızdır. Şimdi unutma... Yaşamını düşünmüyorsan bile hiç olmazsa aklını düşün ve ona bakma!"

Rose'un önüne çıkan engeller, iyilikler ve inanılması güç olayları okurken çok akıcı bir şekilde okuduğumu dile getirebilirim. 

King hakkında zaten yorum yapmayacağım ama değindiği konu bakımından ve ele alış şeklini sevdim.


OZ BÜYÜCÜSÜ - L. Frank Baum

 ARKA KAPAK

1900 yılında yayımlanan Oz Büyücüsü, yazarı L. Frank Baum’un ifadesiyle “merak ve eğlencenin korunduğu, kederin ve kâbusların dışarıda bırakıldığı modern bir masal” olmayı amaç edinir. Amerikan edebiyatının ilk masalı olarak görülen eser, 1890’ların Amerika’sındaki ekonomik, politik ve toplumsal durumun sembolik bir alegorisi olarak değerlendirilir ve Batı’daki çiftçilerin durumunu, dönemin altın piyasasını ve İç Savaş’tan sonra çalışamayıp ekonomik sorunlar yaşayan işçileri sembolize eden unsurlar taşıdığı ileri sürülebilir. Söz konusu alegorik özelliği ve hayali öğeleriyle hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden bu klasikleşmiş eser, bir kasırgaya kapılan küçük Dorothy ile köpeği Toto’nun Kansas’ın uçsuz bucaksız çayırlarından fantastik Oz Diyarı’na uzanan yolculuğunu ve bu serüvende edindikleri sıra dışı dostları anlatır. Çıktıkları zorlu ve tuhaf yolculukta Korkuluk beynini, Teneke Adam kalbini, Aslan da cesaretini ararken Dorothy’nin tek istediği Kansas’a, teyzesiyle eniştesinin çiftliğine geri dönebilmektir. Ne de olsa insanın evi gibisi yoktur…


ALINTI


"Evlerimiz ne kadar kasvetli ve gri olursa olsun, biz etten kemikten yapılmış insanlar çok güzel de olsa başka bir ülkede yaşamaktansa kendi topraklarımızda olmayı tercih ederiz.İnsanın evi gibisi yoktur."

"Ne olursa olsun , " dedi Korkuluk,  " ben kalp değil beyin istemeliyim;  çünkü aptal biri kalbi olsa bile onunla ne yapacağını bilemez. "

" Ben kalp almalıyım, " diye karşılık verdi Teneke Adam,  "çünkü beyin insanı mutlu etmez, oysa mutluluk dünyadaki en güzel şeydir. "


YORUM

 L. Frank Baum tarafından yazılan bir çocuk romanı. Yedi kitaplık Oz serisinin ilk kitabıdır. Serinin aynı evrende geçen spin-off (sevilen bir karakterin aynı evrendeki başka bir yapımına denir.) romanları da vardır. Bir kasırgaya kapılan küçük Dorothy ile köpeği Toto’nun Kansas’ın uçsuz bucaksız çayırlarından fantastik Oz Diyarı'na uzanan  yolculuğunu, eve geri dönme çabasını ve bu serüvende edindikleri sıra dışı dostlarına konuk oluyoruz. 

Çok sade bir anlatım ve kaleme sahip bu eser iki saatinizi keyifli bir hale getireceğinden eminim. Çocuk romanlarının klasikleşmiş yerleri burada da görebiliyoruz ama sevimli bir macera okumak yetişkinler içinde bence çok anlamlı oluyor. 

 Dorothy eve geri dönüş yolculuğunda edindiği arkadaşlarına sizde eşlik etmek isterseniz, hiç zaman kaybetmeden okumanızı tavsiye ederim.











16 Kasım 2023 Perşembe

1Q84/ Haruki Murakami

 ARKA KAPAK

"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir"

Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?

Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

Romantik misiniz?

Evet, bu kitapta aşk da var… İki dünya bir araya gelmeden mümkün olmayan bir aşk.

Yaşadığınız dünya gerçek mi, hiç düşündünüz mü?

Düşündüyseniz, paralel bir evrene geçmek sizi heyecanlandıracaktır o zaman.

Hayatı algılayışınızı değiştirecek bir kitabın kapağını açmak üzeresiniz şu an.

Yaşayan en büyük yazarlardan biri olarak kabul edilen Haruki Murakami başyapıtı, tüm dünyada milyonlarca satan kitabı 1Q84'le bir imkânsızı başarıyor.


Nefesinizi kesecek bir macera romanını, gerçek nedir, insan neye inanmalı, aşk dünyayı kurtarabilir mi soruları ekseninde bir yürek atlasına dönüştürüyor


ALINTI

“Baksana Aomame, senin hiç mi korkun yok? Elbette var” dedi Aomame. “Ben en çok kendimden korkarım. Ne yapacağımın belli olmamasından. Şu an ne yaptığımı kavrayamamaktan.”


Bu dünyada boşluğu doldurulamayacak tek bir kişi bile yoktur. Ne kadar bilgili, ne kadar yetenekli olursa olsun, mutlaka bir yerlerde yerine geçecek bir kişi vardır.



YORUM

“Bir de” dedi şoför, dikiz aynasından bakarak. “Aklınızda tutmanızı istediğim bir şey var. Her şey göründüğü gibi değildir.”

Zamanın ne getireceğini ve hangi zamanın getireceğini bilemeyiz. Haruki Murakami'nin kalemine bayılıyorum. Üslubu, konunun ilerleyişi ve diğer sanat dallarına değinerek karakterleri özelleştirmesi çok güzel bir detay bence.

1Q84 eseri hem tek cilt halinde hem de üçlü set halinde basımı mevcut ben üçlü seti tercih ettim. Tek cilt hakkında nasıl ayrıldığına dair bilgim yok ama üçlü setinde her kitabın bitişi şaşırtıcı ve güzel bitirilerek bırakılmıştı. O konuda içiniz rahat olabilir sizin için önemli bir detaysa. Gelelim konusuna ..

3 ana karakterimizin etrafında olay örgüsü dönmektedir. Aomame, Tengo ve Fukaeri. Bu üç kişinin bağlantı noktası ise bir kitap Pupa Hava'nın basımıyla ilgili. Pupa Hava 'yı yalnızca kitap gibi görmemenizi öneririm. 
Aomame ve Tengo birbirlerinden farklı zamanlarda, yaşadıkları dünyanın değiştiğini keşfedip bu dünyaya, yine farklı isimler veriyorlar. “1Q84’teki Q / Ouestion mark’ın Q’su /İngilizce soru işareti” zamandaki ve dünyadaki belirsizlik manasında Aomame’nin verdiği isim. Tengo’nun uygun gördüğü isim ise “Kediler Şehri”.  Bu isimlerin tabi ki kendilerine göre anlamı var, bu anlamı okuyunca fark edeceksiniz. Bir dokunuş size ne hatırlatıyor bilmiyorum ama Aomame ve Tengo için 20 yıllık bir zamanda kaybolmayan bir dokunuşun hatırası tüm hayatlarının dokunuşlarını değiştirmekte.

Kitap içerisinde, inanç, değerler, aile, şiddet, aşk ve birçok alt metin barındırıyor. Sıkılmadan, kopmadan dolu dolu bir kurgu sizi bekliyor diyebilirim. 

Benim çok severek okuduğum bir seriydi, karakteri ayrı yaratılan dünyayı ayrı sevdim. Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir eser. Okumayan kaldıysa tabi :)


"Ölmekten korkmuyorum, dedi Aomame kendi kendine, bir kez daha emin olmak için. Korktuğum şey gerçeklikten çıkmak, gerçekliğin beni arkasında bırakması."


8 Kasım 2023 Çarşamba

BENİM ÜNİVERSİTELERİM / Maksim Gorki

 ARKA KAPAK

Benim Üniversitelerim'de, Aleksey Peşkov, üniversitede okumak üzere Kazan şehrine gelir. Fakat zorluklarla geçen hayatında bu büyük hayalini gerçekleştirmesi kolay olmayacaktır. Bir yandan ekmeğini kazanmaya diğer yandan eğitimini sürdürmeye çalışan genç, Rusya'da çarlık yönetiminin ve eskimiş dünya görüşünün çalkantılı ortamında bütün hayatın bir üniversiteye dönüştüğünü görür. Karşısına benzersiz kişilikleri olan, Rusya'nın kaderini değiştirecek kişiler çıkacaktır. Rusya gürül gürül geleceğini tartışmaktadır.

Çocukluğum ve İnsanlar Arasında'nın ardından Benim Üniversitelerim'le birlikte, edebiyat tarihine eşsiz bir gerçekçilik anlayışı getiren Maksim Gorki'nin kendi hayatından yola çıkarak yazdığı üçleme tamamlanmış



ALINTI

"Hayatı çok daha basit düzenlemeli, o zaman hayat insanlar için çok daha güzel olacaktır."

"Her şeyi bir an önce öğrenmeye çabalayan meraklı, fazla heyecanlı biriydim. Bu özelliğim hayatım boyunca tek bir şey üzerinde yoğunlaşıp ciddi bir şekilde çalışmama hep engel olmuştur."

"Gırtlağına kadar kitaplara gömülmüş, bir çılgın gibi yaşıyor..."




YORUM

"İnsanlar unutma ve avunma arıyorlar, bilgi değil."


Maksi Gorki üçlemesinin son kitabını da bitirerek bir devri sonlandırıyoruz.
Genel olarak severek ve hissederek okuduğum bir seriydi. Son kitabında diğer ilk iki kitabına nazaran biraz kalem olarak fark görülüyor, beni çok irite edecek kadar değildi.

Ninesiyle son kez vedalaşıp, Üniversite okumak ümidiyle Kazan şehrine taşınır. Okumayı çok sevmektedir birçok umutla üniversite hayaliyle yanıp tutuşur. Doğduğu günden itibaren peşini bırakmayan yoksulluğu birkez daha karşısına çıkarak tüm hayalleri yavaş yavaş yıkılır. 
Okumak bir yana karnını doyurmak bile çok güçtür. Çocukluğundan itibaren birçok farklı alanda iş deneyimi olduğu için iş bulmaktan ya da yapmaktan gocunmaz, gerçi gocunacak durum da değildir.

Burada çocukluğunda yaşadığı iş deneyimlerinin yanı sıra insan, hayat deneyimi de tabi ki artarak ve farklılaşarak devam eder. Fırıncı da çalıştığı dönem hem okumaya geri dönme hem hayatta kalma mücadelesi ile savaşırken, devrimle ilgili olaylara da karışmamak elinde değildir. 




Sözün kısası diğer yorumlarda da belirttiğim gibi yazara ilginiz varsa ve otobiyografi okumayı seviyorsanız tavsiye ederim.







1 Kasım 2023 Çarşamba

EKMEĞİMİ KAZANIRKEN /Maksim Gorki


ARKA KAPAK

Maksim Gorki'nin, edebi olgunluk çağı ürünlerinden olan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim adlı otobiyografik üçlüsü, yazarın başeseri sayılageldiği gibi tüm Rus edebiyatı içinde yer alan mükemmel otobiyografilerden biridir.Gorki'nin çocukluk ve gençlik yıllarını anlatan üçlü, bir yazarın kendinden çok çevresi üzerinde durduğu, iç gözlemden çok dış gözleme yer verdiği ender otobiyografik romanlardan biri, aynı zamanda Gorki'nin gözlemciliğiyle anlatım yeteneğinin doruğa ulaştığı, kendinden önceki Toplumsal Gerçekçilik ustalarıyla birlikte kendisini de aştığı başeserdir.


ALINTI

"İnsanın en gözü dönmüş düşmanı, yine insandır."

"Kitaplarda anlatılan hayatla gerçek hayat arasında hoş farklar vardı. Gerçek hayat gitgide ağır bir yüke dönüşüyordu."

“Boş dünyada kendimi yalnız hissediyordum. Yüreğim de boşalıyor, tatlı bir hüzün onu gıdıklıyordu sanki; bütün arzularım siliniyordu, düşünecek hiçbir şeyim kalmıyor ve sömüren bu hüzünlü boşluk, bende hiç umut bırakmıyordu.”



YORUM

"Bütün o tatlı sözlerine, tatlı gülümsemelerine karşın insanlar birbirine yabancıdır; aslında dünyada her şey, herkes birbirine yabancıdır."

Çocukluğuna şahit olduğumuz Gorki'nin şimdide ilk gençlik yıllarına şahit oluyoruz. Büyümenin getirdiği sorumlulukları erken yaşta tanışmak zorunda kalan biri. Geçinmek, yaşamak için çocuk yaşta iş hayatına atılması gerekiyor. İlk iş deneyimi kuzeni sayesinde bir ayakkabıcı dükkanında yaşamaktadır. Orada müşteri - patron ilişkilerini deneyimleyerek insanların ne kadar iki yüzlü olduğu (ve birçok şeyi) ilk elden tecrübe etmektedir. 

Bir gün ayakkabıcıda çalışırken üzerine kaynar çorba dökülür. İşten ayrılmak zorunda kalır. Anneannesi ve dedesinin yanına dönmüştür. Tabi kısa süreliğine.. İyileşir iyileşmez dedesi iş hayatını öğrenmesi adına akrabaların yanına gönderir, anneannesini kardeşine. Anneannesi ilk başta itiraz etse de çok bir şey değiştirmez.


Yeni iş deneyimi ev işleri olan toz alma, soba yakma, evi süpürme silme, yemeklere yardımcı olma gibi işler yapmaktadır. Bu işler tabi ki istediği bir şey değildir ama seçenekler çokta iyi değildir.
Burada ki yaşamı ona çok şey katmasına rağmen anneannesi her ziyaretine geldiğinde yapmicam, kaçacağım gibi sözler sarf etse de anneannesinin biraz daha dayan, sabırlı olmasını öğütleri ve anneannesi için katlanmaktadır.

Artık katlanamayacağı zaman geldiğinde tekrardan evine döner. Bir süre sonra başka bir iş karşısına çıkar, gemide bir bulaşıkçı aranmakta. Bir şekilde işe alınır. 
Burada ki deneyimi hayatını değiştireceği noktalar barındırmaktadır. 

Gorkinin sabrı, zekası ve bulunduğu ortamlarda gösterdiği tavırları okurken nedensiz bir mutlulukla okuyorsunuz. Siz oradaymışçasına hissettiriyor.
Gorkinin üçlemesinin ikinci kitabı ilk kitabı kadar beni tatmin etti. Bu yorumu yazarken üçlemenin son kitabına başlamış bulunuyorum.. Gorkinin üniversite dönemi, yetişkinliğinde yaşadıkları, deneyimlediklerini çok merak ediyorum..

Kesinlikle tavsiye ettiğim bir üçlemedir. Kitapla kalın..







 

4 Haziran 2023 Pazar

ÇOCUKLUĞUM / Maksim Gorki


 ARKA KAPAK

Gorki`nin Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim`den oluşan üçlemesi, Rus dilinde yazılmış en güzel otobiyografilerden biridir. Çocukluğum`da babasını küçük yaşta yitirdikten sonra taşındığı dedesinin evinde geçirdiği yılları anlatır. Miras kavgaları, doğumlar, ölümler, küçük Aleksey`in tanık olduğu ve bizzat maruz kaldığı akıl almaz şiddet, bu evde gündelik hayatın akışı içinde sıradan olaylardır.

"Herkesin herkese düşman" olduğu bu aile, 19. yüzyıl Rusya`sında hüküm süren acımasız ve hoyrat hayatın bir "küçük evreni"dir aslında. Neyse ki idealizmi ve tertemiz kalbiyle adeta bir halk filozofu olan ninesi hep Aleksey`in yanındadır. Bir de her biri hayatında iz bırakan çok sayıda capcanlı karakter vardır… Onlar sayesinde hayat zor olduğu kadar gizemli ve renklidir de. Hem Gorki`nin "kendi ülkelerinde bir yabancı gibi yaşayan, gerçekteyse o toplumun en iyileri olan" insanlardan ilkiyle tanışması da yine çocukluğuna rastlar… 

ALINTI

"Yaşadığım hayat hiç hoşuma gitmiyordu; umutsuzluk benzeri bir duygu içindeydim, ama nedense sürekli bunu gizlemeye çalışıyor, olay çıkartıyor, yaramazlık ediyordum."

"Adına sevgi denen duyguların canlı, insanın yüreğini titreten gökkuşağı benim yüreğimde solmuştu, her şeye karşı duyduğum kin kömür gazı ateşi gibi koyu mavi titrek bir ışık veriyordu ve kalbimde de yoğun bir hoşnutsuzluk duygusu, bu gri, cansız saçmalıkta bir başıma olduğum hissi için için yanıyordu."


YORUM

"Çocukluğumda bir kovan gibi görürdüm kendimi: Basit, sıradan insanlar, hayat üzerine bilgilerinin, düşüncelerinin balını arılar gibi kovanıma taşır, sunabildikleri ne varsa ruhumu zenginleştirmek üzere getirip cömertçe sunardı. Bal her zaman temiz olmazdı, hatta çoğu kez acı olurdu. Ama her bilgi, yine de baldı!"

Çocukluğum, Maksim Gorki'nin otobiyografi üçlemesinin ilk kitabı. Gorki ile tanışma kitabım, Ana eseriydi ve en sevdiğim klasikler arasında yerini alıyor. O eserde kaleminin akıcı ve kurgusunun tam oturduğu bir eser olarak tanımlayabilirim. Gorki'nin diğer eserlerini de merak ettiren bir eserdi.

Gelelim Çocukluğum eserine, Gorki, nakliyecilik yapan babasını 5 yaşındayken kaybeder, annesi ve anneannesiyle doğum yeri olan Nijni Novgorod'a döner. Anneannesi ve büyük babası tarafından Nijniy Novgorod'da büyütülür. Annesinin birçok kez bırakıp gitmesi, annesiyle iletişimi, bağını oldukça sınırlar. Onun yerine masalları ile büyüdüğü anneannesinin, üzerinde çok büyük etkisi vardır. Hem annesş hem babası olmuş diyebiliriz. Anneannesi çocukluğunu kaplamaktadır.  Gorki yalnızca birkaç ay okula gidebilmiştir. 8 yaşında çalışmaya başlamak zorunda kalmıştır, bu sayede Rus işçi sınıfının yaşamını yakından tanıdığını bir döneme geçer.Ve bu tanışması eserlerine de oldukça iyi bir şekilde yansıtacaktır. 

Çocukluğunun bu kadar yıpratıcı ve çok karmaşık geçmesi gerçekten okurken yorucuydu, okurken birlikteymiş hissiyatını verebilmiş. miş-mış ların bu kadar etkiliyse yaşamak ne kadar zordu ancak yaşayanın bileceği bir his. En sevdiğim bölümler Gorki'nin de olduğu gibi anneannesiyle geçirdiği zamanlardı. Anneannesi'nin okula gitmemesine rağmen kendini geliştiren bir insan olduğunu fark edebiliyoruz. Farklı inançlar, tanrılar ile büyütülmesi onun inanç konusunda da farklı izlenimler bıraktığını görebiliyoruz.

Maksim Gorki'yi yakından tanımak istiyorsanız üçlemeyi tavsiye edebilirim, çocukluğunun derinlerine gidip birde gençliğinin neler kattığını görmek için sabırsızlanıyorum açıkçası.

6 Mart 2023 Pazartesi

DUDAKTAN KALBE / Reşat Nuri Güntekin

 ARKA KAPAK

Reşat Nuri Güntekin,1925 yılında yayımlanan Dudaktan Kalbe adlı romanında farklı sosyal çevrelerden gelen kahramanların yaşam biçimlerini ele alırken, zaman zaman dönemin toplumsal ve siyasi yaşamına da ayna tutuyor.

Gelenek ve göreneklerin tanıtımında ve kişilik canlandırımında son derece başarılı olan yazar, yalın ve gösterişsiz bir anlatımıyla ve temiz bir İstanbul Türkçesiyle geniş kitlelere seslenebiliyor. 

Ayrıca ilk romanı Çalıkuşu'nda olduğu gibi bu eserde de romanın kahramanlarının duygusal çalkantılarını ve mutsuz yaşam serüvenlerini ustalıkla aktarırken, okuyucuyu da İzmir'den Kütahya'ya, Bozyaka Bağları'ndan İstanbul'a Lamia ve Hüseyin Kenan'ın peşi sıra sürüklüyor adeta onların derin aşklarına tanıklık ettiriyor.


ALINTI


"Bazı şeyler öyle fena kırılır ki, hiçbir suretle tamiri kabil olmaz."

"Hislerin de insanların gibi renksiz, abus ihtiyarlıkları, sefilane ölümleri var... Bizim masumane sergüzeştimiz ihtiyarlamadan ölecek Kınalı Yapıncak..."


YORUM

"İnsan, gönlüne hükmedebilir mi?"

Reşat Nuri Güntekin 'nin kalemini severim. İlk tanışma kitabım Acımak olmasından sonra Çalıkuşu, Yaprak Dökümü ve şimdi de Dudaktan Kalbe. Darısı diğer eserlerine diyerek..

Her eserinde toplumun içinden karakterler ve dönemin kadınlar üzerinde ki rolünü baz alarak bir çerçeve oluşturuyor. Bu güzel bir şey ama bu eserinde de fark ettiğim üzere, bir şeylerin yanlış olduğunun farkında olmasına rağmen ona uygun çözümler üreterek değil de toplumda olan şeyleri yazıyor. Bu yanlış gibi gözükmeyebilir belki ama şöyle bir senaryo olduğunu düşünelim, yazarsınız toplumda bir farkındalık yaratmak istiyorsunuz ve bunu kurgulayarak gerçekçi bir hale getiriyorsunuz ve bu farkındalık yaratma isteğinizi doğru senaryolarla yazabildiğiniz halde yazmayıp kurgulayarak değil gerçeklikle oluşturuyorsunuz. Biraz çelişkili gibi geldi bana, ne kadar doğru tartışılır.

Amaç güzel ama sonuç için eksiklikler olduğunu dile getirsem yanlış mı düşünürüm acaba? Bunu bu eserde birkaç örnekle taçlandırabilirim. Buraya geçmeden önce ama kısaca hikayemizden bahsetsem daha iyi olacaktır.

Dudaktan Kalbe, gençken çektiği aşk acısı nedeniyle tekrar âşık olmayacağını, aşkın bir daha dudaktan kalbe inmeyeceğini felsefe edinmiş bir gencin öyküsü. Baba faktörü 'nün olmamanın etkisiyle oradan oraya savrulduğu bir hayatla başlayan daha sonrasında bir şekilde adapte olmaya çalışarak yaşayan bir genç. Ancak daha sonra bir arkadaşının vasıtasıyla öğrendiği yurtdışında eğitim alabileceğini öğrenince annesinin dükkânını satarak Avrupa'ya müzik eğitimi almaya gitmiş ve çok başarılı bir kemancı olmuştur.

 Lamia kimsesiz bir çocuktur. Akrabasında yaşayan Lamia sıkıntı yaratmamak için kendisini asla birinci plana koymayan birisidir. Yengesine yardım etmek, yeğenleriyle vakit geçirmek vs vs bunu severek yapmasına rağmen içinde bir yerlerde eksiklik hisseden birisidir. Kenan'ı daha görmeden müziğine âşık olmuştur. 

Kenan dayısının ısrarlarına dayanamayıp Türkiye'ye gelir ve bir şekilde Lamia'yla tanışırlar. Başlarda Lamia ya çocuk gözüyle bakmasına rağmen zaman geçtikçe ve birtakım olaylar yaşandıktan sonra Kenan daha sonra küçük Lamia ya âşık olur. Lamia onun aşkına inanmaz ve bu bir imkânsız aşk haline gelir ve bundan sonra can alıcı asıl hikâye başlamaktadır. 

Özetlemek gerekirse konusu bu seyir içerisinde ilerliyor burada iki ana karakterden bahsettim ama eser de birçok yan ve ana karakter olacak roller bulunmaktadır. Onlardan bahsetmek istemiyorum yoksa dayanamayıp tüm kitabı anlatırım :)

Asıl hikayemiz başladıktan sonra Lamia 'nın çektiği sıkıntıları okurken fenalıklar geçirdim gerek topluma gerek Lamia'nın kendisine.. Yukarıda da bahsettiğim gibi kendini pek ön planda tutmayan bir karakter. Yardımsever olmak ayrı hakkını aramak apayrı konular. Lamia'nın başından geçen talihsizlikler silsilesi gerçekten eksilmiyor. Ve sevdikleri tarafından nasıl hor kullanıldığını tek tek görebiliyoruz. 

Kenan karakteri apayrı bir karakter zaten. Daha en başından nasıl bir rol de olacağını kendi ağzıyla kendini toplumdan daha iyi ve net bir şekilde eleştiriyor. Eleştirilerinde ne kadar haklı olsa da bu sonu hak etti mi orası tartışılır. Ama şaşırdığımı dile getirebilirim. Böyle bir ters köşe beklemiyordum.

Yukarıda bahsettiğim çelişkilere örnek verecektim ama kitabın çok içine gireceğim örnekten vazgeçtim ama okuduktan sonra beni net bir şekilde anlayacağınızı düşünüyorum.

Toparlayacaksam olursam genel olarak konu bakımından, üslup ve ele alış biçimi bakımından severek okuduğum bir eserdi. Güntekin ne kadar acıklı sonlar yazsa da güzel duyguları ele alması gerçekten muazzam. 

Kitapla kalın, keyifli okumalar..




26 Temmuz 2022 Salı

AMAK-I HAYAL- Hayalin Derinlikleri/ Filibeli Ahmed Hilmi

ARKA KAPAK

Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul edilen A’mâk-ı Hayal, Filibeli Ahmet Hilmi’nin felsefi ve tasavvufi görüşlerini içermektedir. Romanın kahramanı Raci, içindeki şüphe ejderhasını susturmak ve mutlak hakikate ulaşmak için mezarlıkta karşılaştığı Aynalı Baba’nın yardımıyla manevi seyahatlere çıkar. Raci bu seyahatlerinde hedefine ulaşmak için Buda’yla Hiçlik Zirvesi’ne, Yunan tanrılarının bulunduğu Olimpos Dağı’na, Hürmüz ile Ehrimen’in savaş meydanına, Simurg’un sırtında Merih gezegenine, Kaf Dağı’na ve daha birçok yere gider. Raci hakikatin peşinde nice âlemde, boyut ve mekânda dolaşırken biz okurlara Ahmet Hilmi’nin Doğu ve Batı felsefesi, tasavvuf, mitoloji, dinler tarihi üzerine kurduğu bu gerçeküstü romanı izlemek düşüyor -şaşkınlıkla, merakla ve zevkle…


YORUM

Hayallerimizin bir sınırı olmalı mı? Yoksa oradayken istediğimiz her şeyi gerçekleştirebilir miyiz? Hayal bana göre, insanın aklına gelebilen, düşünebildiği her şey aslında gerçekleşebilir. Sadece zaman veya ulaşma isteğinize bağlı olarak değişkenlik gösterebileceğini düşünüyorum.

Belki saçma belki de mantıklı gelebilir bu söylediğim, biraz üstüne oturup düşünmeniz lazım. Bu zamana kadar ne hayaller kurdum, ne gerçekleştirdim veya gerçekleşmedi.

Amak-ı Hayal, Ahmet Hilmi'nin  Raci ana karakterimizle felsefik bakış açısıyla ele aldığı, kurgusal bir eserle bizlere bu zaman kadar duyduğumuz efsane, mitoloji, destan, tasavvuf hakkında ileri gelen düşüncelerini aynı zamanda önemli bir zat olarak  Aynalı Dede karakteriyle bizlere rüyalar ve hayaller alemine dalıyoruz. 

Raci; eden, uman, yalvaran, ümitli demek imiş. Aynalı Baba'ya göre bu tam anlamıyla insanın ta kendisidir. 

 Bu alemde kendinizi bir gün Buda Gotama ile Yokluk tepesine, bir gün Zerdüşt'ün şehrine, bir gün Kaf Dağına, bir gün Güneş sistemine.. Bir ara anka kuşunun sırtında, bir ara Azâmet deryasında, alimlerin toplantısında, berzah aleminde.. Ve sonunda Manisa Tımarhanesi'nde bulacaksınız. 

Başlangıçta açıkçası ne böyle bir kurgu ne de böyle bir üslup bekliyordum. Belki günümüz Türkçesine çevrilmiş olmasından( ki bence ne kadar çevrilse de orijinalliği bozulacağı için çok fazla bütünlüğü bozmak istemiyorlar) kaynaklı olabilir. 

Yazıldığı döneme bakacak olursak (1910) oldukça iyi bir eser olduğunu söyleyebilirim. Okurken evet keyif alarak okudum, özellikle o gazeller kısmından sonraki geçişler çok eğlenceli geldi. Yazarın yolculuklar esnasında karşılaştığı durumlar, sorularda keyif veren kısımlardı. Bütün olarak baktığımda aslında severek okuduğum ama yer yer ben ne okuyorum dediğim bir eser oldu.

Önerir miyim? Kitaplığınızda bulunuyorsa bir şans verebilirsiniz açıkçası ama şiddetle önerdiğim bir kitap değil.

17 Temmuz 2022 Pazar

TATAR ÇÖLÜ/ Dino Buzzati

 ARKA KAPAK

Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle savaşı. 

Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat düşmanın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...



YORUM

"Tek bir muharebe, sonra ömür boyu mutlu olması için yeterliydi."

Giovanni Drogo, askeriyeden ilk görev yeri, kuzeyinde ıssız Tatar çölü bulunan Bastiani Kalesi'ne atanan bir subaydır.  Drogo'nun Bastiani Kalesi’ne gidişi ile roman başlar. Giderken ki gelecek hayalleri, göreviyle ilgili planlarıyla kendisinin nasıl bir yaşam düşlediğini az buçuk anlatmaktadır. Kahramanımız görev yeri olan Bastiani Kalesini görüp ve üstleriyle konuşmalarından sonra  burada kalmak istemez. Üstleriyle konuşması ile 4 ay kalıp daha sonrasında görev değişimi isteyeceğini planlar. 

John Lennon'un sözüyle bir alıntı yapmak istiyorum çünkü karakterimize oldukça uyan bir söz; 'Hayat, sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir.' 

Drago'nun 4 aylık macerası 30 yılı bulmaktadır. Neden bu kadar uzun sürdü, ona ne engel oldu? Bir insan neden hep erteler, umutlar mı engel olur yoksa insanın kendini gösterme çabası mı?

"Savaş mı? Siz hala savaş mı düşünüyorsunuz? Yeterince düş kırıklığı yaşamadık mı?"

Yazarın değindiği konuları kaleme alış biçimi oldukça sürükleyici olmasının yanı sıra birçok tarzda ele almış olması da kitabı akıcı bir şekilde okutuyor. Bir çok tarz dememim sebebi hem ana karakterle bir bütün halinde olmamızı sağlıyor hem de ortam ve diğer karakterlerle bütünleştirebiliyor. 

Umut gerçekten en güçlü duygulardan birisi olduğunu tekrardan yazar sayesinde bir kez daha anladım. Melankoli olarak bakılmasın ama yalnızlıktan hiçbir insan asla kurtulamaz, kurtulmamalı da bence. Çünkü insanın kendini dinlemesi, vakit geçirmesi oldukça gerekli olduğu düşüncesindeyim. Yalnızlık bir yere kadar güzel ve olumlu bir şey aslında. Diğer her şey gibi onunda bir ayarı, dozu olmalı.

Tatar Çölü aslında beklentiler kitabı olarak bir kısmını özetleyebilirim. Bir şeyler olması beklentisi, mutlu, mutsuz, heyecanlı, olaylı, olaysız daha nice beklentilerle doludur insan. Karakterimiz Giovanni Drogo ve diğer Bastiani Kalesi askerleri gibi böyle bir karakter. Belki ortamdan etkilenmişlerdir belki de değildir. 

Ayrıca dipnot olarak belirtmek isterim eser boyunca sizde diğer karakterler gibi bir beklenti içerisinde oluyorsunuz, benim birçok beklentim oldu açıkçası. Dile getiremiyorum son bölümlerin sürprizi kaçmaması adına ama karakterler bir bütün haline geldiğim bir yapıttı.

".. insan tüm gördüklerinin yalan olduğu duygusundan ve en güzel anda uyanacağı düşüncesinden hiçbir zaman tam olarak kurtulamaz."

Eseri okuyup kendi analizleri oluşturmanızı tavsiye edeceğim, size bir şeyler katacak bir kitap. 

Kitapla kalın..






15 Haziran 2022 Çarşamba

DİRİLİŞ- ÇANAKKALE 1915/ Turgut Özakman

 ARKA KAPAK

Tüm yeni nesillere eşi olmayan bir armağan daha.

Çanakkale Savaşı hiç böyle yazılmamıştı.

Tarihin en eski milletlerinden biri, ateşten geçerek, kan içinde bir daha uyumamak, benliğini unutmamak, kandırılmamak, sömürülmemek, ezilmemek, ölmemek üzere çığlık çığlığa diriliyordu.

60 Dakikada ölüm, yıkım, kıyım kustular. Asker korunmak için toprağa girdi, karıştı, toprak oldu sanki.

Bombardıman sone erdi. İngiliz birlikleri batı ve orta kesime, Fransızlar doğu kesime taaruza kalktılar.

Askerler, savaşmak için taşın ve toprağın altından, ölüler canlanır, ruhlar ete kemiğe bürünür gibi doğruldular. Ürpertici bir andı. Bu küçük kuvvet, uzun süngüleriyle İngiliz taburunu karşıladı, kendinden üstün birliği dağıttı, sağ kalanları Sığındere ağzına kadar kovaladı.

Takımın komutanı teğmen, takımıyla birlikte koşuyor, bir yandan da "Sömürgelerde acı çeken, soyulan, korkudan titreyen, uyanmasına izin verilmeyen, el ayak öpen, uşaklık yapan tüm zavallılar şu tavşan gibi kaçan İngilizleri görseydiler" diye düşünüyordu.

Çanakkale Savaşı, hiçbir devletin, hiçbir ordunun, hiçbir silahın, yurt sevgisinden ve milli onurdan daha güçlü olmadığını, olmayacağını öğretmekteydi.

Bu büyük gerçek her gün bir kez daha kanıtlanıyordu. Bunu yaşamak herkese yıkılmaz bir özgüven veriyordu. Bundan sonra bir dış kudretten, ancak Çanakkale`yi yaşayamayanlar, milli tarihi okuyup kavrayamayanlar ile onursuzlar ve satılıklar korkacaktı.


ALINTI

"Ne kadar yoksuluz!" Bu para değil akıl yoksulluğu.


    Biz diri, canlı, hayat dolu, duyarlı, dikkatli, bilinçli, bağımsızlığa aşık, gururuna düşkün bir millettik. Ne oldu bize?    



YORUM

"Çanakkale  Savaşı, hiçbir  devletin, hiçbir  ordunun, hiçbir  silahın yurt sevgisinden ve milli  onurdan daha güçlü  olmadığını, olamayacağını öğretmekteydi ."

Turgut Özakman 'ın eserlerini benim gibi tarih okumakta zorlananlar için gerçeklikten kopmadan, bir milletin geçmişini romanlaştırarak okutabilen bir yazar. Eserlerini belgesel roman tarzında yazdığı için dediğim gibi oldukça akıcı bir şekilde geçmişi gözünüzün önüne getirtebiliyor.

İlk okuduğum Şu Çılgın Türkler yayınlama tarihi olarak birinci olmasına rağmen aslında ilk kitabı Diriliş Çanakkale 1915 eseri. Gerek olayların araştırılması gerek kendine güveni ve birkaç olaydan gelişen sebeplerden ötürü ikinci eseri olarak gözüküyor. Türkiye Üçlemesi olarak bir seri halinde yayımlamak amacıyla önsöz kısmında yeterli açıklamaları bulabilirsiniz.

Okurken etkilenmeyecek birini tanımıyorum açıkçası. Her sahnesi gözümün önünde canlanıp, gerçekten belgesel izliyor gibi okuduğum eserlerden.


Çanakkale sadece Çanakkale'de olup biten bir olay değil. Bunun öncesi oldukça önemli. O tarihteki fikir akımlarının önemi; ayrıca bir de kadın hareketi var, bu da çok önemli. Yavaş yavaş gerçekliği görmeye, farkımızı anlamaya başlangıçlar..

İki sene evvel Balkan Savaşı yapılmış, 600 yıllık bir imparatorluğun dev iki ordusu, birkaç yıl evvel kurulmuş dört küçük ülkenin ordusundan bozguna uğruyor. Bulgar ordusu İstanbul'un eşiğine, Çatalca'ya kadar geliyor. Ve herkesin umutları tükenirken nasıl olurda bu ordudan Çanakkale ordusu nasıl çıkıyor? 

Diriliş Çanakkale 1915 eseri nasıl, neden sorularını cevaplayan eser..


"Tarihin  en eski  milletlerinden biri, ateşten geçerek,  kan içinde ,  bir daha  uyumamak, benliğini  unutmamak,  kandırılmamak , sömürülmemek , ezilmemek, ölmemek üzere çığlık çığlığa diriliyordu."

13 Haziran 2022 Pazartesi

ESİR ŞEHRİN İNSANLARI (Esir Şehir Üçlemesi 1.Kitap)/ Kemal Tahir

 ARKA KAPAK

Kemal Tahir’in Mütareke dönemi aydınlarını anlattığı “Esir Şehir” üçlemesinin ilk kitabı olan Esir Şehrin İnsanları’nda Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul’daki sivil aydınların durumu ele alınır. İmparatorluk ordularının yenilgiyi kabullenip silahlarını teslim ettikleri bir dönemde aydınlar en umutsuz koşullar altında savaşı üstleneceklerdir.

Türk edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Kemal Tahir bütün yapıtlarıyla İthaki Yayınlar’nda.




ALINTI

"Harpte değilim, diye hiç üzülmeyin. 'Sultanahmet Mitingini'ni görmedim, diye üzülmelisiniz! Kadınlar, muhallebici dükkanlarında, tiyatrolarda kendileri için gerilen kafesleri, tramvaylarda, vapurlarda çekilen perdeleri bir yıkış yıktılar ki.. "

"Kamil Bey, dünyada zanaat özelliklerinin çokluğuna şaşıyor, bunların varlığından bile şüphelenmeden yaşayıp ölenleri, hem de kendilerini bilgiç sayarak göçüp gidenleri düşünerek ürküyordu."

"Mustafa Kemal Paşa olmasaydı biz ne yapardık düşünsenize! Ama biz de olmasaydık, yani ona inanan millet olmasa Mustafa Kemal Paşa ne yapardı?"


YORUM

"Oysa esir bir şehirde, dost kim, düşman kim, bilinmez!"

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmasından sonraki dönemi anlatan bir kitaptır. Kitabın ana kahramanı Kamil Bey; yüksek eğitim almış, Avrupa dillerini bilen ve birçok Avrupa ülkesini görmüş kültürlü bir paşa oğludur. 

İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır. Tüm düşüncelerinin, o kadar bolluk, birikimden sonra ve hayata başka açıdan bakan birinin kendi milletinde bunları görememesi.. Bu durumdan şikayetçi olmaya başlaması ile karşısında çıkan eski, beklenmedik kişilerden gelen rica üzerine hayatını değiştirmeye fırsat bulan Kamil Bey ile birlikte , Milli Mücadele hakkında doğruları öğrenerek vatanına karşı görev bilinciyle hareket etmeye başlayarak bizlere tekrardan o dönemlere götürerek, bu günlere nasıl geldiğimizi bizlere hatırlatıyor. 

Özellikle şuan ki durumumuzu göz önüne alarak bu eserin ve daha niceleri tekrardan okumak gerektiğini söylemek isterim.

Esir Şehrin İnsanları kitabından önce Turgut Özakman'ın Diriliş Çanakkale 1915 kitabını bitirmiştim. O eseri okurken savaşta olmamızın yanı sıra halktan da bölümler olmasına rağmen, İstanbul'un durumu, orada ki halkı çok merak etmiştim. Tahir'in bu eseriyle de Kamil Bey sayesinde bu merakım da giderilmiş oldu açıkçası.

Farkında olmadan, tesadüf eseri böyle bir okuma yaşadığım için oldukça keyifliyim ve eğer siz okumadıysanız bu tarz bir okuma yapmanızı şiddetle öneriyorum.

Gelelim Kemal Tahir 'e kalemini az çok anlamışsınız ilk kez denk geliyorum, açıkçası bu kadar güzel bir kalem, üslup ve akıcılık beklemiyordum. Tarihi eserler benim gözümü hep korkutmuştur ama artık o kadar da korkutucu gelmiyor bunu edebiyatımızın güzel yazarlarıyla yıkabildim. 

Tabi ki edebiyat, sanat gerçekliği kendince yansıtsa da gerçekliğini teyit ettirebilmek için birkaç bölümde internete başvurduğum yerler oldu. Bu okumayı daha keyifli, bilinçli hale getiriyor. 

Grup okuması olduğu için sadece birinci kitabı alıp almamak konusunda tereddüt etmiştim ama iyi ki set halinde almışım, direk ikinci eserine başlayarak devam ediyorum Esir Şehir Üçlemesine..

"Gittikçe daha iyi anlaşılıyordu ki Anadolu da yapılan iş, yalnız vatanı düşmandan kurtarmak boğuşması değildi. Bunun bir başka anlamı, bir başka amacı olmalıydı. Eğer harekete bu başka anlam verilmez, boğuşma bir başka amaca yöneltilmezse, savaşı kazanmanın bile hiç değeri kalmayacak, orada bugün ölenler yarın ölecekler, tıpkı bunlardan önce yıllar yılı, bazı yenmiş, bazı yenilmiş olarak can verenler gibi kaynayıp gideceklerdi.."

22 Mayıs 2022 Pazar

BİR İDAM/ George Orwell

 ARKA KAPAK

İnsanların çoğu aşırı bencil değildir. Yaklaşık otuz yaşından sonra bireysel hırslarından vazgeçip –hatta çoğu durumda neredeyse birey olduklarını unutup– temelde başkaları için yaşamaya başlar, hayatın yükünün altında ezilirler. Ama sonuna kadar kendi hayatını yaşamayı kafaya koymuş yetenekli, inatçı bir azınlık da vardır; yazarlar da bu gruba mensuptur.

George Orwell, 1984 ve Hayvan Çiftliği romanlarında ortaya koyduğu romancı yönünün yanı sıra döneminin düzyazı ustalarındandı. Bir İdam, yazarın bu yönünü sergileyen biri kitap uzunluğunda dört makaleyi bir araya getiriyor.


YORUM

Orwell genelde roman eserleri ile tanınıyor. Bir İdam eserini de başlangıçta roman sanmıştım ama öyle değilmiş. 

Eser dört bölümden oluşuyor. Eserin isminin hikayesi de Orwell'in Burma' da görev yaptığı sırada tanıklık ettiği bir idamın hikayesinin gelişimini ele alıyor. Diğer bölümlerin başlıklarıyla sırasıyla, Yazma Sebebimde de anlaşılacağı üzere yazarlık serüvenine nasıl başladığını anlatırken, Sanat ve Propagandanın Sınırlarında savaş çağında sanatın ve edebiyatın konumu üzerine düşüncelerini paylaşıyor. İngiltere’de Nazi işgalinin her an gerçekleşebilecek bir ihtimal olduğu, Londra’nın üstüne bombalar yağdığı bir dönemde yazılan Aslan ile Tek Boynuzlu At bölümünde Orwell, sosyalist devrim gerekliliğini vatansever duygularıyla ve ülkesinin kimliğiyle uzlaştırmaya çalışıyor. 

Eser aslında Orwell 'ı düşüncelerinin açık bir şekilde görebilmemizi sağlıyor. 1984 veya Hayvan Çiftliği eserleri biraz kurgu niteliği taşımasına rağmen orada da aslında görüşlerini dile getiriyordu. Bu eser biraz da tarihi, siyası bakımdan yoğun ve yalın.

Benim keyif alarak okuduğum bir eser oldu. Çoğunluk, ağırlıklı olarak İngiltere milleti hakkında bilgiler içerdiği, sorunlara karşı ne yapılması gerektiği hakkında öneriler, düşüncelerini oluşturduğu bir eser. 

19 Mayıs 2022 Perşembe

DÖRT ANLAŞMA/ Don Mıguel Ruiz

 ARKA KAPAK

Sinema dünyasının üstün zekalı oyuncularından Sharon Stone ve Jody Foster bu kitabı çevresindeki insanlara öneriyor. Amerikanın önde gelen Yeni Çağ yazarları bu kitabı sizlere öneriyor. Don Miguel Ruizin kitabı aydınlanmanın ve özgürlüğün bir yol haritasıdır.Deepek Chopra Başarının Yedi Ruhsal Yasası kitabının yazarı Büyük dersler içeren ilham verici bir kitap.Wyne Dyer Kendin Olmak kitabının yazarı Castaneda geleneğinde, Ruiz temel Toltek bilgeliğini paylaşıyor. Modern dünyada yaşayan kadınlara ve erkeklere Dingin Savaşçı olarak yaşamanın pratik uygulamalarını sunuyor.




YORUM

Kişisel gelişim kitapları arasında galiba en sevdiğim kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. 

Yalın anlatımın yanı sıra gerçekten nokta atışlarının bulunduğu bir eser aslında. Direk konun özüne inerek anlatmış yazar. Aslında kişisel gelişim dediğine bakmayın Toltek Bilgeliğini anlatmakta.

Nedir bu Toltek Bilgeliği? Öncelikle Tolteklerin kim olduğundan bahsetmeliyiz. Toltekler, Kolomb öncesi Amerika’sında yaşamış üç uygarlıktan biridir. Bu topluluklar; Mayalar, Olmekler ve Toltekler’dir. Günümüzden 3300 yıl önce yaşadıkları kabul edilir. İsimlerinin anlamı İnşaatçı Ustalar’dır. Ve şu anda Meksika’nın olduğu topraklarda yaşamışlardır.

Toltek bilgeliği, bu topluluğun yaşadığı dönemde bir din olarak kabul edilmiş olsa da temelde dinler üstü insani öğretilerden oluşan bir sistemdir. Bu sistem; daha iyi bir hayat yaşamak, geçmişimizin zincirlerinden kurtulmak, içinde yaşadığımız anı onurlandırmak, içinde yaşadığımız dünyayı ve bu dünyanın bize sunduğu gerçekliği algılamak ve anlamlandırmak, hayatımıza iyi enerjileri çekmek, çevremizdeki insanların asıl niyetlerini okumak ve onlara en insancıl yönden karşılık vermek, özetle bu hayatı daha iyi ve doğru bir biçimde yaşamayı öğretmek gibi misyonlar taşımakta.

Aslında insanlığın ortak amaçlarından biri olan gelişimin bir farklı yaklaşımı diyebiliriz. Öze baktığımızda aslında aynı şeyleri yapıyoruz ama farklı seçeneklerle. Her şey de olduğu gibi.

Kitap içeriğine bakacak olursak, çeviri bakımından bir sorun görmedim açıkçası. 7 bölümden oluşmasına rağmen iki saate doya doya bitirebileceğiniz bir eser. Ben açıkçası başucu olarak okumuştum ve öyle de keyifli bir okuma oldu.

Dediğim gibi oldukça keyif alarak okuduğum bir eserdi. Elinizde bulunuyorsa hemen okumaya başlayın:)