BİR KATİL VE BİR ŞİFACI BİRİNİN BAŞLATTIĞI BU SAVAŞI DİĞERİ BİTİRECEK
Bir zamanların gelecek vadeden simyacısı Helena Marino kendi zihnine hapsolmuştu. Direniş’teki dostları vahşice katledilmiş, rezonansı bastırılmış ve bildiği dünya tamamen yok edilmişti. Uzun süren bir savaşın ardından Paladya’nın yönetimi yozlaşmış lonca ailelerinin ve Yüce Ölüm Büyücüsü’nün eline geçmiş, Sonsuz Alev’in ateşi ebediyen sönmüştü.
Direniş’in kayıtlarına göre Helena önemsiz bir şifacıdan ibaretti. Yakalanmasının ardından bir köşeye atılmış ve aylar sonra bulunduğunda da hafızasının büyük bir kısmının gizemli bir operasyonla silindiği keşfedilmişti. Acaba gerçekten önemsiz biri miydi yoksa kayıp anıları Direniş’in son umudunun anahtarını mı taşıyordu?
Zihninin derinliklerinde gömülü anıları ortaya çıkarmak artık hayat memat meselesiydi ve bu görev yeni dünyanın en güçlü ve acımasız ölüm büyücülerinden biri olan Yüce İnfazcı’ya verilmişti. Helena geçmişini koruyup eski benliğinden geriye kalan son kırıntıları kurtarmak zorundaydı ve onun için asıl savaş daha yeni başlıyordu.
Fakat gardiyanının da kendi sırları vardı ve Helena ne pahasına olursa olsun gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlıydı.
Savaş bitti. Holdfast öldü.
Sonsuz alev söndü.
Kurtaracak hiçbir şey kalmadı.
“Bazı insanlar savaşta ölür; bazıları ise hayatta kalır ve geriye kalan parçalarından kendilerini yeniden yapmak zorunda kalır.”
Alchemised, yalnızca karanlık bir dünyada hayatta kalmaya çalışan bir kadının hikâyesi değil; insanın hayatta kalabilmek için kendisinden ne kadar vazgeçebileceğini ve bütün bunlardan sonra hâlâ kendisi olarak kalıp kalamayacağını sorgulayan bir roman.
Romanın merkezindeki Helena Marino, savaşın ardından hafızasının önemli bir bölümünü kaybetmiş, bir zamanlar yetenekli bir simyacı ve şifacı iken artık düşmanlarının elinde bir savaş esiri. Fakat onun hafıza kaybı yalnızca hikâyenin gizemini oluşturan bir unsur değil.
Hafıza burada doğrudan kimlikle eşleşiyor. Geçmişimizi hatırlamıyorsak hâlâ aynı insan mıyız? Bize ait olan hayatı hatırlamadan onun sahibi olabilir miyiz? Helena'nın geçmişini parça parça keşfetmesi, aslında kendi kimliğini ve hayatının üzerindeki söz hakkını yeniden kazanma mücadelesine dönüşüyor.
Kaine Ferron ise romanın ahlaki açıdan en karmaşık karakterlerinden biri. Onu yalnızca karanlık, kötü erkek karakter olarak okumak yetersiz kalıyor. Kaine, şiddetin bir sistem tarafından nasıl üretildiğini ve zamanla insanın karakterinin bir parçasına nasıl dönüştüğünü temsil ediyor.
Roman sürekli aynı soruyu sorduruyor: Bir insan yaptığı kötülüklerden ne kadar sorumludur ve onu o hâle getiren sistemden ne kadar bağımsızdır?
Helena ve Kaine arasındaki ilişkiyi de yalnızca romantik bir yakınlaşma olarak görmek mümkün değil bence. Aralarındaki bağın merkezinde güven, korku, güç ve kırılganlık var. Sevgi geçmişte yaşananları silmiyor; fakat iki insanın birbirine bakışını değiştirebiliyor.
Ve bütün bunların üzerinde savaş var. Alchemised'de savaş, sona erdiğinde bitmiyor. Karakterlerin bedenlerinde, hafızalarında ve ruhlarında yaşamaya devam ediyor.
Kazananlar savaşı bitirebilir; kaybedenler ise savaştan çıkamayabilir.
Belki de romanın en güçlü tarafı burada: Hayatta kalmayı bir zafer olarak değil, insanın kendisinden geriye kalan parçalarla yeniden kim olduğunu bulma çabası olarak anlatması.
Çünkü bazen hayatta kalmak, ölmemek değil; bütün yaşananlara rağmen kendine yeniden ben diyebilmektir.
Alchemised savaşın insan psikolojisindeki kalıntıları, hafızanın kimliği oluşturmadaki rolü, iktidarın beden üzerindeki kontrolü, ahlaki gri alanlar, travma sonrası dönüşüm ve sevginin kurtarıcı olup olamayacağı üzerine kurulmuş karanlık bir fantastik roman. Evet, zaman zaman fazla uzun, ağır ve melodramatik. Evet, herkese göre değil. Ama dünyasının atmosferi, Helena'nın karakter yolculuğu ve özellikle hafıza ile kimlik arasındaki bağlantısı kitabı öne çıkarıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder