3 Ağustos 2026 Pazartesi

TUHAF BİR KADIN- Leyla Erbil

 ARKA KAPAK

Leylâ Erbil'in zihinsel özgürlüğü, en başta, yapıtlarının, alışıldık edebiyat türlerinin sınırlarını zorlama sonucunu doğurmuştur. Genellikle öykücü ve romancı olarak tanınsa da, Erbil'in yaygın kabul gören bu edebi türlerle, onların klasik formlarıyla bir "sorunu" olduğu hemen her yapıtında fark edilir. Kabaca "roman", "öykü" diyebilsek de, türünü, yaslandığı geleneği ilk anda tam belirleyemediğimiz, birbirini yinelemeyen, kendine özgü yapıtlar ortaya çıkarmıştır. Yine de, belli bir tanışıklıktan sonra, bilmediğimiz bir metni elimize geçse, onun Erbil'e ait olduğunu rahatlıkla anlarız. Tuhaf Bir Kadın'ın önceleri bir öykü kitabı sanılmış olması bu bağlamda ilginçtir. Yazarın romanını "bitirmemesi" de önemlidir. Bu romanın yeni baskısında yazar, okura, Mustafa Suphi'nin kaderiyle ilgili yeni kaynaklar ulaştırır. Dikkat edilirse, tanımı gereği bitmiş, yazarından kopmuş, okura fırlatılıp orada kalakalmış bir edebi türde, romanda yapılmaktadır bu güncelleme...





YORUM


Önüne çıkan her yolu yürümek değildir büyümek; bazen yürümeye cesaret edemediğin yolların yükünü taşımaktır. Tuhaf Bir Kadın, bu yükün romanı. Leyla Erbil, Nermin'in hikâyesini anlatırken aslında tek bir kadının yaşamını değil, bir toplumun kadınlara çizdiği görünmez sınırların haritasını çıkarıyor. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan bu yolculukta aile, din, siyaset, ahlak ve erkek egemen düzen, Nermin'in karşısına sürekli yeni duvarlar örüyor. Bu duvarların dışarıda olduğu kadar insanın kendi içinde de yükseldiğinin de bir yazımı. Özgürlüğün yalnızca kapıları açmakla değil, zihne yerleşmiş kalıpları yıkmakla mümkün olacağını hatırlatıyor.


Tuhaf Bir Kadın kolay okunan bir roman değil; sabır, dikkat ve metinle birlikte düşünülmesi istenen bir eser. Olayların peşinden sürüklenmek yerine, insanın kendi iç sesini dinlemeye zorlayan bir yapı mevcut. Romanın feminist yönü sloganlarla değil, yaşamın en sıradan anlarında bize yansıtılıyor. Nermin'in yaşadığı her çatışma, kadın olmanın toplumsal bedellerini gözler önüne sererken; baba otoritesi yalnızca aileyi değil, devletin ve ataerkil düzenin baskısını simgeliyor. Anne karakteri ise bu düzenin mağduru olmasına rağmen onu yeniden üreten trajik bir figüre dönüşüyor. Erbil, böylece kadınların maruz kaldığı baskının yalnızca erkeklerden değil, kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal kabullerden de beslendiğini incelikle gösteriyor.


Nermin'in "Ben kimim?" sorusu, yalnızca dönemin genç kadınlarına değil, kendi sesini bulmaya çalışanlara yöneltilmiş bir soru gibi yankılanıyor.  Tuhaf Bir Kadın, yalnızca bir roman olarak değil de  kadın kimliği, özgürlük ve birey olabilme mücadelesi üzerine yazılmış cesur bir edebiyat metni olarak hatırlayacağınız bir eser..

İÇERİDEN ÖLMEK / Rober Silverberg

 ARKA KAPAK

 “KİM OLACAĞIM BEN, KENDİM OLMAYI BIRAKTIĞIMDA?”

2004 yılında Amerika bilimkurgu yazarları­nın büyük üstadı seçilen, Hugo ve Nebula ödüllerinin gediklisi Robert Silverberg bi­limkurgu ve fantazi edebiyatının yaşayan en büyük isimlerinden biri. 1972’de yayım­lanan ve türe farklı bir pencereden ba­kan İçeriden Ölmek zengin, alaycı ve şiirsel diliyle Silverberg’ün başyapıtı.

Eşsiz bir yeteneğe, zihin okuma gücüne sahip David Selig bu yeteneğine rağmen alelade bir hayat sürüyordu. Kötülükle sa­vaşmıyor, dünyayı kurtarmıyor, üniversite öğrencileri için ödev yazarak para kazanıp boş zamanlarında insanların içini röntgen­liyordu.

Orta yaşlara yaklaştıkça Selig’in hiç bekle­mediği bir şey olmaya başlamıştı. Telepati gücünü yavaş yavaş kaybediyordu. Hayatı boyunca beyninin içinde başkalarının iç sesleri yankılanan Selig artık kendi zihni­nin sesini dinlemek zorunda kalacaktı, tıpkı diğer herkes gibi.

Yalnızlık, yas, iletişimin kaybı ve orta yaş bunalımı gibi konuları incelikle işleyen İçeriden Ölmek, iyi bilimkurgunun hangi seviyelere erişebileceğini gösteren nadir bir eser.

İçeriden Ölmek, insan olmanın ne demek olduğunu öğrenmek zorunda kalan bir süperinsanın acıklı hikâyesi.


ALINTI

“Nefret döngüsünü ben başlattım. Ben başlattım, ben, ben, ben. Ama bu döngüyü sevginle kırabilirdin isteseydin. İstemedin.”


“Sevdiğiniz birinin ruhunu değiştirmeye çalışmak, başka bir şeye dönüştükten sonra onu daha çok seveceğinizi düşünseniz bile, aşka karşı işlenmiş bir günahtır.”


YORUM


"İnsan içinde bir şeyin ölmekte olduğunu bildiği zaman gelip geçici anlardaki rastgele canlanmalara itimat etmemeyi öğreniyor."


1972 yılında yayımlanan ve bilimkurgu edebiyatının alışılagelmiş aksiyon dolu bilimkurgu kalıplarını yıkıp tamamen insanın varoluşsal sancılarına odaklanan bir yapıttır.

Başkarakterimiz  David Selig, doğuştan başkalarının düşüncelerini okuma,telepati yeteneğine sahip 41 yaşında bir adamdır. New York’ta üniversite öğrencilerinin bitirme tezlerini ve ödevlerini parayla yazarak hayatını kazanan, asosyal ve sıradan bir yaşam sürer. David için bu yeteneği hiçbir zaman çizgi romanlardaki gibi bir süper güç olmamıştır; aksine, diğer insanların zihinlerindeki tüm kirli, karanlık, sığ ve samimiyetsiz düşüncelere maruz kalmak onu hayatı boyunca insanlardan uzaklaştırmış, derin bir yalnızlığa mahkûm etmiştir.

David Selig'in yavaş yavaş kaybettiği şey yalnızca başkalarının zihinlerini okuyabilme yeteneği değil; yıllarca kendisini tanımladığı kimliği, ayrıcalığı ve varoluşuna yüklediği anlam. Roman ilerledikçe insan şu soruyla baş başa kalıyor: Bizi biz yapan gerçekten sahip olduklarımız mı, yoksa onları kaybettiğimizde geriye kalan kişi mi?

Silverberg'in kaleminde yaşlanmanın hüznü, pişmanlıkların ağırlığı, yalnızlığın sessizliği ve zamanın acımasızlığı ince ince işleniyor. Belki de "içeriden ölmek", bir anda gerçekleşen bir son değil; insanın kendisinden parçaların fark edilmeden eksilmesi, hayallerin yavaşça solması ve geçmişte bıraktığı benliğiyle vedalaşmasıdır. Bu yüzden roman, bilimkurgunun sınırlarını aşarak hepimizin içinde taşıdığı en evrensel korkulara dokunuyor.