25 Şubat 2022 Cuma

BİR GÜN TEK BAŞINA/ Vedat Türkali

YORUM

Eserin oluşumu, Türkiye'nin 1960 döneminde gerçekleşen olaylarda insanların birbirleriyle tutunma çabasını, aşk, dostluk, aile bağlarına değinerek döneme farklı bir kalemle tanık oluyoruz.

Yazarın kalemiyle tanıştığım ilk eser. Kitaba başlamadan önce az çok hem yazar hem de eser hakkında araştırma yaparak başlamıştım. 

Genel anlamda beklentimi karşılayan bir eser olmasına rağmen tabi ki de sevmediğim kısımlar olmadı değil. Mesela siyasi bilgim çok fazla olmadığından mı bana öyle geldi bilmiyorum ama o bölümler oldukça üstü kapalı, geçiştirilmiş gibi geldi. Diğer bir mesele de karakterler. Özellikle Kenan karakteri. 

Eski bir devrimcidir Kenan, bir olayda yakalanarak, sorgu esnasında gördüğü şiddet üzerine bu yoldan fiilen ayrılmış, peşinden evlenmiş ve bir çocuk sahibi olmuştur. Düzenli, topluma uygun bir yaşam gibi gösterilen aslında iç yüzünün bambaşka olduğu bir karakter profili yaratmış. Böyle bir profil yoktan var olmadı tabi, gerçeklikten kopulmamış bu yüzden de rahatsız edici bir karakter ya aslında. Diyeceğim çok ama okuyacaklar için çok girmeyeceğim içeriğine lakin son bir şey söylemek istiyorum, yazar keşke bu karakteri bu kadar gizlemeseydi.

Karakterlerle aslında iç içeyiz, olaylar esnasında hem iç seslerini hem olay akışını aynı anda takip edebiliyoruz. Bunu belli bir yerden sonra kafa karıştırıcı hale getirdiğini söyleyebilirim. Ya da benim karakterlere sinirimin bozulmasından kaynaklı da gelişmiş olabilir. 

Uzun bir roman ve bende uzun bir yolculukla bitirebildim. Genel anlamda sevdiğim bir eser oldu. Kalem ve üsluba benim dememe gerek bile yok 97 yıllık bir ömür de birçok eser ortaya çıkarmış. Her alanda kalemini de konuşturan bir sanatçımız.

Söylemek için söyleyeyim madem, tavsiye edeceğim bir eser; Bir Gün Tek Başına.

21 Şubat 2022 Pazartesi

KUYUCAKLI YUSUF/ Sabahattin Ali


 ARKA KAPAK

“Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf ’ta bir Anadolu kasabasını, bütün insani ve sosyal gerçekliğiyle verir: Soylu insanlarıyla, bayağı insanlarıyla; sevgilerle, nefretlerle; umutla umutsuzlukla… (…) Okuduğum Türk romanları içinde ayrıntıların en mükemmel, en ustaca kullanıldığı romanlardan biri. O pek önemsizmiş gibi görünen küçük küçük ayrıntılar romana tam bir somutluk kazandırıyor; romandaki dünya, çerçevesini kırıp dışarıya fırlıyor, sizin dünyanıza karışıyor.” –Fethi Naci Nazilli’de başlayan ve Edremit’e taşınan bu hüzünlü roman, bir “tabiat insanı” olarak Yusuf’un kasaba eşrafı ve halk arasında giderek sertleşen güç gösterileri içinde temiz kalma, aşkını koruma, aslında var olma savaşını anlatıyor.

ALINTI

".. Sonra insan ancak her hususuna akıl erdirebildiği şeyleri söylemeliydi; halbuki Yusuf birçok şeylerin niçin yapıldığını ve nasıl yapılabildiğini hala anlamıyor, bunları belki ömrünün sonuna kadar da anlayamayacağını müphem bir şekilde hissediyordu."

"Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti?"

"Bu buruşuk yüzlü ve her sene budanmaktan şeklini kaybetmiş eğri büğrü ağaçlar, uzun bir hikayeyi anlatan garip şekilli harfler gibiydi ve herhalde Yusuf bunların dilinden anlıyordu."

YORUM 

Sabahattin Ali' nin ilk eseri olan Kuyucaklı Yusuf 'un ortaya çıkmasının hikayesi aslında gerçek yaşamın izlerini taşıyor. Yazarın ceza evinde kaldığı dönemde tanıştığı Yusuf'un hayatını dinleyerek ortaya çıkardığı bir kasaba romanı.

Köy ve kasabalarda yaşanan dramları, köylü ve devlet yöneticilerini, yoksullar ile kasabalı zenginler arasındaki güç ve erk çatışmalarını da bizlere göstermeye çalışıyor. Yöneticilerin, ağaların,  zenginlerin, sermaye ve güç sahiplerinin halkı ezen, küçük düşüren hatta bir hiç sayan davranışlarını, yazarın üslubu ile kasaba hayatını, kasaba halkı ve kaymakam çatışmalarının nasıl gerçekleştiğini bizlere sunuyor.

Yusuf'un hikayesinin acılığı su götürmez bir gerçek küçük yaşta şahit olduğu olay karakterini oluşturmasında büyük bir role sahip. Kendi içinde yaşayan, topluma adapte olmayan, huzurunu insanlarda değil de doğada bulan birisi. Yeri geldiğinde kendini belli etmekten de kaçınmadığını söylemek gerek. Zamanı geldiğinde kendi kafasında oluşturduğu düzende eğer yanlışlıklar varsa ona göre hareket eden bir karaktere sahip. Kasaba halkı tarafından da hem saygı hem de korku duyulduğunu da söylemeliyim. Kendi halinde yaşam sürdürürken hiç ummadığı bir aşka yenik düşer. Tabi ki de bu olay da sorunsuz olmaz. 

Oldukça akıcı bir şekilde okunan bu eser dönemin özelliklerini oldukça yansıttığı su götürmez bir gerçek. Aslında biraz araştırma yapıldığında eserin içinde Türk toplumu için birçok ilklere şahitlik ettiğini söyleyebiliriz. 

Yusuf'un hikayesi aslında bir nevi ama neden bilmiyorum ama kadın karakterlerin yaşadıkları beni daha çok etkiledi.  

Severek okuduğum bir Ali eseri daha. Gerçi okumayan var mı bilemiyorum ama eğer varsa bekletmeden bir göz atmanızı tavsiye ederim. 

4 Şubat 2022 Cuma

KÖRLEŞME/ Elias Cannetti

ARKA KAPAK

Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya’da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekan, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır.

Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor.

İnsanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen “aymaz” aydın karakterinde ustalıkla yansıtan Canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikayesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.

ALINTI

"İnsan kör geçer yaşam yollarından. Çevremizde bulunan korkunç yoksulluğun ne kadar azını görüyoruz aslında!"

"İster her şeye sahip olmayı dileyin, ister hiçbir şey istemeyin, siz de, ne denli küçük olursa olsun bir iyi niyet belirtisinin değerini bilin."

"Gelecek; kendini nasıl atabilirdi acaba geleceğe? ... Dünya üzerindeki tüm mutsuzluklar, yeterince gelecekte yaşayamamaktan kaynaklanıyordu... Yapılması gereken, içinde yaşanılan zamanı geçip gitmeye bırakmak... Tüm acıların suçu, şimdiki zamanın sırtındaydı."

"Yapıyorlar, ama ne yaptıklarının bilincinde değiller, birtakım alışkanlıklar edinmişler, ama bunun nedenini bilmiyorlar; ömürleri boyunca dolaşıp durdukları halde yollarını bulamıyorlar: Kitleden ayrılamayan, koyun gibi onun peşinde gidenler için doğaldır bunların tümü."



YORUM

"Tek bir tutkusu vardı: Tüm yaşamı boyunca ; gerçekte ne ise , o olarak kalmak; kendi kişiliğini salt bir ay ya da bir yıl süreyle değil , ömrünün sonuna dek yitirmemek."


Eser üç bölüme ayrılmış: Dünyasız Bir Kafa, Kafasız Bir Dünya ve Kafadaki Dünya.

Başlıkların seçimi bölüm içeriklerine nokta atışı yapılmış. İlk bölümde ana karakterimiz Prof. Kien 'in yaşam şekline, bakış hayatına kısacası karakterimizi tanıma bölümü diyebilirim. 

 Prof. Kien’in en büyük korkuları kitaplarının yanması, yanlış insanların eline geçmesi  ve kendisinin körlük yaşayıp bir daha kitaplarla ilişki kuramamasıdır. Burada bahsedilen körlük bir bireyin değil bir aydının yaşadığı körlük noktasında değerlendirilmesine yönlendiriyor aslında. Gerçi Prof. Kien gerçekten körleştiğini de görebiliyoruz ama siz okuyunca nasıl bir körleşme olduğunu fark etmenizde fayda var.

Diğer bölümler ilk bölümde işlenilen kurguların gidişatıyla alakalı olduğu için o bölümlerin içeriğine girmeden kitap hakkında neler düşündüğümü, beni nasıl ve neden zorladığına geçmek istiyorum.

Eser başlangıcı o kadar güzel başladı ki dedim evet yine harika bir esere başladım, bu sefer de beklentim karşılanacak, bana yeni bir bakış açısı kazandıracak düşüncelerle baya keyifli bir okuma yapıyordum ta ki karakterlerin o dağın görünmeyen yüzünü görene kadar.. 

Bir eserde hiçbir karakterle empati kuramadım. Ki bu benim için inanılmaz kötü bir olay. Beyza diyorum böyle böyle olabilir ama düşünceleri, davranışları o kadar sinir bozucu ki kendi hayatımda öyle insanların olduğunu varsaydığımda delirecek gibi oluyorum.. Tüm karakterlerin kendine özgü kötü tarafları var ama hepsi birbirinin kopyası gibi bir yandan. Birisinin başına kötü bir olay geldiğinde hak etti diye düşünmeden edemiyorsunuz.  Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş misali tüm karakterler birbirlerini tamamlıyor. Daha doğrusu, emelleri doğrultusunda istediklerini elde etmek için kapasitelerine göre, kendilerince en doğru şeyleri yapan insanlar bunlar ve yaptıkları kötü geliyor.

Kısacası karakterlere ısınamadığım için beni oldukça yıpratan bir okuma yaşatan bir eserdi. Gerçekten bu kadar kitap okumayı sevmeme rağmen hiç bu kadar okumakta zorlandığımı hatırlamıyorum.

Kitaplara bu kadar sabırlı olmam benim için aslında hayatta gösterebildiğim sabrı arttırıyor. Mesela yukarıda dediğim gibi böyle tipte olan insanları hayatıma dahil etmeden sürdürüp gidiyorum ama onların varlığını ben ne kadar inkar etsem var oldukları gerçeğini değiştirmiyor.  İnsanların kendi küçük dünyalarının dışına çıkamayıp sadece çıkarlarını gözeterek yaşamalarının korkunçluğunu gözler önüne sererek, açığa çıkan egoları, özgüvensizlikleri, aşağılık kompleksleri, kendini beğenmişlikleri.. Ve bütün bunların yarattığı sağlıksız zihinler..

Böyle bir deneyim yaşadığım için mutluyum bir yandan ama gerçekten tek başıma bir okuma yaparak devam etseydim galiba içimi dökemediğim için çıldırırdım :) Birlikte okuma yapacağınız biriyle başlamanızı tavsiye ederim..


17 Ocak 2022 Pazartesi

KÜÇÜK AĞAÇ'IN EĞİTİMİ/ Forrest Carter

 ARKA KAPAK

Sevgiyi, duyarlılığı, dürüstlüğü, samimiyeti Kızılderili mantığıyla işleyen muhteşem bir kitap...

Egemenlik ve güç tutkusu peşinde koşan Beyaz Adam'ın acımasızca yok ettiği Çeroki'lere ithaf edilen bu kitap, insanı 'umursayan', acılarını 'paylaşan', yaşamın bütünselliğini 'savunan' bir kültürün mesajı... Evrensel dostluk ve barışın hikâyesi... İnsani duyarlılığın görkemli direnişi... Yüzeysel ve mekanik ilişkilerin hâkim olduğu günümüzde, yitirilen değerlere saygı duruşunda bulunma denemesi... Heidi, Küçük Prens, Şeker Portakalı ya da Martı'daki samimiyeti, dürüstlüğü özleyenler; coşmak, sevmek, özgür olmak, hüzünlenmek, doya doya ağlamak isteyenler için... En çok da kitle iletişim araçlarının kölesi olanlar, yaratıcılığı körelten eğitimi sorgulamak isteyenler için...

ALINTI

Büyükbaba dedi ki verdiğin bir şeyi nasıl yaptığını ona anlatmak, yalnızca "bir şey" vermekten daha iyiymiş. Dedi ki, "Bir adama kendi başına yapmasını öğretirsen, o zaman adam iyi olur. Oysa yalnızca bir şey verip hiçbir şey öğretmezsen, o zaman adama geri kalan yaşamı boyunca, sürekli veriyor olursun." Büyükbaba dedi ki, "O adama yanlış hizmet yapmış olursun, çünkü sana bağımlı olursa, o zaman onun kişiliğini alır ve çalarsın."

"Yaşlandığın ve sevdiklerini hatırladığın zaman yalnızca iyi hatırlarsın. Kötüyü hatırlamazsın hiçbir zaman ki bu da kötünün hiçbir şeye değmediğini kanıtlar."

"Onlara göre sevgi ve anlayış aynı şeydi. Büyükanne, anlamadığı bir şeyi sevemeyeceğini söyledi. İnsanları ve Tanrı'yı anlamazsan ne insanları ne Tanrı'yı sevebilirdin."

YORUM

"Yaşam içinde öğrenmek zorundasın."

Arka kapak yazısını okuduktan sonra hemen okumalıyım demiştim ve iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu.  2021'in güzel kitaplarındandı.

Kısaca konusundan bahsedecek olursam, bir Çeroki Kızılderili'si olan Küçük Ağaç’ın annesini ve babasını kaybetmesinden sonra büyükannesi, büyükbabası ile hayata yeni bir başlangıç yaptığını söyleyebiliriz. Günlük tadında Küçük Ağaç'ın kazandığı, öğrendiği deneyimleri biz okuyucular da deneyimliyoruz.

Peki nasıl bir deneyim bu? Yazar aslında bir olayı simgesel olarak ele alıyor, beyaz adam, yasalar, politika, edebiyat, sömürge ve daha birçok konuyu olaya ilişkin örnekler üzerinden Küçük Ağaç'a büyükannesi ve büyükbabası tarafından tarif ediliyor.

Geçmişini bilmeden geleceğe yön veremezsin diyor büyükbabası, Çeroki Kızılderili'ler hakkında bu kitabı okumadan önce hiç duymamıştım bile açıkçası. Yazarın kendine üslubuyla, okuyucuyu bir çocuk gibi eğiterek bilgiler veriyor. Siz bir Küçük Ağaçsınız.

 ABD 'de yaşayan bir yerli kabile olan Çerokilerin acı hayatlarından geriye kalmış yerli bir aile, hayata tutunma çabaları, hayattan koparılmaya çalışılmaları ve aradaki insan üstü  mücadelenin hikayesini öğrendikten sonra gerçekten üzülmemek elde değil. Özellikle son bölümler..

Zaman ayırdığım her saniyeye değen bir eserdi.

Kesinlikle tavsiye ediyorum.


9 Ocak 2022 Pazar

ELEŞTİREL OKUMA/ Emin Özdemir

 ARKA KAPAK

"Okuryazarlık"tan "Okur"luğa...

Hemen çoğumuz, okula başlayışımızdan kısa bir süre sonra, harfleri birbiriyle çatarak anlam çıkarma, başka bir deyişle okuryazarlık becerisini kazanırız. Ancak yaşamın akışı içinde bu beceriyi sürekli kullanma gereğini duymayız. Bu yüzden çoğumuz "okur" değil "okuryazar" sayılırız.

Peki, okuryazarlıktan okurluğa nasıl geçebiliriz? İşte elinizdeki kitap böyle bir amaçla, okuryazarlıktan okurluğa giden yolu gösterme amacıyla hazırlanmıştır.

Okuyacağımız metinle sağlıklı bir iletişime nasıl girebiliriz? Okur olarak sorumluluklarımız nelerdir? Okurken neleri, nasıl göz önünde bulunduracağız? Bunlar ve bunlara benzer soruların kılavuzluğunda "eleştirel ve yaratıcı okuma"nın gerektirdiği donanım, Emin Özdemir'in bu kitabında, örneklere bağlı olarak bütün yönleriyle gösterilmiştir.


ALINTI

"..okumasını bilen ama hiç okumayan biri ile okumasını bilmediği için okumayan biri arasında bir fark yoktur."

"..Dünya kurmaca ise, bunu edebiyat kitaplarından öğrendim; dünya gerçeklik ise bilim kitaplarından... Dünyanın us olduğunu felsefe okuyarak, imgelem olduğunu şiir okuyarak öğrendim. Dünyanın bellek olduğunu bana öğreten de tarihtir."

"Öğrenim insan kişiliğini bütünler, ama öğrenimin kendisi de kişiliğin deneyleriyle bütünlenir, çünkü insan yaradılışındaki yetiler, öğrenimle budanması gereken yaban bitkiler gibidir."




YORUM

"Çağdaş insan okuyan, okudukları üzerinde düşünen, kendini sürekli yenileyendir."

Okuryazarlıktan okurluğa giden yolu gösterme amacıyla yazılan, eleştirel okuma eseri Emin Özdemir'in üslubuyla bilgilendirici bir yolculuğa çıkıyoruz.

5 bölümden oluşan Eleştirel Okuma, içerisinde önemli isimlerden alıntılar, örnek yazılar ile birlikte Emin Özdemir'in verdiği kaliteli okumalar nasıl yapacağımızı, bilinçli okumak ve yazım türler hakkında verdiği bilgilerle keyifli ve bilinçli bir okuma yaşıyoruz.


1.Okumanın işlevi

2.Okumanın iletişimsel boyutları

3.Öğretici metinleri okuma

4.Yazınsal nitelikli metinleri okuma

5.Şiirleri okuma

Her bölümün sonunda uygulama soruları mevcut. Bu sorular açıkçası kendimizi test edebilmemiz için oldukça yararlı. Aslında eğitim kitabı olarak da kullanılabilir. Yazarın önceden üslubuna hakim olduğum için açıkçası hiç akademik dil gibi gelmedi. 

Gerçekten faydalı bir eser olduğunu dile getirebilirim. Sizi sıkmadan, bilinçli bir okuyucu olmanın yollarını ve bu getirileri yaşamda ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu gösteren bir yapıt.


6 Ocak 2022 Perşembe

KOMÜNİST MANİFESTO/ Karl Marx- Friedrich Engels

 ARKA KAPAK

Karl Marx ve Friedrich Engels'in, Komünistler Birliği'nin programı olarak kaleme aldıkları Komünist Manifesto, 1848 Şubat'ında, tüm Avrupa'nın devrimci ayaklanmalarla çalkalandığı bir dönemde, Londra'nın gösterişsiz bir basımevinde basıldı. Bilimsel sosyalizmin kitlesel siyaset sahnesine çıkışının ilk ciddi işareti olan Manifesto, yayınlandığı günden bu yana en çok okunan ve en çok tartışılan toplumsal ve siyasal metinlerden biri olmakla kalmadı, daha sonraki sosyalist ve komünist partilerin programlarının temelini oluşturdu, dünyanın değişmesinde ve milyonlarca insanın yaşamında belirleyici bir rol oynadı. Modern çağda başka hiçbir siyasal hareket, döneminin toplumsal, ekonomik ve sınıfsal koşullarını kavrayışındaki derinlik, çözümleyişindeki gözüpeklik ve üslubunun gücü bakımından, Manifesto'yla kıyaslanabilecek bir metin ortaya çıkaramadı.

Bugün Marxçı hareketin temel belgesi ve devrimci bir klasik sayılan Komünist Manifesto'yu, Marx ve Engels'in daha sonraki basımlara yazdıkları önsözler eşliğinde, Celâl Üster ve Nur Deriş'in 1978'de yaptıkları çevirinin gözden geçirilmiş basımıyla ve Manifesto'nun Türkiye ve Türkçedeki serüvenine ışık tutan bir önsözle sunuyoruz.


ALINTI

"İnsanın insan tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulus tarafından sömürülmesi de ortadan kaldırılmış olacaktır."

"Hiç kuşku yok ki, her ülkenin proletaryası her şeyden önce kendi burjuvazisiyle hesaplaşmak zorundadır."

"Marx'ın iki büyük keşifte bulunduğunu söyledi. Bunlardan biri, insanlık tarihinin gelişme yasası, öbürü ise kapitalist üretim tarzının ve bu üretim tarzının yarattığı burjuva toplumunun işleyiş yasasıydı."


YORUM

"Şimdiye kadar filozoflar yalnızca dünyayı çeşitli biçimlerde açıklamakla yetinmişlerdir; oysa asıl sorun, dünyayı değiştirmektir."

Eser hakkında düşünceden ziyade basım ve içerik hakkında bir yorum olacak.

Başlangıçta Karl Marx ve Friedrich Engels hakkında biyografi kısmından sonra, Komünist Manifestonun başlangıcından neredeyse günümüze kadar geldiği sürecin, çevirmeler, baskılamalar vs onun hakkında bir bölüm mevcut. 

40 sayfadan sonra asıl belgelere, Komünist Manifesto bölümüne geliyoruz. Belge içeriği dört bölümden oluşuyor;  

I. Burjuvalar ve Proleterler

II. Proleterler ve Komünistler

III. Sosyalist ve Komünist Literatür

IV. Komünistlerin Günümüzdeki Çeşitli Muhalefet Partileri Karşısındaki Tutumu

Daha sonraki bölümümüz başlangıçta yer verilen basım, çevirilerin hikaye bölümünde de bahsedilen diğer çevirilerde verilen önsözlere yer verilmiş.

Hiçbir bilgisi, ilgisi olmayanlar için, kolay bir başlangıç olacak nitelikte olduğunu söyleyebilirim. Çünkü genel olarak sürecin nasıl başladığı, nasıl devam ettiği, nasıl bittiği hakkında yüzeysel bilgiler içeriyor. Zaten ilginizi çekiyorsa araştırma ilginizi arttıracak niteliği de sahip.


4 Ocak 2022 Salı

DON QUIJOTE II.CİLT/Miguel de Cervantes Saavedra

 ARKA KAPAK

124 Kısım Tekmili Birden “Don Quijote” Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nin yeni kitabı, İspanyol yazar Cervantes’in ünlü romanı Don Quijote, tam adıyla La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote. Kitabın sunuş yazısını yazan Prof. Jale Parla’nın sözleriyle: “Birinci kısmının basıldığı 1605 yılından beri en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden en çok yazılan La Mancha’lı Şövalye Don Quijote ve silahtarı Sancho Panza’nın serüvenleri”, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilgiyle karşılanmış, ancak dilimize daha çok İngilizce ve Fransızca gibi ikinci dillerde çocuklar için hazırlanmış baskılarından yapılan çevirileriyle girmişti. Yine de, ancak bir iki tane ve ikinci dillerden de olsa, tam metin çevirileri de yapıldı. Şimdi ise, Jale Parla’nın yerinde saptamalarıyla: “Shakespeare’le birlikte belki de ilk kez modern okuru düşleyen” ve sadece “şövalye romanları”nın değil, “Rönesans’ta kullanılan bütün (yazınsal) türlerin otoritesini dyıkan” bu önce yazarın belki postmodern anlatıyı bile nerdeyse dört yüzyıl önceden haber veren bu öncü romanı ilk kez tam anlamıyla Türkçeye kazandırılmış oluyor. La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, Roza Hakmen’in İspanyolca aslından yaptığı tam metin çeviriyle ve Ahmet Güntan’ın şiir çevirileriyle nihayet dilimizde.


ALINTI

"Şimdi  lütfen söyleyin bakalım, elinde olmadan deli olan mı,yoksa bilerek delirenler mi  daha akıllıdır?"

"Bu dünyada bir insanın yapabileceği en büyük delilik, kimse öldürmediği halde, sırf keder yüzünden kendini ölüme terk etmektir."

"Her güzellik âşık etmez; bazılarına bakmaktan hoşlanılır ama istek uyandırmazlar; her güzellik âşık etse, istek uyandırsa, kalpler karmakarışık olur, yolunu şaşırır, nerede duracaklarını bilemezlerdi; çünkü sayısız güzel insan olduğundan, istekler de sayısız olurdu. Oysa derler ki, gerçek aşk bölünmez, kendiliğinden olur, zorla olmaz."



YORUM

"..kör köre kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer."

La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote efsanelerin efsanesi bir yapıt, doğru. Birinci kitabın yorumunu hatırlayanlar varsa, hatırlamıyorsanız bundan bir önceki gönderide mevcut :) beklentimin aşırı yüksek olduğunu, oldukça heyecanlı bir başlangıç yaptığımı ama bu kadar efsanevi bir yapıttan memnun kalamadığımı söylemiştim. Birinci kitabın yorumu tamamen duygulara dayalı bir yorumdu açıkçası, çok fazla analiz içermiyordu.

Şimdi eserin ikinci kitabı bittiğinde şöyle genel olarak kitaba baktığımda aslında okurken sadece olumsuz olaylara, güldürme, saçmalıklara takılı  kaldığımı fark ettim. Kitabı kapattım düşündüm dedim ki bu yazarın amacı neydi bu eseri ortaya çıkarırken, bu romanın yazılma  amacının yaşanılan dönemde şövalye kitaplarının kötü bir etkisi olduğunu, saçmalıklardan ibaret olduğunu düşünüp şövalye kitaplarının kökünü kazımak olduğunu söylemiştir. Amacına ulaşma şeklinin o kadar abartı olması, rahatsız edecek düzeyde olduğunu dile getirmeme gerek yok :) oldukça başarılı bir kalemle bu işin hakkını vermiş.

Dönemden etkilenmeyen bir yazar düşünülemez ve hayatından tamamen kopmuş bir eser yazmak, bilemiyorum ne kadar mümkün. Yazarın hayatını, tabi kaynaklara göre, okuuduğumda Don Quıjot'un davranışlarıyla örtüşüyordu. Yani neden bunu yapıyorsun sorusunun cevabı hayatındaki izlerde saklı.

Eserde en çok sevdiğim kısımlardan biri şiirlerdi, Cervantes in edebiyatla iç içe olan kişiliği şiirlerinde de gözüküyor. 

Eser normalde tek kitaplık olmasına rağmen kitap basıldıktan bir süre sonra yalancı, sahte bir kitap çıktı, Cervantes bu nedenle ikinci kitabı yazdı ve başka yalancı kitaplar çıkmaması için sonunda oldukça etkili bir son yazdı ( spoiler vermemek için yazmıyorum ) Hatta ikinci kitapta  yalancı kitaba değiniliyor. 
Bu bilgiyi şöyle verdim birinci kitap aslında final olabilecekken bu farklı kitabın ortaya çıkmasıyla bu yolculuğu olabildiğince uzatmış. Bilmiyorum ama ikinci kitap birinci kitaptan pek farkı yoktu, uzatılmış hissiyatı oluşturdu bende. Ama çıkma sebebi de oldukça mantıklı geldiği için bir şey de diyemiyorum :)

Öyle veya böyle bir başyapıtın daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. 

22 Aralık 2021 Çarşamba

DON QUIJOTE I.Cild /Mıguel de Cervantes Saavedra

 ARKA KAPAK

124 Kısım Tekmili Birden “Don Quijote” Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nin yeni kitabı, İspanyol yazar Cervantes’in ünlü romanı Don Quijote, tam adıyla La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote. Kitabın sunuş yazısını yazan Prof. Jale Parla’nın sözleriyle: “Birinci kısmının basıldığı 1605 yılından beri en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden en çok yazılan La Mancha’lı Şövalye Don Quijote ve silahtarı Sancho Panza’nın serüvenleri”, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilgiyle karşılanmış, ancak dilimize daha çok İngilizce ve Fransızca gibi ikinci dillerde çocuklar için hazırlanmış baskılarından yapılan çevirileriyle girmişti. Yine de, ancak bir iki tane ve ikinci dillerden de olsa, tam metin çevirileri de yapıldı. Şimdi ise, Jale Parla’nın yerinde saptamalarıyla: “Shakespeare’le birlikte belki de ilk kez modern okuru düşleyen” ve sadece “şövalye romanları”nın değil, “Rönesans’ta kullanılan bütün (yazınsal) türlerin otoritesini dyıkan” bu önce yazarın belki postmodern anlatıyı bile nerdeyse dört yüzyıl önceden haber veren bu öncü romanı ilk kez tam anlamıyla Türkçeye kazandırılmış oluyor. La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, Roza Hakmen’in İspanyolca aslından yaptığı tam metin çeviriyle ve Ahmet Güntan’ın şiir çevirileriyle nihayet dilimizde.

ALINTI

"Zamanın silmediği anı, ölümün dindirmediği acı yoktur."

        "Gün kendini gösterdiğinde

acısı artar Petrus'un,

utanır yine de kimseler görmediği halde

kendi günahını kendisi gördüğünde,

çünkü kendinin görmesi yeter

yüce bir gönüle utanmak için,

gökyüzü ve toprakla yalnızken bile

utanır bir hata işlediğinde."

"Zaten, kıskançlığın hüküm sürdüğü yerde fazilet, pintiliğin olduğu yerde de cömertlik barınamaz."



YORUM

"..çok öykü okudum ama, hiçbirinde gezgin şövalyelerin..."

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu yorum birinci cilt hakkında, benim üzerimde uyandırdığı duygu ve düşünceleri içermekte. İkinci cildin yorumunda daha genel ve döneme ait düşüncelerin bulunduğu bir yorum gelecek.

Okumaya başlamadan önce en büyük hatalarımdan (bence öyle) bu kadar yüksek beklentiyle başlamamdı.. Ayrıca şunu da söylemeden geçemeyeceğim bu kadar kült bir eserde bu kadar hayal kırıklığına uğramam oldukça şaşırttı beni.. Beklentimin oldukça yüksek olmasının iki temel nedeni var diyebilirim, birinci oldukça geçerli hakkında bu kadar konuşulmuş, onlarca dile çevrilmiş eser olmasının sebebini merak ettiğimden beklentim otomatikman yükseldi.  İkinci sebebi hem kişisel olarak uzun zamandır beklettiğim hem de grup okuması yapıldığı için bir senedir okumayı dört gözle beklediğim için kendi kendimi  gaza getirmiş olabilirim :) Ayrıca baskısı bile beni motive eden, meraklandıran bir unsurdu :) Demek ki kendimi oldukça gereksiz yere gazlamışım. Şimdi gelelim neden hayal kırıklığına uğradım..

Öncelikle okumaya başladığım andan neredeyse ilk yüz sayfada ortamın içine bir türlü adapte olamadım, karakteri de anlayamadım. Karakterin özelliği bilerek yapıldığı bariz belli ama hani okurken insan bu kadarını da yapmazsın diyor. Sonunda yapıyor mu yapıyor tabi..

Karakterimiz aslında oldukça akıllı bir birey olmasına rağmen şövalye, özellikle gezgin şövalye olmayla kafayı bozmuş dersek abartı olmaz. Şövalyelik üzerine yazılan neredeyse tüm eserleri okumuş, tüm bilgi ve donanıma sahip ama uygulamada oldukça eksik olmasına rağmen kendini de döneminin gezgin şövalyesi ilan ediyor. 

Bu olay bir tık garip, hatta saçma gelebilir. Karakterimizin kendisi de farkında tüm bu olanların. Normal olarak nitelendirdiğimiz yaşantısında oldukça aklı başında, zeki ve kendini geliştirmiş diyebileceğimiz bir karakter olmasına rağmen konu şövalyelik olduğunda oldukça şaşırtıcı bir hale bürünüyor. Bu ayrı ikilem gerçekten insanı allak bullak eden bir olay. Okurken gerçekten krizler geçirdiğim yerler oldu. 

Olumlu bir düşünce oluşturmaya çalıştığımda aklıma şu olay geldi, biz kitapseverlerin gerçekten çok sevdiği kurgu kitaplarda yaşamak, orada olmayı istediğimiz veya hayal dünyamızın yarattığı evrenlerde yaşasaydık keşke dediğimiz yerler oluyor. Eğer olmuyorsa hem tebrikler hem de geçmiş olsun :) Eğer bu isteğimiz gerçekleşseydi bizleri nasıl bir durum beklediğini, bu olayların nasıl sonuçlanacağını da görmüş olduk diyebilirim ama gerçekten Don Quijote kadar olamayız bence.. Onun eline kimse su dökemez :)

Dediğim gibi karaktere alışamadım, ortama bir türlü adapte olamadım daha sonrasında bir tık daha keyifli hale geldi ama gerçekten okurken oldukça rahatsız olduğum, sık sık mola vererek bitirdiğim bir eser olması beni oldukça ikilimde bırakıyor ve bunu hiç söylemek istemesem de olumsuz yanları daha ağır basıyor. Öneri konusunda başka yorumlara bakıp  ve ikinci cildin yorumunu okuduktan sonra karar vermenizi tavsiye ederim.

Şövalye konusunu bir kenara atarsak da diğer konularda da sevmediğim kısımlar var, kadınlar hakkında düşünceler, kalemin üslubu, argo kullanımı vs beni rahatsız eden durumlar. 

Bu kadar zorlanarak okuduğum eser olduğunu hiç hatırlamıyorum ama devam ettim mi ettim :) Ben de Don Quijote olmasamda galiba deliyim :)

Bu yorumda duygunun ağır bastığı bir yorum geldi farkındayım ikinci cildi bittiğinde daha genel, dönem özellikleri yazarın amacı, karakter ve olaylar hakkındaki düşüncelerimin yorumu gelecek. 


11 Aralık 2021 Cumartesi

YALNIZIZ/Peyami Safa

ARKA KAPAK

Peyami Safa'nın son romanı Yalnızız, engin ruh tahlilleri ve kendi türünde açtığı çığırla onu yalnızca Türk edebiyatının değil, Dünya edebiyatının zirvelerine taşımış şaheseridir. Peyami Safa'nın diğer bütün romanlarında olduğu gibi Yalnızız romanında da doğu-batı, madde-mânâ, ruh-beden, idealizm-materyalizm gibi ikilemler üzerinde durularak, aynı evde yaşadıkları hâlde birbirlerinden oldukça farklı mizaç, düşünce ve insan ilişkilerine sahip aile fertleri üzerinden ruhunu arayan bir toplum resmedilir. Bireysel ve toplumsal kimliklerimiz arasında, bilhassa Batılılaşma hareketlerinden sonra ortaya çıkan uyumsuzluğun yarattığı sıkıntılar, kalabalıklar içinde milyonlarca "yalnız"ın peyda olmasına sebep olmuştur. Yalnızız; sıra dışı kurgusu ve bir üst kurmaca metin olarak romanda kendine yer bulan ütopya ülkesi Simeranya ile yarım asırdır Türk edebiyatının en çok okunan ve sevilen romanlarının başında geliyor.



YORUM

Safa'nn kalemi gerçekten yerli yapıtlar arasında oldukça farklı ve güzel yere sahip. Okuduklarım arasında da en sevdiğim eserlerden biri diyebilirim.

Yalnızız isminden de anlaşılacağı üzere yalnızlık üzerine kurulan bir yapıt. 

Her insan aslında kalabalıkta olmasına rağmen yalnızdır. Anlık bir boşluk oluştuğu an insan kendi içinde ki yaşama dönüyor. Kendini dinlemek, insanlardan uzaklaşmak bir yerde çok rahatlatıcı olmasının yanı sıra toplum işleyişine ayak uydurmak gerektirdiği zaman ufak tefek de sıkıntılar yaratan bir durum. Her şeyde olduğu gibi bunda da orta yolu bulmaya odaklanmak gerekiyor. Ayrıca anı yakalamada usta olanlara da hayranım, ben kendimi dinlemeye başladığım an olaydan andan anında kopuyor an'a geri dönüşüm de oldukça sıkıntılı oluyor :) Çok fazla uzatmadan esere geri dönecek olursak; 

Safa'nın Yalnızız eserinde Samim karakteri üzerinden yarattığı "Simeranya" adını verdiği dünyayı inşa ederek iç dünyasının kapılarını açmış, ideal yaşama alanını oluşturmuş, dünya meselelerine çözüm üretmeye çalışmış, baştan aşağıya yeni bir dünya, yaşam şekli oluşturmuş. Eser o kadar dolu bir eser ki nereye elinizi atsanız boş kalmayacak türden. Safa'nın kalemi gerçekten güçlü olduğunu bu eserinde hissettim.

Tek sevmediğim nokta karakterler arasında yaşanılan olaylarda ki tutumdu. Kadınlar ayrı bir alem, erkekler ayrı bir alem birleşince benim hoşlanmadığım durum ortaya çıktı. Her eserinde bu duygu oluşuyor ama yalnızız eserine özgü değildi bu :)


20 Kasım 2021 Cumartesi

İNSAN ÇÜRÜMEYE BAŞLADIĞINDA/ Mustafa Becit


 ARKA KAPAK

Cinayet büro hareketliydi. Masalardan masalara uçuşan dosyalar, telsizlerden duyulan anonslar, çalan telefonlar, bitmek bilmeyen sorgulayışlar… Birileri aranıyordu bu masalarda. Dosyalarda resimleri, isimleri, hikâyeleri vardı. Tutulmuş tutanaklarda gizliydiler, delil poşetlerinde yaşıyorlardı. Yakalansalar bile meçhuldüler, gerçeğin içinde birer gizdiler.

Adalet neydi? Herkes bu dünyada hak ettiğini bulur muydu? Bir cinayet en fazla kaç hayata uzanabilirdi? İnsan ne zaman çürümeye başlardı? Başkomiser Rauf, Taksici Muhsin, Doktor Taner ve diğerleri… Mustafa Becit, ikinci romanı İnsan Çürümeye Başladığında ile çürümenin, en dibe çöküşünün denizinde kulaçlar atıyor.


ALINTI 

"Sessizliğin elle tutulabilir, gözle görülebilir bir sureti olmasa da kim inkar edebilir ki var olmadığını?"

"Sen yaşamın uzak köşesine iliştirilmiş bir gerçek değilsin. Kendinle olan mesafende anlaşılmayı bekleyemezsin. Bu zamana kadar kaybettiklerini sen seçmedin. Evet doğru, onlar seni kaybettiler."

" Adamın yüzüne bakarken ölümü görmüştü. Ölümün içindeki başka bir ölümü, onun içindeki diğer ölümü görmüştü. İnsan diye fısıldamıştı kendisine, bir anda ölmez, her gün biraz biraz ölür. Sonra adamın önce bıçağı bir kenara atışını, sonra da ağzına sigarası ile kendisini soğuk sulara bırakırsın izlemiştim. "




YORUM

"Çürüyen bir insana da niye çürüyorsun diye hesap soramazsın. Çürümek doğamızda var. Hepimiz bir şeylerden koparıldık. Kendi halimizde sağlıklı, mutlu, hep keyif içinde yaşayıp gitmemiz mümkün değil. Hayat buna müsaade etmez. Zamanın tahrip edici bir etkisi vardır. "


Polisiye eserlerini çok seviyorum biliyorsunuz, arka kapak yazısı ve ismi beni kendine çeken ayrıntılardı. Lakin kitabı okumaya başladığım an bambaşka bir ortam ve duygularla okuduğum bir eser oldu. 

Bu eseri polisiye eseri olarak görmem pek mümkün değil sebebini en basit tabirle polisiye de aldığımız o katil kim, polisin düşünce yapısı vs o bölümler oldukça yüzeyseldi. E polisiyeyi polisiye yapanlar da bu ayrıntılar. Yani eser polisiye eseri olarak okumak için alan olursa büyük bir ihtimalle sevmeyecektir. Şöyle bir durum var, bu en azından bende oluşturduğu bir düşünce, kitabın içeriği aslında bir cinayetten ziyade toplum baskısı, erkek olma, kadın olma, adalet, hak hukuk, üzerine sizi düşündürmeye itecek bir kurgu yaratılmasıydı. Ve o kurgu gerçekten muntazam işlenmiş, ona bir lafım yok. Kitap boyunca gerek ana karakterlerin gerek yan karakterler gibi yaşadığımı söyleyebilirim. 

Kitap bitiminde bile acaba ben olsam ne yapardım dediğim, arkadaşımla münakaşa ettiğim bir kitap oldu. Bilmiyorum aslında birçok eser var bu tarzda lakin yazarın kalemi gerçekten farklı bir hissiyat oluşturuyor. Benim oldukça keyif aldığım bir okuma oldu, ne kadar depresif bir içeriğe sahip olsada.

Eser erkek karakterler yoğun olduğu için üslup bir miktar benim hoşuma gitmedi ama görmezden geldiğim müddetçe pek rahatsız etmedi beni. Okurken zaten çok fazla takılacak ayrıntılar değil lakin eğer benim gibi hoşlanmayanlar için belirtmek istedim. 



14 Kasım 2021 Pazar

BEYAZ GEMİ/ Cengiz Aytmatov

 ARKA KAPAK

Masalla gerçeği birleştiren bir eserdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirilir. Adı eserde hiç geçmeyen çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu meydana çıkarılır. Aytmatov’un, edebiyat âleminde geniş akisler uyandıran, uzun yıllar tartışılan, verilmek istenen mesajla yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir.






YORUM

"Neler vermezdi suda balık olmak için!"

Aytmatov'u çok duymama rağmen bir türlü denk gelip bir eserini okuyamamıştım. Şimdi Beyaz Gemi eseriyle kalemini tanıma fırsatı bulabildim.

Öncelikle kaleminin aşırı akıcı olduğunu dile getirebilirim. Üslup bakımından bakacak olursak kültürel yoğunluğu oldukça hissettiriyor.

Beyaz Gemi eserinde ele aldığı efsanelerden çıkan yolculuk aslında anlatmak istediği noktalara oldukça farklı ve keyifli bir hava kattığını söyleyebilirim.

Keyifli dediğime bakmayın yazar kalbinizi parça parça ediyor.. 

Ana karakterimiz bir çocuk, evet adı çocuk. Dedesinden başka kimsesi olmayan, yaşadığı yerden kaynaklı hayal dünyasını kullanarak büyümeye çalışan bir çocuğun gözünden olaylara şahitlik ediyoruz. Yaşamda olduğu gibi iyi ve kötü algısı burada da var. Aslında yazarın kitap boyunca her olayı bir simgeye dönüştürmeye çalışmasını kitap bitiminde anlayabiliyorsunuz. Çok fazla karakter içermiyor; çocuk, Mümin dede, nine, Orozkul, Bekey, Seydahmet,Gülcemal, Kulubeg, Koketay.

Her bir karakterin yazarın eleştirdiği yönetim de rolü var. Şimdi karakter analizlerine girersem konuya baya değinmiş olacağımdan burada noktalıyorum. Bunu neden yazdığıma gelecek olursak kitap boyunca aslında basit bir hikaye okuyor gibi olsakta altında oldukça farklı anlamlar olan bir eser olduğunu dile getirmek istedim.

"Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi size bunlardan söz edeceğiz."

Bu iki masalın nasıl yok olduğunu öğrenmek istemez misiniz?

13 Kasım 2021 Cumartesi

SEFİLLER/ Victor Hugo

 ARKA KAPAK

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarındandır. Şiirleri, oyunları ve romanları ile tanınır. Romantizm akımının Fransa'daki temsilcisidir. Edebiyat alanındaki devasa başarılarının yanında politik hayatta da etkin bir rol üstlendi, bu nedenle sürgün cezasına çarptırıldı, cezasını tamamlamasına rağmen İmparatorluk yıkılana dek Fransa'ya dönmedi. İlk kez 1862 yılında yayımlanan Sefiller yazarın Notre-Dame'ın Kamburu ile "din", Deniz İşçileri ile "doğa" konularını işlediği roman üçlemesinin "toplum"u ele alan, en görkemli ayağıdır. Bu destansı roman Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Fantine'in, Cosette'in, Marius'ün, Saint-Denis Sokağı barikatlarının, Paris'in, Javert'in ve Jean Valjean'ın sefaletten sevgiye, felaketten iyiliğe ve karanlıktan aydınlığa uzanan hikâyeleri Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nin 250. kitabında okurlarla buluşuyor.


ALINTI

"Sizin de bizim gibi önyargılarınız, batıl inançlarınız, zorbalıklarınız, bağnazlıklarınız, cahil gelenekleri destekleyen izansız yasalarınız var. Ağzınızda geçmişin acı tadını hissetmeden ne bugünün, ne geleceğin hayalini kurabiliyorsunuz."


”14 yaşımdayken karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldığımda beni zindana attılar ve orada tam 6 ay bedava ekmek verdiler. Hayatın adaleti budur.”


"Ölmek dert değil, esas korkunç olan yaşamamak."


"Tanrı, hiç bir çocuğu kötü olsun diye yaratmaz! Onu kötü yapan, kötü eğitimdir!..  Kötü anne-baba, kötü çevre, kötü yönetim balçık gibidir, zavallı yavruları da çekip yutar."



YORUM

“Erkeğin cahil ve umutsuz olduğu, kadının ekmek için bedenini sattığı, çocuğun kendini ısıtacak bir ailenin, kendini eğitecek bir kitabın yokluğunda acı çektiği her yerde Sefiller kitabı kapıyı çalıp şöyle diyor: Sizin için geldim sayfalarımı çevirin.” 


Daha önsöz bölümünden beni heyecanlandıran bir eserin yorumuyla karşınızdayım. Karşınızdayım ama bu eserin nasıl hakkını vererek yorumlayacağım bende bilmiyorum.

Kalemini daha önce deneyimlemiş olmama rağmen bu eserini okuduktan sonra sanki yeniden tanışıyor gibi hissettim. Önceki okuduğum eser, eser değilmiş desem haksızlık mı etmiş olurum acaba :)

Uzun soluklu bir eser bunu kimse inkar edemez ama öyle bir bağlantı var ki konular, karakterler arasında mükemmel bir uyum içerisinde bin küsur sayfayı oluşturmak gerçekten kolay değil. Hugo bunun altından kalkmayı başarmakla kalmamış üstüne klasik bir eser değilmiş gibi heyecanı, olayları hızını kesmeden devam ettirebilmiş.

Açıkçası benim favori klasiklerim arasına yer edindi bunu anlamışsınızdır zaten. Böyle bir eseri de beğenmeyen varsa gelsin bana nedenlerini anlatsın dinlerim :) 

Ufak tefek uzun betimlemeler var eser içerisinde ama bunu görmezden gelmemin sebeplerinden biri bir kültürü tanımak için yüzeysel bilgiler pek yardımcı olmuyor bir diğer sebebi sadece elimizde tek bir konuya odaklanılmış gibi gözükse de aslında altlarda birçok konuya değiniliyor ve onların da açıklanması da gerekli. O yüzden görmezden geldiğim detaylarda olmadı değil.

Konuya girmeyeceğim, bu eseri okuyup sizin kendi analizlerinizi yapmanız daha doğru olacak bir eser. Ama klasik bir eser olduğunu da unutmamak gerekli, burada farklı kılan üslup, akıcılık ve bunu söylemeden geçemeyeceğim klasik bir esere göre fazla aksiyon :) 

Keyifli ve dolu dolu geçen bir okuma oldu. Umarım başlamayanlar biran önce kendini hazırlasın ve başlasın. 

Kitapla kalın..

2 Kasım 2021 Salı

BİR ZAANATLA BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA/ Stefan Zweig

 ARKA KAPAK

Stefan Zweig, bu kez gündelik yaşamın içinde yatan gizil bilgeliği keşfe çağırıyor okurunu. Kahramanımız, duyduğu taşkın merakla Paris'in nehir gibi akan kalabalığına karıştığında kentin ona nasıl sürprizlerle yanıt vereceğinden habersiz görünüyor. Sherlock Holmes bakışıyla insan portrelerini çıkarırken birden gözleyen ile gözlenenin, av ile avcının, öğreten ile öğrenenin yer değiştirdiği baş döndürücü bir çalkantı içinde buluyor kendini. Ya da tam tersi, bu kez Viyana Prater'de, durağan ve süslü yaşamından gündelik yaşamın sıradanlığına kaçan bir kahramanda özgür aşkı, toplumun kaygısız doğasını hatırlayışı okuyoruz. Bir Zanaatla Beklenmedik Karşılaşma ve Prater'de İlkbahar, Zweig'ın en küçük ilişkilerin içine nüfuz eden, en sıradanın içindeki zenginliği gören gözlem yeteneğine çarpıcı iki örnek.


YORUM

Dışarı çıktığınız zamanlarda bir bankta otururken veyahut kafede otururken kişiler hakkında gözlemler yaparak hayatlarına dair 'kimim ben' oyununa benzeyen düşüncelere dalmıştır. Eğer öyle biri değilseniz denemenizi tavsiye ederim :) Benim en sevdiğim aktivitelerden biridir. Bazen çok ileri gidip aklımda ki kişilikte mi öyle bir yaşam mı sürdürüyor, ne kadarını tutturdum diyerek insanlarla tanışıp merakımı da gideriyorum. Tabi çoğunlukla hayalimde ki gibi kalıyor. Orada kalması daha iyi :)

Stefan Zweig bu basımında yer alan iki öykü mevcut. Birisi kitabın ismini alan Bir Zanaatla Beklenmedik karşılaşma diğeri Prater'de İlkbahar.

İlk öykümüz Paris'in o görkemli sokaklarından birinde kafede tek başına oturan karakterimizin çevresinde bulunan insanları gözlemlerken karşısında oldukça daha önce görmediği bir profil bir karakter çıkmasının ardından yaşanılan derin bir gözlem, akıl almaz bir merakla bir insanın peşine takılıp gittiğinizde nerelere götürebileceğini ele alınan bir öykü.

İkinci öykümüzde aslında yine bakış açısını ele alan bir öykü. Karakterimizin dolabında eski yaşamından kalan sade, düz elbisesini giyerek sokaklara sadece bir kıyafetle görünmez olduğunu, eski yaşamında neler yaşadığını hatırlatıyor olması oldukça ilginç aslında. Sonuçta bir kıyafet değil mi? Bu öykünün diğer sevdiğim kısmı var olduğumuzu nasıl gösterebiliriz veyahut gösterebiliyor muyuz? düşüncesiydi. En azından aklımda böyle bir düşünce oluşturdu.

İki öyküsünün de ortak noktası gözlem ve bakış açısı. İki öyküsünde derin bir içerik sizi bekliyor. Ufak detaylar  bazen anahtarı kaybolmuş kapı gibidir. Anahtar yerinde yoksa sizleri farklı araçlara iter.

Zweig 'in eserlerini yavaş yavaş tamamlamak arada Zweig enerjisini almak benim en sevdiğim aktivitelerden. Bu öykülerinde yine keyif ve düşüncelerle dolu bir saat yaşattığını söyleyebilirim. Kalemi basit diyenler olabilir lakin verdiği keyif ve anlamlar basit olmadığını tekrardan dile getirip yorumu burada bitiriyorum.

Kitapla kalın..