1 Mart 2021 Pazartesi

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ/ J.R.R. Tolkien (Yüzük Kardeşliği ve İki Kule )


ALINTI

 "Altın olan her şey parlamaz,

Her gezgin yitirmemiştir yolunu,

Gücü olan yaşlı kolay kolay solmaz,

Derindeki kök atlatır donu.

Küllerden bir ateş dirilecek,

Bir ışık fırlayacak gölgelerden,

Kırılan kılıç yenilenecek,

Şimdi taçsız olan, kral olacak yeniden."


"En bitmek bilmeyen iş, daha başlamadığın iştir"

"Ümit zafer demek değildir. Savaş, sadece Yüzük kullanılırsa kesin bir zafere ulaşabileceğimiz bir savaş, hem bizim hem de dostlarımızın kapısında. Bu beni büyük bir üzüntüyle ve büyük bir korkuyla dolduruyor: Çünkü çok şey zarar görecek; her şey de yok olabilir. Ben Gandalf'ım, Ak Gandalf, ama Siyah hala daha kudretli."


YORUM

"Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Krallarına

Yedisi taştan saraylarında Cüce Hükümdarlara

Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlara, ölecekler ne yazık

Bir Yüzük gölgeler içinde ki Mordor Diyarında

Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisine

Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak

Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak

Gölgeler içindeki Mordor Diyarında "

Her şeyin başlangıcı bir Yüzük, her şeye hükmedebilecek bir yüzük. Karanlıklar Efendisi tekrardan uyanıyor büyük bir savaş kapıda. Buçuklular yani Hobbitler'e oldukça büyük bir rol oynayacak. Neden Buçuklular büyük bir rol oynuyor? Hikayeyi öğrenmek için evrene yolculuk yapmalısınız.. :)

Yüzüklerin Efendisi eserini duymayan kalmamıştır. Benim, kitabını okumadan beyazperde de izlememe huyum yüzünden oldukça ertelediğim kült eserlerden birisidir. Ama sonuçta başladım mı başladım..

Tek cilt baskısını okuduğum için yorumu ilk üç kitap hakkında olacak yani normal baskılarda Yüzük Kardeşliği ve İki Kule isimli kitapların yorumu gibi düşünebilirsiniz. 

Gelelim ilk kitaba, Yüzük Kardeşliği eseri tam olarak tanıtım gibi düşünebilirsiniz. Olaya birden giriş yapılmasına rağmen her bir sayfada dünyayı, halkı kısacası tarihini öğreniyoruz. Alıştığım için mi bilmiyorum ama ilk kitapta daha fazla yolculuk edilmiş gibi hissiyatı oluştu. İlk kitap hakkında söyleyebileceğim aslında çok bir şey yok çünkü dediğim gibi nasıl bir evren içerisinde olduğumuzu anlatan bir bölümdü.


Bu bölümde Frodo, Sam, Merry, Pippin 'in dostluğunu ve aslında karşıt görünen halkların aslında birbirlerini tamamladığına şahit oluyoruz. Yolculukların en keyifli halleri birbirlerini tanımaları ve o müzikali şiirleriydi. 

İki Kule eserinde; en son bıraktığımız bölümde yaşanan bazı tatsız (beklenen, en azından benim açımdan) olaylar yüzünden kardeşliğin (yola çıkan grup) dağılması ile yeniden bir plan ve her bir yolcunun kaderini tekrardan şekillenmesine ortak oluyoruz. Her bölümde farklı karakterlerin başından geçen olayları okuyoruz ama hepsinin bir bağlantısı var kime ne oldu diye merakım diğer bölümlerde gecikmeli de olsa giderildi. Lakin bu kitapta yüzük taşıyıcının başına gelen olayları okuyana kadar beklemem gerekti. Bu bölümde en beklenmedik şeylerin yaşandığını söyleyebilirim.

Kısaca özetlemek istedim içeriğine çok fazla girmek istemedim girersem çıkamazdım çünkü bir olayı anlatmaya başlarsam devamını da getirmem gerekiyordu. E anlatırsam da okumanıza gerek kalmıyordu :)


Toparlayacak olursam bu kült eserin oluşumunun da,  her bir kelimenin arkasında bulunan emeği hissedebiliyorsunuz. Bu kadar derin düşünerek bir dünya yaratmak, her bir halkı her bir bitkiyi yeniden tasarlanması tek kelime ile büyüleyici. 

Önümde beni bekleyen daha uzun bir yolculuk var..

Tek cilt ve normal baskı farklarına değinmek istiyorum. Normal baskı okuyan biri olarak bu tek cilt baskı okumanın zorluğunu deneyimledim. Punto bakımından bir sayfa okuduğumda sanki üç sayfa okuyormuş gibi hissettiğim yerler olmadı değil. Onun dışında hemen arka arkaya okumanın verdiği haz bu durumu örtbas ediyor açıkçası.

 Ve kalite bakımından bakacak olursak yıpranma olayı oluyor. Çeviri bakımından hiçbir sorun yaşamadım.. Önsöz kısmında yeterince açıklanmıştı.

23 Şubat 2021 Salı

GERMİNAL/Emile Zola

 


ARKA KAPAK

Natüralizm akımının en önemli temsilcilerinden olan yazar, romanları için gerekli yaşam deneyimini zorluklar içinde geçen gençlik yıllarında kazandı. Zola, romancının olayları bir izleyici gibi kaydetmekle yetinmemesi, kişileri ve tutkularını bir dizi deneyden geçirirken, duygusal ve toplumsal olguları bir kimyacı gibi işlemesi gerektiğini savundu. Kuzey Fransa’da uzlaşmaya yanaşmayan maden işçilerinin grevini konu alan Germinal sadece Zola’nın değil, Fransız edebiyatının da en değerli eserleri arasında sayılmaktadır.



ALITNI

"Maden ocağı maden işçisinin olmalıdır, tıpkı denizin balıkçının, toprağın da çiftçinin malı oluşu gibi... Anlıyor musunuz!"

"İnsan güçlü olmadığı zaman akıllı olmak zorundadır."

"Emekçiler yüz yıldır hızla artan zenginlik ve rahatlıktan paylarını alabilmişler miydi? Hadi bakalım özgürsünüz artık diyerek bir köşeye atmışlardı zavallıları: Evet, açlıktan ölme özgürlüğüne sahiptirler, onlar da bol bol kullanıyorlardı bu özgürlüğü."

"Bir sürü değişik soru dolaşıyordu zihninde; neden insanların bir bölüğü yoksul bir bölüğü aşırı zengindi? Neden birinciler ikincilerin çizmesi altında eziliyor, bir gün onların yerine geçebilme umudu beslemeden ha bire acı çekiyordu?"



YORUM

Klasikler her daim gerçeği, hayatın tüm dayatmalarını, üzüntüleri, sevinçleri bizi biz yapan şeyleri hiç acımadan gösteren bir tür.

Germinal eserinin konusunu kısaca bahsedecek olursam 1860'larda kuzey Fransa'da, maden işçilerinin şiddetli ve gerçek grev öyküsü ele alınmıştır.

Sadece rakamlar değişiyor olay her zaman aynı. Günümüzde bile bu eşitsizlikleri görmek sosyal medyanın da varlığı ile daha çok belli olmakta. Yanlış hatırlamıyorsam geçen haftalarda İstanbul Kadıköy belediyesinde çalışanların da (bu kadar şiddetli olay olmasa da)  ana konu aynı. Zam istemelerine karşın yetkililerin zam yaptık söylevi vs olay aynı dediğim gibi sadece takvimlerde gördüğümüz sayılar farklı.

Zola'nın bu eseri benim burada üstü kapalı konuşmalarımın daha açığını, çok güzel bir kalem ile ele almış. Eser hakkında Zola gerçekten maden ocaklarına inip gözlem yaparak, maden işçileri ile iletişimde kalarak bu eseri ortaya çıkarmış. İyi ki de çıkarmış. 

Eseri okurken o kadar rahatsız oldum ki. Rahatsızlığın nedeni konunun bu kadar gerçekçi ve değişmemiş olduğu idi..

Dünyanın eşitsizliği, varlığımız nedenleri, yaşamlarımızın ne uğruna yaşadığımızı sorgulatan çok güzel bir iç sorgulatma yaşattı.

Eserin gerçekten okunması gereken bir klasik eser olduğunu düşünüyorum. Klasik eserlerin biraz sıkıcı geldiğini düşünen kesimdeyseniz bu eser o klasik eserlerden değil bundan emin olabilirsiniz. Kalemi gerçekten çok akıcı. Ben ikili okuma yaptığım için uzun bir süre elimde kaldı ama eğer tek kitap üzerinden okuma yapmış olsaydım eminim ki hemen bitirirdim. 

 Birlikte okuduğumuz @gercekkitapseverler grubuna da teşekkür ederim.

21 Şubat 2021 Pazar

ROBİNSON CRUSOE/ Daniel Defoe

 
ARKA KAPAK

Defoe bu ölümsüz eserinde, gemi kazası sonucu düştüğü ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesi veren Robinson Crusoe'nun hikâyesini ustalıkla anlatır. İnsan doğasını çok iyi tanıyan yazar güçlü kalemi ve yalın üslubuyla insanlık tarihinin her döneminde, her okurun kendisinden bir şeyler bulabileceği bir kahraman yaratmayı başarır. 





ALINTI

" Acılar gibi, ani sevinçler de önce sarsar insanı."

".. demem o ki, herkes içinde bulunduğu durumu daha kötüsüyle kıyaslayıp durduğunda, Tanrı da ikisinin yerini değiştirip yaşattığı deneyimlerle önceki mutluluklarını aratabiliyor."

"Bana insanlar arasında özgürce dolaşmaktan ve dünyanın bütün zevklerini tatmaktansa, yalnız olmakla bile daha mutlu olabileceğimi gösterdiği için Tanrı'ya alçakgönüllü bir şekilde ve bütün kalbimle teşekkür ettim."

"Bugün sevdiğimizden yarın nefret ediyoruz; bugün peşinden koştuğumuzdan yarın köşe bucak kaçıyoruz; bugün arzuladığımızdan yarın korkuyor, hatta düşüncesi karşısında bile tir tir titriyoruz."




                                YORUM

Robinson Crouse, deniz sevdalısı, en büyük hayallerinden biri bir gemiye binip fersah fersah denizde ilerlemek.. Ailesi bu duruma oldukça karşı babasının annesinin hatta çevresindeki tüm insanların nasihatleri bir kulağından girip bir kulağından çıkmakta.

 Zaten bir hayalin peşinden koşarken kim ne derse desin, ne kadar doğru ne kadar yanlış olursa olsun hayallerimizi gerçekleştirmeyeceksek yaşamanın ne anlamı var?

Hayallerinin peşinden koşarken tüm engelleri göze alarak yola çıkmak mühim olan. Başına kötü bir olay geldiğinde hemen pes edemezsin veya yakınamazsın bu benim başıma neden geldi diye..

Robinson da tam olarak ayağına gelen bir fırsatta denize açılmaktadır. Başlangıçta anın heyecanı ile başından geçen olaylara küçük bir kötülükte bakar lakin zamanla iş daha da büyüyecektir. Ama sonuçta hayali bu değil miydi?

Robinson'un hayatının sonuna kadar ailesinin bedduaları sonucunda bu hale geldiği düşüncesindedir. Tabi zamanla her olaydan ders çıkararak yaşamını bir şekilde hatta oldukça başarılı bir şekilde devam ettirir.

 Bu kült eseri oldukça merak ediyordum ve merakımı da gidermiş oldum. Kitap çok eleştiri alan ve okunması gerekli eserlerden yorumları ve çevremden bu karakter hakkında yorumlar yüzünden okumazsam ayıp ederdim. 

Ada bölümünde nasıl yaşama tutunduğu ve hayatta her bir andan dersler çıkarılabileceğinin önemini vurgulaması oldukça güzel detaylardandı. 

Sadece kitapta ırkçılığın izlerini taşıması konusunda yazıldığı dönemin izlerini taşımasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Yani güzel bir konu ve kaleme sahipken düşünce tarzının bu yönde olması pek ikilemlik..

 Açıkçası yazarı pek araştırma fırsatım olmadı eğer kendi düşüncesi doğrultusunda bu tarz bir kaleme sahipse diğer kitaplarını okuyacağımı söyleyemem.



16 Şubat 2021 Salı

ADINLA ÇAĞIR BENİ/Andre Aciman


 ARKA KAPAK

Aşk birden çıkar insanın karşısına; yakalamak ya da ıskalamak size kalmış. 

Bazen “aşk” olduğunu anlamazsınız, bazen de anlasanız bile onu tutmak, kendinize saklamak zordur.

Adınla Çağır Beni, delikanlılık çağındaki bir gençle, ailesinin yazlığında kısa süreliğine kalmaya gelen bir konuğun arasında gelişen beklenmedik, bir o kadar da güçlü aşkın öyküsü.  Sevdiği kişiyi sadece bedeninin değil ruhunun da bir parçası yapmanın etkileyici bir tasviri. Saf tutkunun dönüştürücü etkisini olağanüstü bir üslupla kaleme alan André Aciman,

İki erkeğin gözlerinden damarlarına akan bir aşkı okuyucuya yaşatıyor. Adınla Çağır Beni, ince detaylarıyla insanı saran bir roman.


ALINTI

"...Seninle beraberken benim için her şeyden değerli olan, o zamanlar yaptığın gibi, yüzüme bak, göz göze gel ve adınla çağır beni."

"Biz yıldızları bulmuştuk, senle ben. Ve bu sadece bir kez verilmişti bize."

"Senden uzakta bir başkası olmasına izin verme. Onun, daha önce hiç görmediğim biri olmasına izin verme. Bizimle, benimle olduğunu bildiğim yaşamından başka bir yaşamının olmasına izin verme. Onu yitirmeme izin verme."

"Onun gibi olmak mı istiyordum? O olmak mı istiyordum? Ya da sadece ,ona kavuşmak mı istiyordum?"



YORUM

Hiç aşık oldunuz mu? Olduysanız karşı tarafın sevgisini mi çok hissettiniz, istediniz yoksa kendi sevginizi mi?

Çarpıcı bir aşk öyküsü olduğu su geçirmez bir gerçek, adınla çağır beni. Konuklara alışık olmasına rağmen o yaz gelen konuğun diğerlerinden farlı olduğunu gelmeden önce biliyordu Elio. Ve kendini dipsiz bir okyanusta hissederken bir yandan göklerde olduğu hislerine birinci elden tanık oluyoruz.

Bazı tabular vardır, yanlış olduğu bariz olsa da toplumda öyle bir kabul görmezlik yaşamıştır ki temeli sağlam olmasa bile yıkmak güçtür. 

LGBT bu konulardan birisi. Başlamadan önce her şeye saygı göstermek zorunda olduğunuzu hatırlatmak istiyorum.  Kitap iki erkeğin birbirine olan aşkını konu alıyor. Ben kitap boyunca cinsiyetlerin aynı olmasına değil aşkı nasıl yaşadıklarına odaklandım. Ve size bir şey söyleyeceğim bir kadının erkeğe duyduğu veyahut bir erkeğin kadına duyduğu sevgiden bir fark göremedim. Acaba neden? Çünkü sevgi, aşk, saygı vs duyguları sadece kadınlar hissetmez veya erkekler. Duyguları her insan, her canlı hisseder. Gösterme şekilleri farklılık gösterir.

Kitapta betimlemeler, konunun ele alınma şekli, kalemini sevdiğimi söyleyebilirim. Bazı kısımlarda betimlemelerden değil karakterle zıt düştüğüm için sıkıldığım kısımlar oldu :) Tek bir karakter tarafından kaleme alındığı için karşı tarafın düşüncelerini de aynı karakterin yorumu ile okumak bir yandan hoş bir yandan sıkıcı geldi. Çünkü aşık bir insanın mantığı kısa süreli kapanma durumlar yaşıyor :) Yani başlarda acaba saplantılı, tek taraflı mı acaba diyerek yorum yapmadım diyemem :)

Genel olarak benim sevdiğim bir eserdi. Sel yayınların eserlerini çok severek okuyorum ve oldukça kaliteli bir yayınevi. Çeviri konusunda da şüpheniz olmasın.  

Dipnot: Kitap içerisinde cinsellik mevzuları oldukça yer verilmişti doğal bir durum olmasına rağmen bazılarının hoşuna gitmeyebilir. 

12 Şubat 2021 Cuma

AKHİLLEUS'UN ŞARKISI/ Madelina Miller


 ARKA KAPAK

Tanrılar beni küçük yaşımda sürdüler yuvamdan, itiraz edemedim; çelimsiz, beceriksiz, silik bir evlattım. Söyleyecek söz bulamadım, alt tarafı bir ölümlüydüm. Yalnız kalmanın, yenik düşmenin nasıl bir şey olduğunu bilirdim sadece. Sen böyle yenikken başkasının iyi talihinin nasıl diken gibi battığını da.

Lakin kader örgüm henüz sonlanmamıştı. Sürgünüm Aristos Achaion’un yanına, güzelliğinin güneşi dibinde diz çökmeye çıkmıştı. Mağlup olmuştum lakin böyle bir güzellik karşısında mağlup olmaktan kim utanır ki? Hikâyelerimizde o en iyimiz, en kahraman, en kuvvetlimiz olarak geçer. Hikâyelerimize göre bunun sebebi damarlarında akan ilahi kandır. Hikâyelerimiz yaşlılar tarafından ateş başlarında anlatılır, kahramanlardan bahseder ama kahramanlar yaşlanmaz hiç.

Hikâyelerimizde savaşı yiğit Akha’ların kazandığı anlatılır...Hikâyelerimiz gerçeği söylemiyor. Savaşın kazananı olmaz. Çağlar geçer, üstümüzde takımyıldızlar dönüp durur, ayla güneş her zamanki yollarını bitkin takip eder ve biz, biz felakete uğramışlar, biz sevdiğinden ayrı düşmüşler aşkın içimizi titreten şarkısı kulağımızda, huzursuz yatarız düştüğümüz yerde.


ALINTI

"Onun gerçekten dostuysan bu merhametli yürekten kurtulması için ona yardım edersin. Troya'ya öldürmeye gidiyor, birilerini kurtarmaya değil. O bir silah, o bir katil. Bunu sakın unutma. Bir mızrağı baston niyetine kullanabilirsin ama doğasını değiştiremezsin."

"Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu."

' Kheiron bir defasında, ölümlülerin icatları arasında en ahmakça olanının milletler olduğunu söylemişti. "Hangi milletten olursa olsun, hiçbir insan diğerinden değerli değildir."


YORUM

Madeline Miller, kalemini ve üslubunu sevdiğim bir yazar. Ben Kirke eserini nasıl sevdiysem Akhilleus'un Şarkısı eserini bir o kadar sevdim. Aralarında fark olarak Akhilleus'un Şarkısı daha uzun ve duygu yüklü betimlemelere sahipti bana göre. 

Ana karakter Akhilleus gibi gözükse de olayları Patroklos'tan okuyoruz. Kim bu Patroklos? Aslında prens olarak yetiştirilmeye uğraşılsa da babası tarafından asla yeterli değildi. Patroklos'un naif olması hem aile hem de arkadaş çevresinde oldukça sıkıntı yaratmakta. Patroklosun başından geçen bir olay sonucunda sürgün edilmesi ile Patroklos'un bundan sonraki yaşamı oldukça değişecektir. 

İnsanın kendini fark etmesi, kendine olan değerini, kendini farklarıyla kabul etmesine de şahit olacağımız bir eser.. 

Akhilleus 'Aristos Achaion' olduğu için doğduğu andan itibaren ona göre eğitilmektedir. Kuşağının en iyisi, en iyi savaşçısı, en güzeli olan Akhilleus'un aslında kaderi en başından belliydi. Kaderi engellemek ne kadar mümkün olabilir ki? 

Patroklos ve Akhilleus birbirlerini tamamlayarak dost, arkadaş, yoldaş ve hayat arkadaşı olarak birbirlerini tamamlayan bir çift. İnsan kendini ne kadar tanırsa tanısın bazı şeyleri değiştirmek mümkün olmuyor. Açık söylemek gerekirse bu kadar derin ve etkileyici bir hikaye beklemiyordum. Oldukça ters köşe olduğum bir eserdi. 

En son sayfalarda karakter tanımı olsa da mitoloji konusunda ne kadar yetersiz bir bilgiye sahip olduğum gerçeğini tekrardan fark ettim. Kendime de çok yüklenmeyeyim daha yeni başladım diyebilirim. Galiba İlyada eserini listeye eklemenin vakti geldi..


9 Şubat 2021 Salı

BU ÜLKE/ Cemil Meriç


 ARKA KAPAK

Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tespit ve aforizmalarını da içeriyor.


ALINTI

"Pamuk ipliğinden biraz daha sağlam tek bağ: Düşünce birliği. O da rüzgarın her an tehdit ettiği bir kandil. Düşünce birliği, düşünen insanlar arasında olur. İnsanların kaçta kaçı düşünür? Düşünenlerin kaçta kaçı karşılaşır ve açılır birbirine?

"Din problemleri, şer problemleri, Avrupalılaşma problemi.. Bizim de gevelediğimiz mefhumlar. Ama kimsenin bu problemler üzerinde kafa yorduğu yok. Sağ, kovuğuna çekilmiş, münzevi, mazlum, mustarip. Sol, eline tutuşturulan reçeteyi kekeliyor, manasını anlamadığı reçeteyi. Tek ortak duygu: düşmanlık. Diyalog yok. "..

"Peşin hükümlerin mahpesinden kaçmayı, hakikatin çeşitli yönlerine eğilmeyi, hayatın her tecellisine saygı beslemeyi öğrendim."


YORUM

"Ben, düşünen, okuyan ve temsil ettiği, temsil ettiğini sandığı beşeri değerleri lekelememek için aç kalmağa, açlıktan kıvranmağa razı olan adam.."

Bu düşüncenin farkındalığına sahip bir insan, birey, aydın Cemil Meriç. Bu Ülke eserin de Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına, kalıplaşmasına ilişkin aforizmalarından oluşan ve düşüncelerini, hayatını bir nebze anlayabilmemizi sağlamak için çocuklarının vasıtasıyla bu eser basılmış. Cemil Meriç okuma isteğim çok önceden vardı ama hep bir erteleme ile bir türlü fırsatı yaratamamıştım. Bu fırsatı sunduğu için @gerçekkitapseverler grubuna da çok teşekkür ederim.

 Gelelim kitap hakkında düşüncelerime.. Eser otobiyografi ve onun yaşamını ifade eden bir kronoloji ile başlayıp daha sonra o derin düşüncelerin içeriğine giriyoruz. Yukarıda bahsettiğim doğu-batı sağ-sol çatışmaları hakkında düşünceleri içeriyor evet ama sadece bunlar değil. Yaşadığı dönemin getirdiği yaşantılar, zorluklar, sıkıntıların kendi üzerinde etkisinden deneme tarzında toplanmış bir yapıt. 

Kelimeleri kullanma biçimi hakkında  silahşor gibi benzetmeleri nokta atışıydı. En etkili özelliği kelimelerinin gücünün farkında olarak yazıyor. "Anladım ki aklına geleni yazmak yazı yazmak değildir." sözü her şeyi anlatıyor aslında. 

Kitap içerisinde eski kelimeler kullanımı fazla evet belki tüm kelimelerin gerçekten anlamını bulup cümleyi doğru çevirememişte olabilirim. Lakin yaptığım çevirilerde bile okumakta zorlandığımı söyleyemem. Çünkü düşüncelerinin gidişatı, anlatmak istediği mesaj en başından belli. 

Düşüncelerini benimsediğim, kendi hayatına yön veren davranışları o kadar etkileyiciydi ki kitap bitiminde iyi ki okuduğum bir yazar olmuş dedim. Çeviriler için kullandığım sözlük uygulaması @kubbealtilugat 'tı. Oldukça yarar sağladığını es geçemem.

Yazarlarımızın değerini iş işten geçtikten sonra anlamak galiba bitmeyecek bir hastalık. Şuan bile bulunduğum dönemde yazarlarımızın birçok kitabına bakmadığım gerçeği çok etkiliyor. Her yazarı tanıyabilmek, her eseri okuyabilecek ömrüm olsa keşke..


8 Şubat 2021 Pazartesi

YÜZYILLIK YALNIZLIK / Gabriel Garcia Marquez

 


ARKA KAPAK

"Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."


ALINTI

"Çünkü yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış, geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı."

"Eşyanın da canı var, bütün iş, ruhlarını uyandırabilmekte."


YORUM

Bu eser hakkında en çok duyduklarım arasında isimleri birbirine çok karıştıracaksın, dikkatli oku tarzı cümlelerdi. Evet bizim isimlerimiz kadar basit durmuyor ama çok fazla karışıklığa neden olmuyor. Başlangıçta zaten soy ağacı çıkartılmış ve okudukça fark ediyorsunuz ki  Marquez her bir karakteri öyle güzel kurgulamış ki karakterlerin isimleri aynı olsa bile kimin kim olduğunu anlayabiliyorsunuz. 

Bu soruna değindiğime göre gelelim eserin içeriğine.. Açıkçası bu eseri nasıl yorumlayacağım bilmiyorum. Yazar bu eseri yazarken büyükannesinden ilham aldığını, ailesini baz alarak arkasında sanatsal bir iz bırakmak isteği ile bu eseri ortaya çıkarıyor.

Bazı kesimlerde betimlemelerin uzunluğu yorucu gibi dursa da keyifli bir okuma yaşatıyor. Marquez'in kalemini seviyorum ama üslubu pek benlik değil. İnatla her eserini okumaya devam ediyorum ama :) Konusunu nasıl anlatsam bilemiyorum ama kitap bitiminde hissettiğim duygu tam olarak 100 yıl yaşamış gibi hissediyordum. İsminin hakkını veren bir eser. Kitabı bitirip derin bir nefes aldığımda ilk dediğim şey ben eseri bitirdim olmuştu. 

Tavsiye konusunda oldukça kararsızım. Kült bir eser olduğu için aşırı merak ediyordum ve okudum. Merak ettiğim kadar etkilemedi veya ben anlayamadım. Okuyun veya okumayın diyemiyorum. Bir yanım alıp en azından bir kere okunması gereken bir eser derken bir yanım okumasalar da çok fazla kayıpları olmayacak diyor. Belki yıllar sonra tekrar okumaya elim giderse bu düşüncelerim değişebilir.  

Şunu söyleyebilirim okumama nedeniz karışık isimler, uzun betimlemeler yüzünden erteliyorsanız bunlar o kadar da göz korkutucu değil onu söyleyebilirim. Başka bir nedenden erteliyorsanız ertelemeye devam edin :)

14 Ocak 2021 Perşembe

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK/Harper Lee


 ARKA KAPAK

Bülbülü Öldürmek, Amerika'nın acımasız bir önyargı ile zehirlenmiş güneyinde geçen, sürükleyici, yürek burkan ve dikkat çekici bir büyüme hikâyesi. Büyüleyici güzellikler ve vahşi eşitsizlikler dünyasında haksız yere korkunç bir suçla suçlanan bir zenciyi savunmak için her şeyi riske atan bir adamın hikâyesi çocuk kahramanın gözünden anlatılıyor.

Şefkat dolu, dramatik ve düşündürücü. Bülbülü Öldürmek okurları insan doğasının köklerine; masumiyet ve deneyime, nezaket ve zulme, sevgi ve nefrete, mizah ve pathosa götürüyor. Harper Lee'nin her zaman basit bir aşk hikâyesi olarak gördüğü romanı bugün Amerikan edebiyatının bir şaheseri olarak kabul ediliyor.


ALINTI

"Bazı insanlar yaşam tarzımdan hoşlanmıyor. E ben de cehenneme kadar yolunuz var diyebilirim. Hoşlanıp hoşlanmamanız umrumda değil."

"Tutuklanmaktan mı korktun, yaptığın şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan mı? 'Hayır efem, yapmadığım şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan.'"

"Başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim."

"Bizim mahkemelerimizde, beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. Bu ne kadar çirkin olursa olsun hayatın bir gerçeği."



YORUM

1930’lu yıllarda Birleşik Devletler’de Alabama’nın küçük bir kasabasında geçen toplumsal bir sorun olan ırkçılık meselesine yakından tanık oluyoruz.

Kasabanın sevilen ve başarılı avukatı Atticus, ailesine karşı da oldukça ilgili. Çocuklarına karşı ebeveynlik de oldukça başarılı. Atticusun aldığı dava yaşadığı toplum tarafından hoş karşılanmayacak bir dava olmasının yanı sıra toplumunda içten içe Atticus'tan başka bu davayı alacak birisinin de olmadığının farkındadırlar. İçten içe Atticus'un davranışlarına da hak vermeye devam edeceklerdir.

Atticus'un bir diğer yadırganmasının sebebi toplumun ön yargılarına aldırış etmeksizin siyahilere günümüz dünyasında bile ancak görebildiğimiz saygıyı gösterir.  Onların hakkını savunur. Sadece mahkemelerde de bu davranışı göstermez, yaşantısının her anında bu idealini, düşüncesini değiştirmez.

Olaylara tanık olmamızı sağlayan Atticus'un küçük kızı Scout'un gözünden güzel bir çocukluk dönemlerinden, abisi ile ilişkilerinden, kasabanın sakinliği, komşuların değişik tarzları ile mutlu bir tablo ile başlayan eser daha sonraların da ırkçılığın gümbürtüsü ile o güzel tablo yavaş yavaş yıkılmaktadır.

Irkçılığın günümüzde bile hala olması ne kadar ilerleyemeyişimizin yazılı bir başka kanıtı da bu eser. Yazarın ele alma biçimi, üslubunu sevdiğimi söyleyebilirim. Akıcı olduğu söylememe gerek yok herhalde. Lakin okuduğum süre boyunca içimdeki burukluğun asla bitmemesini tarif edemiyorum..  Güzel anılara ortak olurken  bile içimdeki burukluğu kaldıramadım.

  Atticusun duruşu hakkında hiçbir lafım yok. O kadar ideallerine bağlı ve dürüst bir karakter yaratmış ki Harper Lee'ye bir şey söyleyemiyorum. Herkesin içten içe sevdiği lakin o insani olan tavrımızdan kaynaklı bir çekememezlikten kaynaklı insanların hayatına burnu sokma durumu yüzünden Atticus'un yaşadığı zorluklara bile göğüs germe şekli çok özgündü.

Her bir sayfasında gizli mesajlar olan eserlere bayıldığımı söylemiş miydim? Tam da bu eser onlardan. Hiç zaman kaybetmeden listenize eklemeniz gereken bir eser. İkinci kitabı Tesbih Ağacın Gölgesinde eserini okumak için sabırsızlanıyorum.

2021 'i bu eserle başlamam çok iyi oldu.  


13 Ocak 2021 Çarşamba

ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK/ Thomas Hardy


 ARKA KAPAK

Güzel Bathsheba Everdene, kendisine miras kalan büyük ve bakımsız çiftliği çekip çevirmek için Weatherbury köyüne gelir. İçgüdülerine göre hareket eden Bathsheba, köydeki üç erkek, atılgan ama sorumsuz Çavuş Troy, saplantılarının tutsağı olan Çiftçi William Boldwood, sadık ve becerikli Gabriel Oak arasında bocalarken duygusal bir eğitimden geçecektir...

İngiltere'nin güneybatısındaki düşsel Wessex bölgesinde geçen romanlarıyla tanınan Thomas Hardy, Çılgın Kalabalıktan Uzak yapıtıyla büyük ün kazanmıştı. Mizahi, melodramatik, pastoral ve trajik öğeleri ustaca harmanlayan roman, Hardy'nin her zamanki ihanet ve aşk acısı temalarını işlemesinin yanı sıra en sıcak, en eğlenceli yapıtlarından biridir.

ALINTI

"Aşka düşmenin belirli bir yolu vardır da çıkmanın yoktur - bu, dikkatinizi çekmiş olabilir. Kimileri evliliğe kestirme bir çıkış yolu gözüyle bakarlar."

"Kimi zaman az konuşmak , çok konuşmaktan daha çok şey söylemektir."

Neşenin zorunlu olduğu sıralarda neşeden yoksun kalmak kadar, neşenin var olduğu zamanlarda bundan sonuna kadar yararlanamamak da insanın ruhunu çökertir ve söndürür.


YORUM

Başlarken böyle bir aşk üçgeninde kalacağımı düşünmüyordum.  Güzel ve başarılı olan Bathsheba amcasının ölümü ile çiftliğin başına geçmiştir. Evlenme gibi bir düşüncesi olmayan ve tüm kasaba halkına başarılı olacağını, bir erkeğin yardımını almadan bu işi yürüteceğini gösterme hedeflerindedir. Evet bu hedefini oldukça samimi buluyordum ta kii çoban Gabriel Oak ile yaşadığı olaylar kafamı bulandırana kadar.  Hedeflerine karşı oldukça istikrarlı ilerlemesine rağmen yaptığı anlık hareketlerle bu samimiliği gözümden düştü.. Aslında Bathsheba karakterini kadınların halk tarafından ne kadar zorluklarla karşı karşıya kalışını bizlere sunuyor. Feminizmin ilk adımları.. Lakin bunu işlerken yazar garip ikilemlerde bıraktığı da su götürmez bir gerçek. 

Sadece Gabriel Oak ' a yaptıklarından kaynaklı değil. Tabi şuan anlattıklarım okumadığınız için anlamsız geliyor. Eğer şans verip okuduğunuz zaman daha anlaşılır olabilir dediklerim :)

Aslında ana karakterimiz Gabriel Oak. Başarılı, saygılı, kültürlü (kasaba halkına nazaran) doğrucu ve ilkelere sahip bir beyefendi. Kendi halinde yaşayan, çobanlık yapan biri. Gabriel karakteri gerçekten çok naif işlenmiş, eser içerisinde ana karakter olmasından kaynaklı değil aslında en çok ısındığım karakterlerden biriydi.

Başlangıçta olaylar çok sıradan ilerlediğini söyleyebilirim ama olur ya belli bir sayfaya kadar okuduktan sonra kitap açılır ve bu o özellikte bir eser. Betimlerin uzun olması belli bir süre sonra sıkıcı gelebilir ama sıkıcı gelmesine rağmen okumaya da devam ettiren bir kaleme sahip. Çünkü o betimlemelerin arasında gerçekten sizi olayların ortasında hissettiren bir güce sahip. 

Beğendiğimi veya beğenmediğimi kesin bir dilde söyleyemem. Lakin ne beklentimin altında kaldı ne de üstünde. Thomas Hardy'in okuduğum ilk eseri lakin ilerleyen zamanlarda da diğer eserlerini de okuma şansı elde ettiğini söyleyebilirim.


21 Aralık 2020 Pazartesi

ADEM'LE HAVVA'NIN GÜNCESİ ve SEÇME ÖYKÜLER/ Mark Twain


ARKA KAPAK

Twain'in kadın erkek ilişkilerinin evrensel değişmezlerini tadına doyulmaz bir mizah duygusuyla kaleme aldığı "Âdem'le Havva'nın Güncesi" aynı zamanda gelmiş geçmiş en güzel aşk hikâyelerinden biri.

Bu derleme "Âdem'le Havva'nın Güncesi"nin yanı sıra Twain'in "Calaveras İlinin En Hızlı Sıçrayan Kurbağası", "1.000.000'luk Banknot", "Çalınan Fil" gibi en ünlü öyküleriyle birkaç güzel kısa öyküsünü içeriyor. 




ALINTI

"Adem de bir insandı topu topu; her şeyi anlatmaya yetiyor bu... Elmayı elma diye değil yasak olduğu için istemişti. Gerçek yanlış, yılanı yasak etmemekti. Yılan yasak olsaydı, elma yerine onu yerdi Adem..."

"Evet, onu yalnız benim olduğu için, erkek olduğu için seviyorum. Başka bir neden yok bence. Önceden de söylediğim gibi, sevginin bu türü düşünülmüş, taşınılmış, ölçülü biçili bir şey değil değil. Birden geliveriyor, kimse bilmiyor nerden geldiğini, kimse de açıklamıyor. Açıklanması da gerekli değil."

"Mutluluğu hak ettiğimize inanmışsak, küçücük bir şey bile bizi mutlu kılmaya nasıl da yetiyor."


YORUM

Adından da anlaşılacağı üzere eser iki bölümden oluşuyor; birinci bölüm Adem’in ve Havva’nın birbirleri, dünyayı, çevreyi anlamlandırma hakkındaki görüşlerini günlük şeklinde her ikisinin de kendi ağızından aktardığı yaşantılar bölümü ve kısa öyküler bölümü olarak ayrılıyor.

Adem ile Havva'nın günceleri bölümünde yer yer sorgulatan, gülümseten bir üslubu vardı. Cinsiyet kavramını yeniden, farklı bir bakış açısı ile ele almak benim için güzel bir deneyimdi. Sadece kadın erkek üzerinde yoğunlaştığını söyleyemem. Diğer felsefe, siyaset, din, yaşam gibi konularda azımsanmayacak derecede sorgulatan bir yanı vardı. Derinlemesine bir yorum yapmayacağım ama bu eseri okuduktan sonra eminim sizde bir etki bırakacaktır. 

Her iki bölümünü de sevdim lakin daha çok kısa öyküleri okurken keyif aldığımı söyleyebilirim. Özellikle '1.000.000'luk Banknot' adlı öyküsünü çok keyifle okudum. Yazarın kurgu zekasını bu öyküde net bir şekilde görebiliyorsunuz.

Daha önceden eserini okuduğumu hatırlamıyorum, eğer çocukken okulda okumadıysam eğer... Kalemini, üslubunu sevdiğim bir yazar oldu. Kısa ama doruklarda bir okuma yaşadığımı belirtebilirim.


18 Aralık 2020 Cuma

KEŞKE UNUTSAM/ Bihter Dinçel


ARKA KAPAK

“Elinde tutmuş olduğun kitabı bir kuzgun yazdı. Kapakta adı geçen kadın, ben dosyamı kafamda tamamlayınca yazıya dökme konusunda bana yardımcı oldu, o kadar. Emsalim olmadığı için adımı kapağa yazamazlarmış, öyle dediler. Ben bu ‘emsalsizliği’ iltifat olarak kabul ettim efendim ve, ‘Peki tamam, kadının adı olsun!’ dedim. Bu sebeple kapakta Kadının Adı Var.”

Kuzgun.

Geçirdiği kaza sonrası hafızasını kaybeden bir kadın, komadan yeni çıkan bir adam ve yıllar yılı hastanenin bahçesinde binbir hikâyeye şahitlik eden bir Kuzgun’un yedi gün, yedi renk macerasına hoş geldiniz! İnsanlar birbirleriyle tanışırken önce isimlerini söylerler, sonra ellerini uzatıp tokalaşırken, “Çok memnun oldum,” derler. Peki bu işteş eylemin tarafları kim olduklarını, geçmişlerini, hatta isimlerini dahi hatırlamıyorlarsa? Onlar ortak kaderlerine ağlamak yerine bunu, hatırlamalarına yardımcı olacak eğlenceli bir oyuna çevirmeye karar verirler: “Senler ve Benler Oyunu.” Her gün aynı bankta, aynı saatte buluşup başka yaşamlara, geçmişlere dahil olurlar.

Oyuncu ve yazar Bihter Dinçel toplumsal hafızanın süzdüğü tortuların izinde, “neyi”, “nasıl” hatırladığımızı irdeliyor. İncelikli üslubuyla rotasını hepimizin hatırladığı, tanıdık bir geçmişe kırıyor ve kırılmış hayallere, tamiri mümkün yaralara, hakkıyla yaşanamamış aşklara hak ettikleri itibarı iade ediyor. Eski ve yeninin, hatırlamak ve unutmanın harmonisinin başrolde olduğu Keşke Unutsam’ın tesirli kurgusu, okurunu sonu başka başlangıçlara gebe bir maceraya davet ediyor.

YORUM

Ölmek için gün sayan bir kuzgun hayal edin. 27 yaşında ölmenin çok güzel bir şey olacağını düşünmek tam da bizim  Kuzgun a yaraşır bir düşünce :) Nereden senin Kuzgun oluyor Beyza.. Bende bilmiyorum nereden oluyor, hemen kapıldım kendisine. Kuzgun mu diye soru işaretlerini görebiliyorum. Evet, bir Kuzgun. Olayımız baş karakteri bir Kuzgun dersem abartmış olmam bence. O olmasaydı bu hikayede olmazdu.

 Maalesef başından geçen talihsiz bir kaza sonucunda bir kanadı yaralı kaldığı için uçamıyor. Kendisini kurtaran doktorun çalıştığı hastane de bir ağaç üzerinde hayatına devam ediyor. Daha doğrusu artık ettirmek istemiyor. Neden sorusunun cevabı eseri okuduğunuzda anlayacaksınız. Sadece Kuzgunumuzun derdi yok tabi .. 

Hafızanızın kaybolduğunu düşünün ve isminiz dahil hiç bir şey tanıdık gelmiyor. Ufak tefek detaylardan bir şeyler hatırlamaya çalışıyorsunuz. Ne kadar çıldırtıcı geliyor kulağa değil mi ? Özellikle tek başınaysanız. Bir kadın ve bir erkek ikisi de bir kaza sonucu hafızalarında problem yaşayan hastalar. İkisinin de kaldığı hastane aynı hastane belki tesadüf belki de değil. Bazen derdin de dermanında da aynıdır. Fark etmen geç olabilir belki de hiç fark edemezsin öylece sürüp gider.

Hafızalarının yerine gelmesi için kendilerine bir oyun buldular, senler ve benler adlı bir oyun. Her hikayede bambaşka karakterler bambaşka hayatlar yaşadılar. Hafızaları yerinde olmayan insanların nasıl böyle bir hikaye oluşturduklarını sonunu okuduğunuzda şaşırmayacaksınız. Şuan bile bilincimizin ne kadarına hakimiz ki? 

Daha ilk sayfasından benim için çok güzel, keyifli başlamıştı. Öyle de devam etti. Bihter Dinçel'i oyunculuk yönünden denk gelmiştim ve sevdiğim bir oyuncuydu. Ve kitabını gördüğümde hem sevinmiştim hem de şaşırmıştım. Kitabını da tabi ki çok sevdim. Kalemi sağlam bir yazar. Kaleminin devamını da görmek isterim açıkçası. 




17 Aralık 2020 Perşembe

HÜR/ Ezgi Durmuş


ARKA KAPAK

Hiçbir yere, hiçbir mekâna, hiçbir gruba, hiçbir tanıma ait değilim. Kimsenin beklentisi ya da hayal kırıklığı değilim. Kimsenin neşesi de değilim kederi de değilim. Kimsenin derdi de değilim devası da değilim. Hem hiç kimseyim hem de herkesim. Bütünün içinde hiç, hiçliğin ortasında biriciğim. Birçok konuda cahilim ama hiçbir konuda bilge değilim. Çaldığım her kapıda misafirim, kapattığım her kapının ardında güvendeyim. Ne istediğimi çoğu zaman bilsem de insanım; yanılırım, hata yapmaya meyilliyim.

Eksiklerimi ve zaaflarımı bilirim.

Kendimi de...

Biliyorum kendimi; sen şimdi o kapıyı aralık bırakırsan, arsız bir kedi gibi döner dolaşır ben yine sana gelirim.

İyisi mi kapat, ben de kendi yoluma gideyim.


 ALINTI

"Cehennem, insanın ta kendisidir bence. Kendi düşünceleriyle, kendi sınırlandırmalarıyla, kendi korkularıyla çevirir dünyasını cehenneme."

"Kendime kendimden daha çok eziyet eden, beni benden daha fazla aşağı çeken kimsenin olmadığını idrak ettiğimden beri huzurluyum da aynı zamanda."

"Bildiğin yol güven verir insana ama yeni yerler görmek istiyorsan; o güvenin yerine cesareti koyman, bilmediğin yollara sağman ve kaybolmayı göze alman gerekir."

"Doğru zamanda vazgeçebilmenin de neticeye ulaştırabileceğini öğrendim."


YORUM

Yazarı takip ettiğimi söylemiştim ve bu eseri hakkında diğer eserlerine nazaran çok fazla övgü almıştı. Bilenler bilir bir şey çok övüldüğünde bende bir geri çekilme yaratıyor.. Tam tersi olduğunda ise içine çekiyor. Nedir bu kendimden çektiğim? 

Evet çok övülmüştü bu eseri. E yazarı takip ediyorum, kalemini, düşünce yapısını da seviyorum niye bu kadar gerildin Beyza? Gerilmeme de gerek yokmuş. Hatta tam zamanında okumuşum bu eserini. Ruhumun bir köşesine dokunup orada asılı kaldı cümleler. 

Kendi tecrübelerinden yola çıkarak, deneme tarzında bir eser aslında Hür. Okuduktan sonra içinizde sizi yiyip bitiren olayı bitirmeye adım atıyorsunuz. Tam anlamıyla bitirdiğimi söylemem ama adımımı attım diyebilirim. Farkında olduğum halde kendimi kandırdığım bir olayı beni dürterek bir kez daha farkına varmamı ve vazgeçmemi sağladı. Bu benim neredeyse beş yıldır süren iç savaşımın ilk zaferi. Anlamı tabi ki benim için büyük. Bu sadece kitabın bir konusu için geçerli tabi. Daha hayatımızın ortak sorunlarından çok fazlasına değinilmiş.

Ben bir solukta bitirdim. Çünkü başladıktan sonra durduramadım kendimi. Lakin bu eser yeni başucu kitabım olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Neden sorusunu alırsam şayet cevabım yukarıda da dediğim gibi ruhumda bir parçası asılı kaldı. Ve her ruhumun, kafamın soru dolu işaretler çıktığında bu eseri altını çizdiğim yerleri tekrardan okumak eminim beni çıkmazdan çıkaracaktır. 

Tavsiye ettiğimi söylememe gerek kalmamıştır diye düşünüyorum..

Umarım sizin için de güzel bir deneyim olur. Keyifli okumalar



15 Aralık 2020 Salı

İNTİHAR ORMANLARI/ Ezgi Durmuş

ARKA KAPAK

Düşüncesine dahi katlanamayıp başına gelirse öleceğini sandığı her şeye alışıyor insan. Dayanamam dediğin ne varsa ayağına yarım numara küçük bir ayakkabıyla uzun mesafe yürümek kadar canını acıtıyor en fazla. Ölümün en onursuz şekli belki de acıya alışmak. Acıya direnmekten bahsetmiyorum. Direnmek, acının varlığını kabullenmeyi gerektirir. Oysa alıştığın şeyin varlığını da kanıksarsın. Mücadele yoktur direnmekteki gibi. Boyun eğersin. Hatta bir zaman gelir, varlığını umursamazsın bile…



 ALINTI

"Bir suçlunun elinden özgürlüğünü alırsanız, işleyeceği suçlar ertelenir. Bir suçsuzun elinden özgürlüğünü alırsanız, iyiliğe ve adalete karşı var olan tüm inancını kaybeder ve kötüleşir."

"Dilini kontrol edebilirsin ama zihnini susturmanın bir yolu yok maalesef. İnsan kendine sağır kalamıyor."

"Unutmak, unutan kişi için mi ölmektir unutulan kişi için mi yoksa?"

"Bir anne baba için evladının büyümesi ne anlama geliyorsa, evlat için de ebeveynlerinin yaşlanması aynı şeyi ifade edermiş meğer; Kaybetme korkusu."



YORUM

Sonunu bildiğiniz bir kitabı okur musunuz? Cevabınız hayır olsa bile bu kitabı okuyacaksınız. Buna eminim.

Yazarın kalemi ile tanışmışlığım var. Kaleminin akıcılığı, net olması ve hazırladığı kurguların başarısını göz ardı edemeyiz. İntihar Ormanları uzun bir süredir okuma listemde olan bir eseriydi sonunda okudum ve garip bir burukluk var. Bu hissiyatını Ya Da Biz Masal Olmak eserinde de tatmıştım. Zaten bu hissiyat değil miydi devam etmemi sağlayan.

Başlangıçta demiştim ya sonunu bile bile bir eseri okur musunuz? Şahsen ben ilk okumaya başladığım zamanlarda çok isteksizdim lakin okuma alışkanlığım arttıkça bu isteksizliğim (tabi karşılaştığım kitaplarında etkisini unutmamak lazım) yavaş yavaş kırıldı. 

Bu esere gelecek olursak; Umut bize açıkça sonunu söylüyor. Her okuduğumuz başka bir sayfada söylediği sonun nasıl olacağı merakı ve bilinmezliği artıyor tabi. Sonu hakkında bildiğimi sandığım hem çok şeyle karşılaştım, hem de hiç karşılaşmadım. Aslında ben son nedir bilmiyormuşum. 

Umut ve İzin hikayesini okumak bir o kadar güzel bir o kadar üzücü ki. Bu iki karakter sayesinde yaşamanın, hatırlamanın değerini bir kez daha anladım, hatırladım. 

 Unutmaktan korkuyor musunuz? Eserin aslında ana fikirlerinden birisinin sorusu bu soru diyebilirim.

Benim cevabım hem evet hem hayır. Evet korkuyorum, beni ben yapan şeyleri hatırlamayacak olmak çok ürkütücü. Her seferinde kendimi tanıyacak olma düşüncesi çok yorucu ve sonsuz. Hayır korkmuyorum, her unutuluşta yeni bir ben ortaya çıkacak belki de. 

Velhasıl çok fazla uzatmak istemiyorum. Kalemi hakkında söyleyeceğimi söylediğimi düşünüyorum. İntihar Ormanları güzel bir başlangıç olur mu diye sorarsınız bence olur. Diğer eserleri ile bağımsız lakin kendi düşüncelerini her eserinde farklı kurgularda görsekte aynı çemberin etrafında dolanıyoruz. Şu sırayla okuyun diyemem ama her kitabını okumanızı tavsiye ederim.

 İntihar Ormanları eserinin isminin de bir hikayesi var isterseniz ve eser içerisinde güzel bir zamanda anlatılmış. Yok ben sabredemem diyorsanız Google da araştırabilirsiniz. Tabi benim tavsiyem eser içerisinde denk gelmeniz.