22 Mart 2021 Pazartesi

YAPRAK DÖKÜMÜ/ Reşat Nuri Güntekin


 ARKA KAPAK

Cumhuriyetin ilanından sonra kendine batılı olarak bakmaya çalışan Türk toplumunun, batılı toplum ve kendi toplumu arasında yaşanan kültür farkını da ortaya koyan roman, bir memur ailesinin bu yeni batılı tarzla karşılaşmasından doğan sorunları, etik değerlerin kayboluşunu ve bu ailenin çöküsünü dramatik fakat gerçekçi bir şekilde ele alır.





ALINTI

"Yaradılışları itibariyle ne iyi, ne fena idiler. Herhangi bir taraftan bir rüzgar esmeye başladı mı, yaprak gibi önüne katılıyorlar, o ne yana isterse o yana doğru sürüklenip gidiyorlardı."


"Çirkin bir kalbin içine uyanık bir ruh koymak niçin? Beğenilmediğini her yerde, her şeyde ihmal edildiğini daha çabuk fark etsin diye mi? Çirkinin ağzındaki güzel söz, acizin ağzındaki haklı söz kadar boş faydasız bir şeydi."

"Kimse artık kendi halinden memnun olmuyor. Bu cereyan neticesinde eski ahlak kaidelerinin yıkılıp değişmemesine nasıl imkan görürsünüz?"



YORUM

Güntekin bu eserinde bir aileyi baz alarak Osmanlı Devletinin batılılaşmaya girdiğini dönemlerini kaleme almaktadır. Toplumsal değişimler, aile yapıları, yaşam biçimlerini oldukça çarpıcı bir şekilde kaleme almaktadır.

Herkes bir dönem dizini izlemiştir diye düşünüyorum, Ben çocukken çıkmıştı aslında ama yeniden ara sıra gündeme gelen bir diziydi. Lakin oturup da izlediğimi söyleyemem sadece bazı kesitler aklımda yer edinmiş. 

Güntekin'in kalemini Acımak eseriyle tanışmıştım. Okuduğum ikinci eseri. Kalemi kendini okutan bir yapıya sahip. Eski kelimeler olmasına karşın yayınevi gerekli açıklamaları yapmış olduğu için okurken çok zorluk yaşamıyorsunuz. Ki ben açıklamalı eserleri daha çok seviyorum. Günümüz Türkçesine çevrildiği zaman bana biraz anlam kaybolduğu hissiyatını veriyor. Burada devreye çeviri giriyor tabi.

Yaprak Dökümü eserin de her bir karakter çok çarpıcı ve sert izlenimini uyandırdı. Bir babanın kendi değerleri, kuralları var ve ailesinin yeni bir kültüre ayak uydurma çabası onu büyük bir çıkmaza sürüklüyor. Hele ki işsiz kalmasının en büyük sebebi namus konusundayken başına asla dediği şeylerin gelmesi oldukça yıpratıcı.

Bir ailenin yaprak misali dökülmesi sadece dönemin değişmesinden mi kaynaklıdır yoksa olmayan aile bağından mı? Eseri okurken bu soru kafamı oldukça sorgulatan bir soruydu. Gerçekten aile olmayı başarabildiler mi?

Bir aileyi aile yapan şey nedir?

Büyük lokma ye büyük söz söyleme  demişler atalarımız, oldukça da haklı bir atasözü. Benim en çok çekindiğim konulardan biridir asla bunu yapmam, etmem gibi tabirler. Bazı çizgilerim, kurallarım illaki var ama eğer durum kurallarımı çok çiğnemiyor bana çok ters düşmüyorsa onu biraz esnettiğim durumlar oluyor. Olmayan durumlarda da zaten o asla olmuyordur:) Biraz karışık oldu ama siz ne demek istediğimi az çok anlamışsınızdır. İllaki sizin de çizgileriniz, kurallarınız vardır. Esnetebilecekleriniz ve esnetmeyecekleriniz..


Tarihimizi edebi dille kaleme alan dönem eserini okursanız eminim size bir şey katacaktır. 

18 Mart 2021 Perşembe

CAROL GÖMÜLMEDEN/ Josh Malerman

 ARKA KAPAK

Carol Evers'ın karanlık bir sırrı vardı. Bazen komaya giriyor ve komaya girdiğinde bir ölüden farksız oluyordu. Nabzı ve kalbi duruyor, nefes aldığı belli olmasa da bilinci asla kapanmıyordu. Ancak doktorlar bile onun öldüğünü düşünüyordu.

Bu sırrı bilen iki kişiden biri olan ve ondan kurtulup servetine konmak isteyen kocası, Carol komaya girdiğinde onu diri diri mezara gömmek için yaptığı planı hayata geçirmeye koyulur. Komadaki Carol çevresinde olan her şeyi duyup hissederken, Harrows adlı kasabada cenaze hazırlıkları başlar.

Bu sırrı bilen diğer kişi, Carol'ın eski sevgilisi, meşhur kanun kaçağı James Moxie ise haberi aldığında Carol gömülmeden Harrows’a yetişmek için yola çıkar. Tehlike ve gizemle dolu Yol'da yolculuk ederken eski düşmanlarla, ürkütücü varlıklarla ve peşindeki kiralık katillerle başa çıkmak zorundadır.


ALINTI

"Hududu olmayan bir yerin sonu olur muydu?"

"Kimi zaman insanın yaptığı işten gurur duymasının, atılacak herhangi bir adımdan ya da kaydedilecek herhangi bir ilerlemeden daha faydalı olabileceğini biliyordu."

"Sanki Yol, mesajların ve ruh hallerinin dans eden topuk sesleriyle iletildiği bir tünelmiş .. bir telmiş.. bir boruymuş gibi Yol'un ağaçtan duvarları arası genizden gelen bir ses misali yankılanan cümbüş sesleri.."

"Bir cinayeti tasarlamak çok hassas bir işti ve insan neyi açık edeceğine dikkat etmeliydi. Ve tabii neyi gizleyeceğine de."


YORUM

Josh Malerman'dan okuduğum dördüncü eser. Her birinin kurgusu benzersiz. Kaleminin akıcılığı gerçekten muazzam. Okurken nasıl okuduğumu nasıl bitirdiğimi anlayamıyorum. Carol Gömülmeden eserinde de bu duyguları yaşadım.

Yazarı eleştirirken çok fazla uzatmalara oynadığını, gereksiz ayrıntılar verdiği gibi yorumlara denk geldim. Şöyle ki tabi ki size hitap etmeyen kitaplar olabilir bana da oluyor. Malerman'ın eserlerinde genellikle her bir olayın perde arkası oluyor, gerek kurgu gerekse karakterler. Carol Gömülmeden kitabında birçok karakter mevcut ana karakter Carol gibi gözükse de öyle değil aslında :)
Kasaba gibi küçük bir yerleşim yerinde birbirini tanımayan pek yoktur. Durum böyle olunca gerekli karakterlere yer vermek de bana pek uzatmalara oynuyor gibi gelmedi açıkçası. Zaten çok akıcı bir kitap olduğu için eğer o karakterlere değinilmeseydi bana biraz saçma gelirdi. 


Arka kapak yazısı içerisinde konusunu gayet açık bir şekilde anlatılmış zaten. Ama kısaca bahsetmek gerekirse Carol 'ın nadir görülen ve oldukça tehlikeli bir rahatsızlığı var. Stres, üzüntü gibi olaylarda baygınlık geçirip komaya girmektedir. Ve ölü gibi gözükmekte. Carol bir olaydan dolayı bu rahatsızlığını açıklamaya pek yanaşmıyordu. Bilen kişi sayısı oldukça azdı. Aslında bu durum Carol için oldukça tehlikeliydi. Kendisi de farkında olmasına rağmen açıklamak onun için oldukça trajikti.. Başta annesi olmak üzere kocası ve en yakın arkadaşı dahildiler bu sırra. 
En yakın arkadaşının ölümünden sonra Carol için oldukça sancılı ve korkunç bir dönemin başlıyordu.

En yakın gördüğünüz kişiler belki de yakınınız değildir. Ama belki de en yakın dediğiniz kişiler aslında yanınızda olmayandır. 

Bu gerilim ve soluksuz hikayeyi okumak isteyenlere tavsiyemdir. 

15 Mart 2021 Pazartesi

KIZIL VEBA/ Jack London

 ARKA KAPAK

London, Kızıl Veba yapıtıyla “kıyamet sonrası” edebiyatın öncüleri arasına girmiştir. Nüfustaki, bilim ve teknikteki, ekonomideki sıçramaların büyüsüyle gözlerin kamaştığı bir çağda yazar, uygarlığımızın kırılganlığını anımsatır. 

Yapıtı milyonlarca insanın doldurduğu şehirlerin ve kırların ıssızlığa teslim oluşundaki hızı bütün çarpıcılığıyla ortaya koyar. Yalnızca nüfusun değil, bilginin, üretimin, hatta dilin yitirilişi, eski uygarlıkla köprü olan bir profesörün gözünden yeni insanlığa anlatılır. 

Peki yeni insanlık bu ihtiyara kulak verecek midir? Kızıl Veba’da yirminci yüzyılın başından yüz yıl sonrasına, 2010’lar dünyasına bakan Jack London’ın öngörülerindeki keskinlik, kitabı bir klasik olmanın ötesinde, günümüz için hâlâ canlı bir eleştiri kılıyor.

ALINTI

"Küçük bir salgındı. Sadece birkaç kişi ölmüştü. Görülüyordu ki bu hastalığın ilk işaretlerinden biri yüzün ve tüm vücudun kızarmasıydı, bir de hastalığa yakalananlar çok kısa sürede ölüyordu."

"Gayet iyi biliyorum. İnsanoğlu, uygarlık yolundaki kanlı ilerleyişine başlamadan önce, ilkelliğin karanlığına giderek daha çok batmaya mahkumdur."

"Ne fark ederdi ki zaten? Herkes ölüyordu nasıl olsa; iyisi de kötüsü de, güçlüsü de zayıfı da, hayata dört elle sarılanı da yaşamı aşağılayanı da.. Herkes göçüp gidiyordu. Her şey göçüp gidiyordu."

"..Barut tekrar gelecek. Bunu hiçbir şey engelleyemez. Aynı eski hikaye yeniden, yeniden yaşanacak. Sayısı artan insanlar savaşmaya başlayacaklar. Barut sayesinde insanlar milyonlarca insan öldürecek ve çok ilerde bir gün yeni bir uygarlık, sadece bu yoldan, ateş ve kan üzerinden evrilecek."


YORUM

Okurken bazı noktalar o kadar tanıdık ki.. Hastalığın benzerlikleri, ilkelliğin şimdi modern hali, yaşam savaşı..

London'un bu eserinde kalemi bana çok farklı geldi ve bu tarzını da çok sevdim. Kendini okutan bir kaleme sahip lakin bu eserinin ayrı bir heyecanı vardı. Belki kurgudan belki de gerçekten kendini tekrarlamayan bir yazarın başarısını hissetmişimdir.

Konusuna kısaca değinmek istiyorum zaten kısa bir hikaye sizleri bekliyor. Sona saklamadan direk söylüyorum eğer kalemiyle daha tanışmadıysanız bu eseriyle tanışabilirsiniz. Veyahut kalemini seviyorsanız bu eserini de muhakkak okuyup deneyimleyin derim.

Gelelim konumuza.. 2010 yıllarında  bir salgın ortaya çıkmaktadır. Kızıl Veba denmekte ona. Nedir bu Kızıl Veba? Nüfusun büyük bir kesimini yok eden bu salgına yakalananın kurtuluşu yoktur. Yakalandıysan 15 dakika içerisinde hayata gözlerini kapatıyorsun. Eğer milyonda bir şanslılar arasındaysan hayatta kalmışsındır. Ama hayatta kalmak iyi mi yoksa kötü mü? 

"İnsanın bu dünyadaki bütün çalışması köpükten öte bir şey değil. İnsan kendine faydası olacak hayvanları evcilleştirip düşmanca davrananları yok etti, toprağın yabani bitki örtüsünü temizledi. Ama sonra insan yok oldu ve ilkel hayat geri dönüp onun elleriyle yaptığı her şeyi sildi, süpürdü."

Yazarın da dediği gibi ilkelliğin doruklarını tekrardan deneyimleme şansını elde etmişsiniz demektir.

İnsanların gözle görülemeyen bir varlıkla yok olması ne kadar ilginç geliyor değil mi? Tarihe bakacak olursak neredeyse her yüzyılda bir salgınla karşı karşıya kalmaktayız. Tabi aralarda ufak salgınlarda olmuyor değil. 

Yaşamla ölüm, ateşle su olduğu gibi zehrin olduğu gibi panzehri de oluyor. Er geç bir şekilde oluyor. Evren o kadar büyük ve çeşitli ki sonsuz sürede sonsuz türler meydana gelmeye devam edecektir. Belki insanlık bitebilir belki de her zaman devamı gelecektir...

Kitapla kalın..

11 Mart 2021 Perşembe

ZACHARİUS USTA/ Jules Verne


 ARKA KAPAK

Zacharius Usta olağanüstü ince bir işçilikle ürettiği kusursuz saatlerle Cenevre şehrinin gururudur. Ünü İsviçre sınırlarını aşıp Fransa ve Almanya’ya kadar uzanmıştır. Saatçiliğin ilerleyen bilime ayak uydurmasıyla, Zacharius Usta da "saat maşasını" icat eder. Bu icadının ardından kibir başını döndürür. Öyle ya, Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, kendisi de zamanı yaratmıştır. Ancak günün birinde imal edip sattığı bütün saatlerin ortada görünür bir sebep olmaksızın birden durmasıyla, öfkeli müşteriler evinin kapısını aşındırmaya başlar.



ALINTI

“Hayatta en çok sevdiğin insanların bile seni anlamaması!”

"Varlığımı dünyaya dağıttığıma göre yaşayacak ne kadar ömrüm kaldı artık!"

"Kıymetli bir âlim, varlığını, diğer insanların gösterdiği hürmete borçludur."




YORUM

"Kibir, dedi keşiş misafirlerine, iyilik için yaratılmış bir meleği yok etti."

Zacharius, İsviçre'nin Cenevre'sinde nam salmış dünyaca bilinen bir saat ustasıdır. Ve bunu sadece kendi düşünmez. Çevresinde bulunan kendi meslektaşları bile onun saatlerinin mükemmelliğini anlatır.

Galiba bu ustanın bu kadar güzel iş çıkarmasının sebebi eserlerinde kendinden bir parça, ruhunun koyması olabilir. Mi?

Günlerden bir gün Zacharius Usta müşterilerinden gelen şikayetler ile sıkıntılı günleri başlamıştır. O kadar üne sahip bir saatçinin ne demek bozulan saatleri tamir edememesi, bozulması.. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın bozulan saatlerin sorununu bir türlü çözemez.

Saatçinin az önce dillendirdiğim gibi kendinden bir parça taşıdığı iddiası ile kendi ömrünün yavaş yavaş bittiğinin işareti olarak algılar. Ve buna bir dur demek için çılgınca hareketler sergilemeye başlar.

Kısa ama etkileyici bir eserdi. Şöhreti kaldırmak, kendine bir dur demek çok önemli bir davranış olduğunu Verne bize bu eserinde gösteriyor.

Kibirli insanlardan birçoğumuz hoşlanmaz, onları hayatlarımızda yer vermeyiz. Her şey de olduğu gibi kibrin de düzeyleri vardır. Şimdi siz hiç bir anınızda bir kişiden kendinizi üstün görmediniz mi?

Her insanda tüm duygular mevcuttur. Bunu denge de tutabilmek önemli olan. 

Benim için oldukça keyifli ve sorgulatan bir okuma oldu. Eğer listenizde bulunuyorsa çok bekletmeyin. Bulunmuyorsa da listenize eklemenizi tavsiye ederim. 

Kitapla kalın.. 


1 Mart 2021 Pazartesi

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ/ J.R.R. Tolkien (Yüzük Kardeşliği ve İki Kule )


ALINTI

 "Altın olan her şey parlamaz,

Her gezgin yitirmemiştir yolunu,

Gücü olan yaşlı kolay kolay solmaz,

Derindeki kök atlatır donu.

Küllerden bir ateş dirilecek,

Bir ışık fırlayacak gölgelerden,

Kırılan kılıç yenilenecek,

Şimdi taçsız olan, kral olacak yeniden."


"En bitmek bilmeyen iş, daha başlamadığın iştir"

"Ümit zafer demek değildir. Savaş, sadece Yüzük kullanılırsa kesin bir zafere ulaşabileceğimiz bir savaş, hem bizim hem de dostlarımızın kapısında. Bu beni büyük bir üzüntüyle ve büyük bir korkuyla dolduruyor: Çünkü çok şey zarar görecek; her şey de yok olabilir. Ben Gandalf'ım, Ak Gandalf, ama Siyah hala daha kudretli."


YORUM

"Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Krallarına

Yedisi taştan saraylarında Cüce Hükümdarlara

Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlara, ölecekler ne yazık

Bir Yüzük gölgeler içinde ki Mordor Diyarında

Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisine

Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak

Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak

Gölgeler içindeki Mordor Diyarında "

Her şeyin başlangıcı bir Yüzük, her şeye hükmedebilecek bir yüzük. Karanlıklar Efendisi tekrardan uyanıyor büyük bir savaş kapıda. Buçuklular yani Hobbitler'e oldukça büyük bir rol oynayacak. Neden Buçuklular büyük bir rol oynuyor? Hikayeyi öğrenmek için evrene yolculuk yapmalısınız.. :)

Yüzüklerin Efendisi eserini duymayan kalmamıştır. Benim, kitabını okumadan beyazperde de izlememe huyum yüzünden oldukça ertelediğim kült eserlerden birisidir. Ama sonuçta başladım mı başladım..

Tek cilt baskısını okuduğum için yorumu ilk üç kitap hakkında olacak yani normal baskılarda Yüzük Kardeşliği ve İki Kule isimli kitapların yorumu gibi düşünebilirsiniz. 

Gelelim ilk kitaba, Yüzük Kardeşliği eseri tam olarak tanıtım gibi düşünebilirsiniz. Olaya birden giriş yapılmasına rağmen her bir sayfada dünyayı, halkı kısacası tarihini öğreniyoruz. Alıştığım için mi bilmiyorum ama ilk kitapta daha fazla yolculuk edilmiş gibi hissiyatı oluştu. İlk kitap hakkında söyleyebileceğim aslında çok bir şey yok çünkü dediğim gibi nasıl bir evren içerisinde olduğumuzu anlatan bir bölümdü.


Bu bölümde Frodo, Sam, Merry, Pippin 'in dostluğunu ve aslında karşıt görünen halkların aslında birbirlerini tamamladığına şahit oluyoruz. Yolculukların en keyifli halleri birbirlerini tanımaları ve o müzikali şiirleriydi. 

İki Kule eserinde; en son bıraktığımız bölümde yaşanan bazı tatsız (beklenen, en azından benim açımdan) olaylar yüzünden kardeşliğin (yola çıkan grup) dağılması ile yeniden bir plan ve her bir yolcunun kaderini tekrardan şekillenmesine ortak oluyoruz. Her bölümde farklı karakterlerin başından geçen olayları okuyoruz ama hepsinin bir bağlantısı var kime ne oldu diye merakım diğer bölümlerde gecikmeli de olsa giderildi. Lakin bu kitapta yüzük taşıyıcının başına gelen olayları okuyana kadar beklemem gerekti. Bu bölümde en beklenmedik şeylerin yaşandığını söyleyebilirim.

Kısaca özetlemek istedim içeriğine çok fazla girmek istemedim girersem çıkamazdım çünkü bir olayı anlatmaya başlarsam devamını da getirmem gerekiyordu. E anlatırsam da okumanıza gerek kalmıyordu :)


Toparlayacak olursam bu kült eserin oluşumunun da,  her bir kelimenin arkasında bulunan emeği hissedebiliyorsunuz. Bu kadar derin düşünerek bir dünya yaratmak, her bir halkı her bir bitkiyi yeniden tasarlanması tek kelime ile büyüleyici. 

Önümde beni bekleyen daha uzun bir yolculuk var..

Tek cilt ve normal baskı farklarına değinmek istiyorum. Normal baskı okuyan biri olarak bu tek cilt baskı okumanın zorluğunu deneyimledim. Punto bakımından bir sayfa okuduğumda sanki üç sayfa okuyormuş gibi hissettiğim yerler olmadı değil. Onun dışında hemen arka arkaya okumanın verdiği haz bu durumu örtbas ediyor açıkçası.

 Ve kalite bakımından bakacak olursak yıpranma olayı oluyor. Çeviri bakımından hiçbir sorun yaşamadım.. Önsöz kısmında yeterince açıklanmıştı.

23 Şubat 2021 Salı

GERMİNAL/Emile Zola

 


ARKA KAPAK

Natüralizm akımının en önemli temsilcilerinden olan yazar, romanları için gerekli yaşam deneyimini zorluklar içinde geçen gençlik yıllarında kazandı. Zola, romancının olayları bir izleyici gibi kaydetmekle yetinmemesi, kişileri ve tutkularını bir dizi deneyden geçirirken, duygusal ve toplumsal olguları bir kimyacı gibi işlemesi gerektiğini savundu. Kuzey Fransa’da uzlaşmaya yanaşmayan maden işçilerinin grevini konu alan Germinal sadece Zola’nın değil, Fransız edebiyatının da en değerli eserleri arasında sayılmaktadır.



ALITNI

"Maden ocağı maden işçisinin olmalıdır, tıpkı denizin balıkçının, toprağın da çiftçinin malı oluşu gibi... Anlıyor musunuz!"

"İnsan güçlü olmadığı zaman akıllı olmak zorundadır."

"Emekçiler yüz yıldır hızla artan zenginlik ve rahatlıktan paylarını alabilmişler miydi? Hadi bakalım özgürsünüz artık diyerek bir köşeye atmışlardı zavallıları: Evet, açlıktan ölme özgürlüğüne sahiptirler, onlar da bol bol kullanıyorlardı bu özgürlüğü."

"Bir sürü değişik soru dolaşıyordu zihninde; neden insanların bir bölüğü yoksul bir bölüğü aşırı zengindi? Neden birinciler ikincilerin çizmesi altında eziliyor, bir gün onların yerine geçebilme umudu beslemeden ha bire acı çekiyordu?"



YORUM

Klasikler her daim gerçeği, hayatın tüm dayatmalarını, üzüntüleri, sevinçleri bizi biz yapan şeyleri hiç acımadan gösteren bir tür.

Germinal eserinin konusunu kısaca bahsedecek olursam 1860'larda kuzey Fransa'da, maden işçilerinin şiddetli ve gerçek grev öyküsü ele alınmıştır.

Sadece rakamlar değişiyor olay her zaman aynı. Günümüzde bile bu eşitsizlikleri görmek sosyal medyanın da varlığı ile daha çok belli olmakta. Yanlış hatırlamıyorsam geçen haftalarda İstanbul Kadıköy belediyesinde çalışanların da (bu kadar şiddetli olay olmasa da)  ana konu aynı. Zam istemelerine karşın yetkililerin zam yaptık söylevi vs olay aynı dediğim gibi sadece takvimlerde gördüğümüz sayılar farklı.

Zola'nın bu eseri benim burada üstü kapalı konuşmalarımın daha açığını, çok güzel bir kalem ile ele almış. Eser hakkında Zola gerçekten maden ocaklarına inip gözlem yaparak, maden işçileri ile iletişimde kalarak bu eseri ortaya çıkarmış. İyi ki de çıkarmış. 

Eseri okurken o kadar rahatsız oldum ki. Rahatsızlığın nedeni konunun bu kadar gerçekçi ve değişmemiş olduğu idi..

Dünyanın eşitsizliği, varlığımız nedenleri, yaşamlarımızın ne uğruna yaşadığımızı sorgulatan çok güzel bir iç sorgulatma yaşattı.

Eserin gerçekten okunması gereken bir klasik eser olduğunu düşünüyorum. Klasik eserlerin biraz sıkıcı geldiğini düşünen kesimdeyseniz bu eser o klasik eserlerden değil bundan emin olabilirsiniz. Kalemi gerçekten çok akıcı. Ben ikili okuma yaptığım için uzun bir süre elimde kaldı ama eğer tek kitap üzerinden okuma yapmış olsaydım eminim ki hemen bitirirdim. 

 Birlikte okuduğumuz @gercekkitapseverler grubuna da teşekkür ederim.

21 Şubat 2021 Pazar

ROBİNSON CRUSOE/ Daniel Defoe

 
ARKA KAPAK

Defoe bu ölümsüz eserinde, gemi kazası sonucu düştüğü ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesi veren Robinson Crusoe'nun hikâyesini ustalıkla anlatır. İnsan doğasını çok iyi tanıyan yazar güçlü kalemi ve yalın üslubuyla insanlık tarihinin her döneminde, her okurun kendisinden bir şeyler bulabileceği bir kahraman yaratmayı başarır. 





ALINTI

" Acılar gibi, ani sevinçler de önce sarsar insanı."

".. demem o ki, herkes içinde bulunduğu durumu daha kötüsüyle kıyaslayıp durduğunda, Tanrı da ikisinin yerini değiştirip yaşattığı deneyimlerle önceki mutluluklarını aratabiliyor."

"Bana insanlar arasında özgürce dolaşmaktan ve dünyanın bütün zevklerini tatmaktansa, yalnız olmakla bile daha mutlu olabileceğimi gösterdiği için Tanrı'ya alçakgönüllü bir şekilde ve bütün kalbimle teşekkür ettim."

"Bugün sevdiğimizden yarın nefret ediyoruz; bugün peşinden koştuğumuzdan yarın köşe bucak kaçıyoruz; bugün arzuladığımızdan yarın korkuyor, hatta düşüncesi karşısında bile tir tir titriyoruz."




                                YORUM

Robinson Crouse, deniz sevdalısı, en büyük hayallerinden biri bir gemiye binip fersah fersah denizde ilerlemek.. Ailesi bu duruma oldukça karşı babasının annesinin hatta çevresindeki tüm insanların nasihatleri bir kulağından girip bir kulağından çıkmakta.

 Zaten bir hayalin peşinden koşarken kim ne derse desin, ne kadar doğru ne kadar yanlış olursa olsun hayallerimizi gerçekleştirmeyeceksek yaşamanın ne anlamı var?

Hayallerinin peşinden koşarken tüm engelleri göze alarak yola çıkmak mühim olan. Başına kötü bir olay geldiğinde hemen pes edemezsin veya yakınamazsın bu benim başıma neden geldi diye..

Robinson da tam olarak ayağına gelen bir fırsatta denize açılmaktadır. Başlangıçta anın heyecanı ile başından geçen olaylara küçük bir kötülükte bakar lakin zamanla iş daha da büyüyecektir. Ama sonuçta hayali bu değil miydi?

Robinson'un hayatının sonuna kadar ailesinin bedduaları sonucunda bu hale geldiği düşüncesindedir. Tabi zamanla her olaydan ders çıkararak yaşamını bir şekilde hatta oldukça başarılı bir şekilde devam ettirir.

 Bu kült eseri oldukça merak ediyordum ve merakımı da gidermiş oldum. Kitap çok eleştiri alan ve okunması gerekli eserlerden yorumları ve çevremden bu karakter hakkında yorumlar yüzünden okumazsam ayıp ederdim. 

Ada bölümünde nasıl yaşama tutunduğu ve hayatta her bir andan dersler çıkarılabileceğinin önemini vurgulaması oldukça güzel detaylardandı. 

Sadece kitapta ırkçılığın izlerini taşıması konusunda yazıldığı dönemin izlerini taşımasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Yani güzel bir konu ve kaleme sahipken düşünce tarzının bu yönde olması pek ikilemlik..

 Açıkçası yazarı pek araştırma fırsatım olmadı eğer kendi düşüncesi doğrultusunda bu tarz bir kaleme sahipse diğer kitaplarını okuyacağımı söyleyemem.



16 Şubat 2021 Salı

ADINLA ÇAĞIR BENİ/Andre Aciman


 ARKA KAPAK

Aşk birden çıkar insanın karşısına; yakalamak ya da ıskalamak size kalmış. 

Bazen “aşk” olduğunu anlamazsınız, bazen de anlasanız bile onu tutmak, kendinize saklamak zordur.

Adınla Çağır Beni, delikanlılık çağındaki bir gençle, ailesinin yazlığında kısa süreliğine kalmaya gelen bir konuğun arasında gelişen beklenmedik, bir o kadar da güçlü aşkın öyküsü.  Sevdiği kişiyi sadece bedeninin değil ruhunun da bir parçası yapmanın etkileyici bir tasviri. Saf tutkunun dönüştürücü etkisini olağanüstü bir üslupla kaleme alan André Aciman,

İki erkeğin gözlerinden damarlarına akan bir aşkı okuyucuya yaşatıyor. Adınla Çağır Beni, ince detaylarıyla insanı saran bir roman.


ALINTI

"...Seninle beraberken benim için her şeyden değerli olan, o zamanlar yaptığın gibi, yüzüme bak, göz göze gel ve adınla çağır beni."

"Biz yıldızları bulmuştuk, senle ben. Ve bu sadece bir kez verilmişti bize."

"Senden uzakta bir başkası olmasına izin verme. Onun, daha önce hiç görmediğim biri olmasına izin verme. Bizimle, benimle olduğunu bildiğim yaşamından başka bir yaşamının olmasına izin verme. Onu yitirmeme izin verme."

"Onun gibi olmak mı istiyordum? O olmak mı istiyordum? Ya da sadece ,ona kavuşmak mı istiyordum?"



YORUM

Hiç aşık oldunuz mu? Olduysanız karşı tarafın sevgisini mi çok hissettiniz, istediniz yoksa kendi sevginizi mi?

Çarpıcı bir aşk öyküsü olduğu su geçirmez bir gerçek, adınla çağır beni. Konuklara alışık olmasına rağmen o yaz gelen konuğun diğerlerinden farlı olduğunu gelmeden önce biliyordu Elio. Ve kendini dipsiz bir okyanusta hissederken bir yandan göklerde olduğu hislerine birinci elden tanık oluyoruz.

Bazı tabular vardır, yanlış olduğu bariz olsa da toplumda öyle bir kabul görmezlik yaşamıştır ki temeli sağlam olmasa bile yıkmak güçtür. 

LGBT bu konulardan birisi. Başlamadan önce her şeye saygı göstermek zorunda olduğunuzu hatırlatmak istiyorum.  Kitap iki erkeğin birbirine olan aşkını konu alıyor. Ben kitap boyunca cinsiyetlerin aynı olmasına değil aşkı nasıl yaşadıklarına odaklandım. Ve size bir şey söyleyeceğim bir kadının erkeğe duyduğu veyahut bir erkeğin kadına duyduğu sevgiden bir fark göremedim. Acaba neden? Çünkü sevgi, aşk, saygı vs duyguları sadece kadınlar hissetmez veya erkekler. Duyguları her insan, her canlı hisseder. Gösterme şekilleri farklılık gösterir.

Kitapta betimlemeler, konunun ele alınma şekli, kalemini sevdiğimi söyleyebilirim. Bazı kısımlarda betimlemelerden değil karakterle zıt düştüğüm için sıkıldığım kısımlar oldu :) Tek bir karakter tarafından kaleme alındığı için karşı tarafın düşüncelerini de aynı karakterin yorumu ile okumak bir yandan hoş bir yandan sıkıcı geldi. Çünkü aşık bir insanın mantığı kısa süreli kapanma durumlar yaşıyor :) Yani başlarda acaba saplantılı, tek taraflı mı acaba diyerek yorum yapmadım diyemem :)

Genel olarak benim sevdiğim bir eserdi. Sel yayınların eserlerini çok severek okuyorum ve oldukça kaliteli bir yayınevi. Çeviri konusunda da şüpheniz olmasın.  

Dipnot: Kitap içerisinde cinsellik mevzuları oldukça yer verilmişti doğal bir durum olmasına rağmen bazılarının hoşuna gitmeyebilir. 

12 Şubat 2021 Cuma

AKHİLLEUS'UN ŞARKISI/ Madelina Miller


 ARKA KAPAK

Tanrılar beni küçük yaşımda sürdüler yuvamdan, itiraz edemedim; çelimsiz, beceriksiz, silik bir evlattım. Söyleyecek söz bulamadım, alt tarafı bir ölümlüydüm. Yalnız kalmanın, yenik düşmenin nasıl bir şey olduğunu bilirdim sadece. Sen böyle yenikken başkasının iyi talihinin nasıl diken gibi battığını da.

Lakin kader örgüm henüz sonlanmamıştı. Sürgünüm Aristos Achaion’un yanına, güzelliğinin güneşi dibinde diz çökmeye çıkmıştı. Mağlup olmuştum lakin böyle bir güzellik karşısında mağlup olmaktan kim utanır ki? Hikâyelerimizde o en iyimiz, en kahraman, en kuvvetlimiz olarak geçer. Hikâyelerimize göre bunun sebebi damarlarında akan ilahi kandır. Hikâyelerimiz yaşlılar tarafından ateş başlarında anlatılır, kahramanlardan bahseder ama kahramanlar yaşlanmaz hiç.

Hikâyelerimizde savaşı yiğit Akha’ların kazandığı anlatılır...Hikâyelerimiz gerçeği söylemiyor. Savaşın kazananı olmaz. Çağlar geçer, üstümüzde takımyıldızlar dönüp durur, ayla güneş her zamanki yollarını bitkin takip eder ve biz, biz felakete uğramışlar, biz sevdiğinden ayrı düşmüşler aşkın içimizi titreten şarkısı kulağımızda, huzursuz yatarız düştüğümüz yerde.


ALINTI

"Onun gerçekten dostuysan bu merhametli yürekten kurtulması için ona yardım edersin. Troya'ya öldürmeye gidiyor, birilerini kurtarmaya değil. O bir silah, o bir katil. Bunu sakın unutma. Bir mızrağı baston niyetine kullanabilirsin ama doğasını değiştiremezsin."

"Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu."

' Kheiron bir defasında, ölümlülerin icatları arasında en ahmakça olanının milletler olduğunu söylemişti. "Hangi milletten olursa olsun, hiçbir insan diğerinden değerli değildir."


YORUM

Madeline Miller, kalemini ve üslubunu sevdiğim bir yazar. Ben Kirke eserini nasıl sevdiysem Akhilleus'un Şarkısı eserini bir o kadar sevdim. Aralarında fark olarak Akhilleus'un Şarkısı daha uzun ve duygu yüklü betimlemelere sahipti bana göre. 

Ana karakter Akhilleus gibi gözükse de olayları Patroklos'tan okuyoruz. Kim bu Patroklos? Aslında prens olarak yetiştirilmeye uğraşılsa da babası tarafından asla yeterli değildi. Patroklos'un naif olması hem aile hem de arkadaş çevresinde oldukça sıkıntı yaratmakta. Patroklosun başından geçen bir olay sonucunda sürgün edilmesi ile Patroklos'un bundan sonraki yaşamı oldukça değişecektir. 

İnsanın kendini fark etmesi, kendine olan değerini, kendini farklarıyla kabul etmesine de şahit olacağımız bir eser.. 

Akhilleus 'Aristos Achaion' olduğu için doğduğu andan itibaren ona göre eğitilmektedir. Kuşağının en iyisi, en iyi savaşçısı, en güzeli olan Akhilleus'un aslında kaderi en başından belliydi. Kaderi engellemek ne kadar mümkün olabilir ki? 

Patroklos ve Akhilleus birbirlerini tamamlayarak dost, arkadaş, yoldaş ve hayat arkadaşı olarak birbirlerini tamamlayan bir çift. İnsan kendini ne kadar tanırsa tanısın bazı şeyleri değiştirmek mümkün olmuyor. Açık söylemek gerekirse bu kadar derin ve etkileyici bir hikaye beklemiyordum. Oldukça ters köşe olduğum bir eserdi. 

En son sayfalarda karakter tanımı olsa da mitoloji konusunda ne kadar yetersiz bir bilgiye sahip olduğum gerçeğini tekrardan fark ettim. Kendime de çok yüklenmeyeyim daha yeni başladım diyebilirim. Galiba İlyada eserini listeye eklemenin vakti geldi..


9 Şubat 2021 Salı

BU ÜLKE/ Cemil Meriç


 ARKA KAPAK

Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tespit ve aforizmalarını da içeriyor.


ALINTI

"Pamuk ipliğinden biraz daha sağlam tek bağ: Düşünce birliği. O da rüzgarın her an tehdit ettiği bir kandil. Düşünce birliği, düşünen insanlar arasında olur. İnsanların kaçta kaçı düşünür? Düşünenlerin kaçta kaçı karşılaşır ve açılır birbirine?

"Din problemleri, şer problemleri, Avrupalılaşma problemi.. Bizim de gevelediğimiz mefhumlar. Ama kimsenin bu problemler üzerinde kafa yorduğu yok. Sağ, kovuğuna çekilmiş, münzevi, mazlum, mustarip. Sol, eline tutuşturulan reçeteyi kekeliyor, manasını anlamadığı reçeteyi. Tek ortak duygu: düşmanlık. Diyalog yok. "..

"Peşin hükümlerin mahpesinden kaçmayı, hakikatin çeşitli yönlerine eğilmeyi, hayatın her tecellisine saygı beslemeyi öğrendim."


YORUM

"Ben, düşünen, okuyan ve temsil ettiği, temsil ettiğini sandığı beşeri değerleri lekelememek için aç kalmağa, açlıktan kıvranmağa razı olan adam.."

Bu düşüncenin farkındalığına sahip bir insan, birey, aydın Cemil Meriç. Bu Ülke eserin de Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına, kalıplaşmasına ilişkin aforizmalarından oluşan ve düşüncelerini, hayatını bir nebze anlayabilmemizi sağlamak için çocuklarının vasıtasıyla bu eser basılmış. Cemil Meriç okuma isteğim çok önceden vardı ama hep bir erteleme ile bir türlü fırsatı yaratamamıştım. Bu fırsatı sunduğu için @gerçekkitapseverler grubuna da çok teşekkür ederim.

 Gelelim kitap hakkında düşüncelerime.. Eser otobiyografi ve onun yaşamını ifade eden bir kronoloji ile başlayıp daha sonra o derin düşüncelerin içeriğine giriyoruz. Yukarıda bahsettiğim doğu-batı sağ-sol çatışmaları hakkında düşünceleri içeriyor evet ama sadece bunlar değil. Yaşadığı dönemin getirdiği yaşantılar, zorluklar, sıkıntıların kendi üzerinde etkisinden deneme tarzında toplanmış bir yapıt. 

Kelimeleri kullanma biçimi hakkında  silahşor gibi benzetmeleri nokta atışıydı. En etkili özelliği kelimelerinin gücünün farkında olarak yazıyor. "Anladım ki aklına geleni yazmak yazı yazmak değildir." sözü her şeyi anlatıyor aslında. 

Kitap içerisinde eski kelimeler kullanımı fazla evet belki tüm kelimelerin gerçekten anlamını bulup cümleyi doğru çevirememişte olabilirim. Lakin yaptığım çevirilerde bile okumakta zorlandığımı söyleyemem. Çünkü düşüncelerinin gidişatı, anlatmak istediği mesaj en başından belli. 

Düşüncelerini benimsediğim, kendi hayatına yön veren davranışları o kadar etkileyiciydi ki kitap bitiminde iyi ki okuduğum bir yazar olmuş dedim. Çeviriler için kullandığım sözlük uygulaması @kubbealtilugat 'tı. Oldukça yarar sağladığını es geçemem.

Yazarlarımızın değerini iş işten geçtikten sonra anlamak galiba bitmeyecek bir hastalık. Şuan bile bulunduğum dönemde yazarlarımızın birçok kitabına bakmadığım gerçeği çok etkiliyor. Her yazarı tanıyabilmek, her eseri okuyabilecek ömrüm olsa keşke..


8 Şubat 2021 Pazartesi

YÜZYILLIK YALNIZLIK / Gabriel Garcia Marquez

 


ARKA KAPAK

"Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."


ALINTI

"Çünkü yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış, geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı."

"Eşyanın da canı var, bütün iş, ruhlarını uyandırabilmekte."


YORUM

Bu eser hakkında en çok duyduklarım arasında isimleri birbirine çok karıştıracaksın, dikkatli oku tarzı cümlelerdi. Evet bizim isimlerimiz kadar basit durmuyor ama çok fazla karışıklığa neden olmuyor. Başlangıçta zaten soy ağacı çıkartılmış ve okudukça fark ediyorsunuz ki  Marquez her bir karakteri öyle güzel kurgulamış ki karakterlerin isimleri aynı olsa bile kimin kim olduğunu anlayabiliyorsunuz. 

Bu soruna değindiğime göre gelelim eserin içeriğine.. Açıkçası bu eseri nasıl yorumlayacağım bilmiyorum. Yazar bu eseri yazarken büyükannesinden ilham aldığını, ailesini baz alarak arkasında sanatsal bir iz bırakmak isteği ile bu eseri ortaya çıkarıyor.

Bazı kesimlerde betimlemelerin uzunluğu yorucu gibi dursa da keyifli bir okuma yaşatıyor. Marquez'in kalemini seviyorum ama üslubu pek benlik değil. İnatla her eserini okumaya devam ediyorum ama :) Konusunu nasıl anlatsam bilemiyorum ama kitap bitiminde hissettiğim duygu tam olarak 100 yıl yaşamış gibi hissediyordum. İsminin hakkını veren bir eser. Kitabı bitirip derin bir nefes aldığımda ilk dediğim şey ben eseri bitirdim olmuştu. 

Tavsiye konusunda oldukça kararsızım. Kült bir eser olduğu için aşırı merak ediyordum ve okudum. Merak ettiğim kadar etkilemedi veya ben anlayamadım. Okuyun veya okumayın diyemiyorum. Bir yanım alıp en azından bir kere okunması gereken bir eser derken bir yanım okumasalar da çok fazla kayıpları olmayacak diyor. Belki yıllar sonra tekrar okumaya elim giderse bu düşüncelerim değişebilir.  

Şunu söyleyebilirim okumama nedeniz karışık isimler, uzun betimlemeler yüzünden erteliyorsanız bunlar o kadar da göz korkutucu değil onu söyleyebilirim. Başka bir nedenden erteliyorsanız ertelemeye devam edin :)

14 Ocak 2021 Perşembe

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK/Harper Lee


 ARKA KAPAK

Bülbülü Öldürmek, Amerika'nın acımasız bir önyargı ile zehirlenmiş güneyinde geçen, sürükleyici, yürek burkan ve dikkat çekici bir büyüme hikâyesi. Büyüleyici güzellikler ve vahşi eşitsizlikler dünyasında haksız yere korkunç bir suçla suçlanan bir zenciyi savunmak için her şeyi riske atan bir adamın hikâyesi çocuk kahramanın gözünden anlatılıyor.

Şefkat dolu, dramatik ve düşündürücü. Bülbülü Öldürmek okurları insan doğasının köklerine; masumiyet ve deneyime, nezaket ve zulme, sevgi ve nefrete, mizah ve pathosa götürüyor. Harper Lee'nin her zaman basit bir aşk hikâyesi olarak gördüğü romanı bugün Amerikan edebiyatının bir şaheseri olarak kabul ediliyor.


ALINTI

"Bazı insanlar yaşam tarzımdan hoşlanmıyor. E ben de cehenneme kadar yolunuz var diyebilirim. Hoşlanıp hoşlanmamanız umrumda değil."

"Tutuklanmaktan mı korktun, yaptığın şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan mı? 'Hayır efem, yapmadığım şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan.'"

"Başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim."

"Bizim mahkemelerimizde, beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. Bu ne kadar çirkin olursa olsun hayatın bir gerçeği."



YORUM

1930’lu yıllarda Birleşik Devletler’de Alabama’nın küçük bir kasabasında geçen toplumsal bir sorun olan ırkçılık meselesine yakından tanık oluyoruz.

Kasabanın sevilen ve başarılı avukatı Atticus, ailesine karşı da oldukça ilgili. Çocuklarına karşı ebeveynlik de oldukça başarılı. Atticusun aldığı dava yaşadığı toplum tarafından hoş karşılanmayacak bir dava olmasının yanı sıra toplumunda içten içe Atticus'tan başka bu davayı alacak birisinin de olmadığının farkındadırlar. İçten içe Atticus'un davranışlarına da hak vermeye devam edeceklerdir.

Atticus'un bir diğer yadırganmasının sebebi toplumun ön yargılarına aldırış etmeksizin siyahilere günümüz dünyasında bile ancak görebildiğimiz saygıyı gösterir.  Onların hakkını savunur. Sadece mahkemelerde de bu davranışı göstermez, yaşantısının her anında bu idealini, düşüncesini değiştirmez.

Olaylara tanık olmamızı sağlayan Atticus'un küçük kızı Scout'un gözünden güzel bir çocukluk dönemlerinden, abisi ile ilişkilerinden, kasabanın sakinliği, komşuların değişik tarzları ile mutlu bir tablo ile başlayan eser daha sonraların da ırkçılığın gümbürtüsü ile o güzel tablo yavaş yavaş yıkılmaktadır.

Irkçılığın günümüzde bile hala olması ne kadar ilerleyemeyişimizin yazılı bir başka kanıtı da bu eser. Yazarın ele alma biçimi, üslubunu sevdiğimi söyleyebilirim. Akıcı olduğu söylememe gerek yok herhalde. Lakin okuduğum süre boyunca içimdeki burukluğun asla bitmemesini tarif edemiyorum..  Güzel anılara ortak olurken  bile içimdeki burukluğu kaldıramadım.

  Atticusun duruşu hakkında hiçbir lafım yok. O kadar ideallerine bağlı ve dürüst bir karakter yaratmış ki Harper Lee'ye bir şey söyleyemiyorum. Herkesin içten içe sevdiği lakin o insani olan tavrımızdan kaynaklı bir çekememezlikten kaynaklı insanların hayatına burnu sokma durumu yüzünden Atticus'un yaşadığı zorluklara bile göğüs germe şekli çok özgündü.

Her bir sayfasında gizli mesajlar olan eserlere bayıldığımı söylemiş miydim? Tam da bu eser onlardan. Hiç zaman kaybetmeden listenize eklemeniz gereken bir eser. İkinci kitabı Tesbih Ağacın Gölgesinde eserini okumak için sabırsızlanıyorum.

2021 'i bu eserle başlamam çok iyi oldu.  


13 Ocak 2021 Çarşamba

ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK/ Thomas Hardy


 ARKA KAPAK

Güzel Bathsheba Everdene, kendisine miras kalan büyük ve bakımsız çiftliği çekip çevirmek için Weatherbury köyüne gelir. İçgüdülerine göre hareket eden Bathsheba, köydeki üç erkek, atılgan ama sorumsuz Çavuş Troy, saplantılarının tutsağı olan Çiftçi William Boldwood, sadık ve becerikli Gabriel Oak arasında bocalarken duygusal bir eğitimden geçecektir...

İngiltere'nin güneybatısındaki düşsel Wessex bölgesinde geçen romanlarıyla tanınan Thomas Hardy, Çılgın Kalabalıktan Uzak yapıtıyla büyük ün kazanmıştı. Mizahi, melodramatik, pastoral ve trajik öğeleri ustaca harmanlayan roman, Hardy'nin her zamanki ihanet ve aşk acısı temalarını işlemesinin yanı sıra en sıcak, en eğlenceli yapıtlarından biridir.

ALINTI

"Aşka düşmenin belirli bir yolu vardır da çıkmanın yoktur - bu, dikkatinizi çekmiş olabilir. Kimileri evliliğe kestirme bir çıkış yolu gözüyle bakarlar."

"Kimi zaman az konuşmak , çok konuşmaktan daha çok şey söylemektir."

Neşenin zorunlu olduğu sıralarda neşeden yoksun kalmak kadar, neşenin var olduğu zamanlarda bundan sonuna kadar yararlanamamak da insanın ruhunu çökertir ve söndürür.


YORUM

Başlarken böyle bir aşk üçgeninde kalacağımı düşünmüyordum.  Güzel ve başarılı olan Bathsheba amcasının ölümü ile çiftliğin başına geçmiştir. Evlenme gibi bir düşüncesi olmayan ve tüm kasaba halkına başarılı olacağını, bir erkeğin yardımını almadan bu işi yürüteceğini gösterme hedeflerindedir. Evet bu hedefini oldukça samimi buluyordum ta kii çoban Gabriel Oak ile yaşadığı olaylar kafamı bulandırana kadar.  Hedeflerine karşı oldukça istikrarlı ilerlemesine rağmen yaptığı anlık hareketlerle bu samimiliği gözümden düştü.. Aslında Bathsheba karakterini kadınların halk tarafından ne kadar zorluklarla karşı karşıya kalışını bizlere sunuyor. Feminizmin ilk adımları.. Lakin bunu işlerken yazar garip ikilemlerde bıraktığı da su götürmez bir gerçek. 

Sadece Gabriel Oak ' a yaptıklarından kaynaklı değil. Tabi şuan anlattıklarım okumadığınız için anlamsız geliyor. Eğer şans verip okuduğunuz zaman daha anlaşılır olabilir dediklerim :)

Aslında ana karakterimiz Gabriel Oak. Başarılı, saygılı, kültürlü (kasaba halkına nazaran) doğrucu ve ilkelere sahip bir beyefendi. Kendi halinde yaşayan, çobanlık yapan biri. Gabriel karakteri gerçekten çok naif işlenmiş, eser içerisinde ana karakter olmasından kaynaklı değil aslında en çok ısındığım karakterlerden biriydi.

Başlangıçta olaylar çok sıradan ilerlediğini söyleyebilirim ama olur ya belli bir sayfaya kadar okuduktan sonra kitap açılır ve bu o özellikte bir eser. Betimlerin uzun olması belli bir süre sonra sıkıcı gelebilir ama sıkıcı gelmesine rağmen okumaya da devam ettiren bir kaleme sahip. Çünkü o betimlemelerin arasında gerçekten sizi olayların ortasında hissettiren bir güce sahip. 

Beğendiğimi veya beğenmediğimi kesin bir dilde söyleyemem. Lakin ne beklentimin altında kaldı ne de üstünde. Thomas Hardy'in okuduğum ilk eseri lakin ilerleyen zamanlarda da diğer eserlerini de okuma şansı elde ettiğini söyleyebilirim.