2 Kasım 2020 Pazartesi

BİLDİĞİMİZ DÜNYANIN SONU/ Erlend Loe

ARKA KAPAK

“Zaman her şeyi silip süpürür.”

Eserleri yirmiden fazla dilde okunan Norveçli yazar Erlend Loe’nun unutulmaz bir modern zaman figürüne dönüşen kahramanı Doppler yuvaya dönüyor. Doppler romanının devamı niteliğindeki Bildiğimiz Dünyanın Sonu ormanın derinliklerinden sistemin derinliklerine uzanıyor: Çemberin içinde duramayanların bütün oyunlardan kovulduğu bir dünyada özgür kalmak mümkün mü?

Ormanın derinliklerinde geçirdiği macera dolu ayların ardından bir ailesi olduğunu hatırlayan Doppler, geyiği Bongo’yu boynuzlu hayvanlar barınağına bırakıp soluğu Oslo’da alır. Kendisini ölesiye özlediklerine inandığı karısına ve çocuklarına kavuşacağı için çok heyecanlıdır ama küçük bir problem vardır: Onca yıllık posta kutusunun üzerinde “Andreas Doppler” değil, “Egil Hegel” yazmaktadır! Dibe vurduğunu düşünür ama aşağılanma nedir, görmemiştir henüz...

ALINTI

"Dopplerin kralların şehrine gelmeden önceki yaşamı karman çormandı, şimdiki ise tam bir kaosa dönüşmüştü. Eğriyi doğruyu bilemiyor, önemliyi önemsizden ayıramıyordu. Bugün yaşadığı bir şey, ertesi gün yaşadığından kopuk oluyordur. Hiçbir şey birbirleri ile bağlantılı değildi artık."


"İnsanlar ne kadar kötü durumda olduklarının resmini çizebilsinler diye interneti yaratmıştı devrimciler. Bu , özünde dünyanın en zararlı aracıydı. Denetlenmemiş, filtresiz çeşitlilik, çok bilmişleri oyun dışı bırakır. Kimse diğerlerinden daha iyisini bilmemektedir; kendini kolay anlaşılabilir bir şekilde formüle edenin, güçlü ve karizmatik olanın görüşleri öne çıkar."


"Öleceğine inanmayanlar hep ölürler. Bu yüzden bir seferde tek şey yapın."


"Herkesin silahlandığını bir düşünün. O zaman herkes ağzından çıkanı daha akıllıca seçerdi."



YORUM

Doppler eserini ne kadar sevdiysem bu eserini de bir o kadar sevmedim. Evet, sevmedim. 

Ormana gitme amacı kendini, düşüncelerini dinlemek için ailesini, kent yaşamını geride bırakıp kendini bulmaktı. Ruhunu bir türlü kentin frekansına sığdıramayan  Doppler gitmiş yerine bambaşka bir Doppler gelmiş. 

Ormanda geçirdiği uzun yıllar sonra ailesini geri kazanmak, diğer insanlar gibi yaşama isteğiyle evine dönme kararı alan Doppler, ailesini bıraktığı gibi bulamaz. Doğal olarak onlarda yaşamına bir yön vererek devam etmektedirler. Doppler bu duruma oldukça bozulur. Kendi düşünceleri hala değişmediği için oldukça bocalar. 

Doppler ailesine tekrar dönmek, birlikte yaşamak istediği için diğer insanlar gibi ayak uydurmaya çabalar. Maalesef Dopplerin iç karmaşası bir türlü geçmemiştir.

3 bölümden oluşmakta eser. Yazarın amacı düşünceme göre modern zamanı eleştirmek için böyle bir devam ettirmiş seriyi galiba. Bence eleştirdiği konular mantıklıyken, kaleme alma biçimi oldukça abartı geldi. Ve rahatsız edici kısımlar oldukça fazlaydı. O yüzden büyük bir hevesle aldığım ve okumaya başladığım macera büyük bir hayal kırıklığı ile son buldu. Keşke devam ettirmeseydi.

O yüzden tek tavsiyem sadece ilk eseri Doppleri okuyup bırakmanız yönünde olacaktır.

Siz devam kitabını okudunuz mu?

24 Eylül 2020 Perşembe

DÜNYANIN UYANIŞI II/ ŞENGÜL BOYBAŞ

ARKA KAPAK

Bereketli topraklardan yayılan enerji nihayet sahibini buldu. Yeniden doğuşuyla beden ve zihninin sınırlarını en baştan keşfeden Atiye başkalarının göremediklerini gören, duyamadıklarını duyan, mucizeler yaratandı artık. Çünkü Göbeklitepe ona bir hediye verdi. Büyük bir sorumluluğu vardı. Dünyayı bekleyen karanlığı durdurmak, insanlığı felaketten kurtarmak için sayılı günleri kalmıştı. Ama zamandan dışarı adım atmanın yolu yoktu. Zaman her şeyi kaplayan, üretken bir rahim gibiydi. Ve her uyanış bir bellek kaybına gebeydi.

Geçmişin, geleceğin ve Boyut Kapılarının anahtarı Atiye’nin ellerinde filizleniyordu. Atiye biliyordu, yaşam seçimlerden ibaretti. Peki, her seçim başka bir olasılıkta başka bir yaşam ihtimalini yaratıyorsa?


ALINTI

"Hayat değildi acımasız olan, insanlardı."

"Ölüm gerçeğe uyanmaktır ve en önemlisi gerçeğe ulaşmak için son duraktır."

"Bağışlayıcı olmak insanı derinleştirir, affetmeye çalışmak senin içindeki iyiliği güçlendirir, üzerindeki yükü alır. Affedemeyen kişi sevemez.."

"Çürümüş dünyanın tek ilacı, başkalarını anlayabilmek ve dünyayı başkalarının gözünden görebilmek olmalı."

"İnsan, birçok yönüyle unutulmuş bir geçmişi kurtarmak ister. Her uyanış, bellek kaybına gebedir."




YORUM

Atiye'nin serüveni hız kesmeden devam ediyor. Atiye önemli kararlar almak zorundadır. Milyonlarca insanın kaderi bu kararlar doğrultusunda şekillenecektir. Bu kararları alırken insani yönünü kaybedip tamamen Kahin kimliğinde mi ilerleyecek yoksa insanlığı kurtarabilmek için insan kimliğini koruyacak mı?

 Başarılı bir devam kitabı okudum. Heyecanı hiç kesmeden ve kopukluk yaşamadan bitirdiğim bir eser oldu. Kalemini sevdiğimi birinci kitapta belirtmiştim zaten. Sevmesem devam kitabını okumazdım açıkçası. 

Dünyanın Uyanışı hakkında az çok herkes bilgi sahibi, Atiye dizisi sayesinde. Diziyi bir türlü ısınamadığım için kitapla ne kadar bağlantılı olduğu hakkında bir fikrim yok. O yüzden o konu hakkında yorum yapmayacağım. İlerde izlersem güncellerim.

Hayatımız seçimlerimizden ibaret gerçekten. Bu seçimleri yaptığımız an farkına varamıyoruz. Bu farkındalığı geriye dönüp baktığımız da net bir şekilde görebiliriz ama önemli olan her türlü seçimin, kararın arkasında durabilmek iyi veya kötü. 

Çok fazla konudan uzaklaşmayayım :) Her bir noktasında ayrı bir gizeme tanık olduğumuz bu eser keyifli olduğu kadar tarih kısmı da oldukça bilgilendiriciydi. Kurgu gibi gözükse de çok fazla gerçeklerden uzaklaştığını düşünmeyin.

 Detaylar hep saklı gözükenlerdir.

Kafanızda ki düşüncelerin her sonucu görebildiğimiz, boyutlar arası geçiş yapabildiğimizi düşünsenize..

Umarım Atiye ile birlikte çıktığınız bu yolculukta keyif alarak ilerlersiniz.


11 Eylül 2020 Cuma

EPİDEMİK EROS PAŞA GÖNÜL İSYANI/ Nisa Yıldırım

ARKA KAPAK

“Kadınların sessizlikleri ortak bir sırrı paylaştıklarına yorulsa da aslında kendiliğinden gerçekleşmeye başlayan bu şey, adı her neyse, bir tek onları endişelendirmiyordu.”

Sıradan yaşantıları barındıran kendi halinde bir ilçeydi Benekli. Henüz bilmiyordu çatıların neler örttüğünü, oysa her çatının altında ayrı kaderleri, aynı kederleriyle yaşıyordu kadınlar. Bundan henüz, onların da haberi yoktu. Ta ki o programa denk gelene kadar… Televizyonda o program yayınlandığından beri ilçede beklenmedik şeyler oluyor, gecenin bir vakti her şeyi geride bırakıp yürüyen onlarca kadın ağaçlı tepede toplanıyor, belki de bir arada olmanın güvenini hissediyor, hiçbir şey demeden ilçeyi seyrediyordu. Bunun karşılığında aldıkları yanıt ise oldukça netti: BURADA TOPLANMAK YASAKTIR!

Yuvayı yapan dişi kuşlar renklilerle beyazları ayırmaktan, soğanı pembeleştirmekten, etrafı şöyle bir süpürmekten, domatesin tazesini fasulyenin iyisini seçmekten ıskalamışlardı belki de yaşamayı. Ama şimdi tam vaktiydi. Paşa gönülleri ne isterse onu yapacaklardı! Biraz da kirliler bekleyecekti sepette, yıllardır eteklerinde biriktirdikleri taşları dökmenin zamanı gelmişti! Tabii kadınların bu ayaklanması toplumda bir miktar karmaşaya neden olacaktı. Ortalık biraz dağılmıştı ama bunu da en iyi onlar bilirdi: Dağıtılmadan toplanmazdı. Nisa Yıldırım’ın, mizah ve mücadeleyle yoğurduğu ilk romanı Epidemik Eros birtakım taşları yerinden oynatmaya geliyor!


 ALINTI

"Kadınların sessizlikleri ortak bir sırrı paylaştıklarına yorulsa da aslında kendiliğinden gerçekleşmeye başlayan bu şey, adı her neyse, bir tek onları endişelendirmiyordu."

"Bu kadınlar böyle sıra dışı bir işe kalkıştıklarına göre gerçekten yardıma ihtiyaçları var demektir. Hiçbirinin heyecan aradığını sanmıyorum ama bu şartlarda gerçeği öğrenmek mümkün değil."

"Bilinmesi gereken en önemli şey bu kızların tamamının kocasından şiddet gördüğü."


 YORUM

"Bu kadınlar böyle sıra dışı bir işe kalkıştıklarına göre gerçekten yardıma ihtiyaçları var demektir. Hiçbirinin heyecan aradığını sanmıyorum ama bu şartlarda gerçeği öğrenmek mümkün değil."

Kadına olan şiddeti bu sefer farklı bir kalemle okuyoruz. Farklı yapan ne derseniz öncelikle kurgusu göze çarpıyor.  Okurları, sessizliğin içindeki sesleri duyurabilmek için mizahı yönden ele alarak bizleri mücadeleye ortak ediyor.

Benekli halkı normal bir güne başladığını düşünürken gece akıl almaz bir olay yaşanacaktır. Sadece kadınların endişeli olmadığı, umursamadığı 'paşa gönülleri nasıl istediyse' öyle hareket edeceklerdir. Sadece Benekli halkında yaşanılmayan, ülkenin her bir noktasında yaşanılan bu olayı nasıl açıklayacaklar?

Bu hikayeye ortak olun ve sizde açıklayın.

Tv programlarında ki gerçeği o kadar güzel anlatmış ki yazar. Kadınları ilgilendiren konularda asla kadınlara söz hakkı verilmediği, ben her şeyi biliyorumcuların konuları istediği şekilde ele alıp, ortalığı karıştırdıklarını televizyonu beş dakika açıp malum kanalları izlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız zaten. 

Ben, sen, o  anlıyoruz madem neden hala bu durumlar yaşanıyor? Bu kadar yanlışı neden doğrulatamıyoruz?

Sadece televizyon kanalları olarak düşünülmesin günümüzde yaşadığımız her alandaki eşitsizliği çok güzel bir şekilde kaleme almış.  

M.S. 2020: Dünya kadınlar için güvenli hale gelmiş değil. Her kitap, her film tarihe düşülen bir not. /Nisa Yıldırım

9 Ağustos 2020 Pazar

AŞK VE GURUR / Jane Austen

ARKA KAPAK

18. yüzyılın sonlarına doğru İngiltere'nin küçük bir kasabasında, taşralı bir beyefendi ve korumacı bir baba olan Mr. Bennet ve onun aklı havada karısı Mrs. Bennet'ın beş kızının iyi birer evlilik yapmak dışında hayatta başka bir seçenekleri yoktur.

 Fakat kardeşlerden Elizabeth kent soylusu, züppe ama bir o kadar da kendini içindeki zindanlara hapsetmiş olan Mr. Darcy ile yolları kesiştiğinde kaderine başkaldırarak tarihin en büyük aşklarından birinin yazılmasını sağlayacaktır.






 ALINTI

"Sen bana, gerçekten sevilmeye değer bir kadının sevgisini kazanabilmek için daha başka erdemlere sahip olmam gerektiğini öğrettin."

"Onun gururunu ben de kolaylıkla hoş görebilirdim. Benim gururuma dokunmamış olsaydı."

"Şu hayatta gerçekten sevdiğim çok az insan var emin ol, hakkında iyi şeyler düşündüklerim de bir o kadar az. Dünyayı ne kadar yakından tanırsam o kadar çok tiksiniyorum."

"Bir insan kibirli olmadan da gururlu olabilir.Gurur daha çok kendi nefsimize karşı duyduğumuz saygıyla ilgilidir, kibirse başkalarının bize duymasını istediğimiz saygıyla ilgilidir."

"Siz beni sizi oyalamaya çalışan kibar bir kadın olarak değil kalbindeki gerçeği söyleyen aklı başında bir insan olarak düşünün.."




YORUM

Bu kadar sinirlendiren bir eser okuduğumu hatırlamıyorum. İnsanlığın bu kadar sığ düşünceli gösterilmesi, ele alınması bir bakımdan oldukça anlamlı bir davranış lakin sinir olmadığım gerçeğini değiştirmiyor. 

Okumaya başlamadan önce oldukça heyecanlıydım. Kalemini çok sevdim, akıcı bir üsluba da sahip. Tek beğenmediğim kısım yer verilen konu. Açıkçası kadınların bu kadar dar görüşlü, zengin bir eş bulup sadece evliliğe odaklı gösterilmesi beni çok sinir etti. Erkekler de pek farklı değildi açıkçası, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş deyimi tam olarak  bu eserdeki karakterler için biçilmiş kaftan..

Ayrıca eserde asıl mesaja aslında çok odaklanılmamış gibiydi. 

Bir çok konuya değinilmiş; kadın erkek ilişkileri, toplum ve evlilik kurumları, çıkar ilişkileri, paranın insanlar üzerindeki etkisi, saygınlık konularında ki gözlemlerini her bir karakterde göstermeye özen gösterildiğini görebiliyoruz ama ele aldığı konular çok yüzeysel kalmış. Kitap bittikten sonra geniş bir çerçeveden bakınca daldan dala konulmuş hissiyatını verdiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Beklediğim gibi bir eser okuduğumu keşke söyleyebilseydim ama maalesef beklentilerimi karşılayan bir eser olmadı. Pişman değilim okuduğum için, okumasaydım içimde ukde kalacağını biliyordum.

Dönem eseri olduğu için hitaplar çok resmi ama okudukça alışıyorsunuz.Çeviri konusunda koridor yayınlarını açıkçası ben beğeniyorum ve bu eserinde de gözüme çarpan kötü bir ayrıntı olmadı.

Klasik eserleri okumayı seviyorsanız ve bu eseri merak ediyorsanız tavsiye ederim ama büyük beklentilerle okumamaya çalışın.

5 Ağustos 2020 Çarşamba

ŞEYTAN VE GENÇ KADIN/ Paulo Coelho

ALINTI

"İlk karşılaşmamızda söylediğim gibi, bir kişinin hikayesi bütün insanlığın hikayesidir."


"Sevip de karşılığında sevilmeyi beklerseniz boşa zaman harcamış olursunuz."

"Hep şu korku, bir insanın üzerinde egemenlik kurman için onu korkutman yeterli."

"Trajedilerin olması kaçınılmazdı ne yaparsak yapalım, bizi bekleyen kötü şeylerin bir tanesini bile önleyemezdik."

"...
'Ama bir tutam tuzun köye ne zararı olabilir ki?'
'Dünya kurulduğunda haksızlık da bir tutamdı. Ama her yeni kuşak, ne önemi var, diye düşünerek biraz biraz üstüne ekledi, görün bakın şimdi ne durumdayız.'..."


YORUM

Konusunu aşağıda okuyabilirsiniz bu sefer sadece hissettiğim duyguları yazarak bu eseri yorumlayacağım.
Her insanın içinde olan iyilik ve kötülüğün olduğunun farkındayız. İyilikle mi doğarız yoksa kötülükle mi? Yoksa büyürken mi karar veririz yaşamımıza?
Eğer büyürken karar veriyorsak temelimiz daha sağlam olmaz mı? Temeli yıkabilmek bu kadar kolay mı yoksa insanlık bu kadar güçsüz mü? 
Benliğini bulan bir bireyin, düşünceleri, duygularının kolay yıkılmaması gerektiği düşüncesindeyim. Lakin benliği bulmak çok zor, kabul ediyorum. Acaba diyorum benliği bulmayı çok mu kafama takıyorum bu yüzden mi insanlığı anlamam, yargılamam zorlaşıyor, anlamsızlaşıyor?
Meselenin özü iyi ve kötü ama okuduğunuz zaman mesele iyi veya kötü olmadığını anlamanız. Her insan okuduğunu kendince özümser, yargılar. Okuduğunuz zaman ne hissettiğiniz aslında sizin ruhunuzda ki parçayı açığa çıkartır. 
Peki sizin ruhunuzun hangi parçası açığa çıkacak?

İyilik ve kötülüğün ayrılmaz bir ikili olduğunu kabul etmemek büyük aptallık olurdu açıkçası. Bu konuyu yazar oldukça basit bir kalem, derin anlamla yazmış. Akıcılığını bir sayfada bile kaybolmamasını söylemeden geçmek istemem.
Keyifle okunduğu kadar sizi sorgulatmadan da bırakmıyor. Bir eserden daha ne istenir ki? 
Benim için yeterli nedenler sizin de öyleyse kesinlikle alıp okumalısınız.

[Şeytan ve Genç Kadın, benim için oldukça önemli bir dönemime denk gelen bir eser. İsteyerek mi yoksa tesadüf mü bilemiyorum ama benim için bu eser çok anlamlı kalacak. Oldukça doyurucu bir etkisi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.]


Konusunu ben anlatmayacağım. Arka kapak yazısı gayet net bir şekilde ifade edilmiş.
Gözlerden uzak, kuytu bir dağ köyü ve bu köyün dış dünyadan soyutlanmış, kendi halinde, adeta zamanın dışında bir yaşam süren insanları. Köydeki tek genç kadın, küçük otelin barında çalışan güzel Chantal’dır. Gelip geçen avcılarla ya da turistlerle gönül eğlendiren genç kadının tek dileği bu sıkıcı yerden kurtulmaktır. Beklenmedik bir anda köye gelen ve gerçek kimliğini gizleyen bir yabancı, köy halkına, hepsinin yaşamını alt­üst edecek, değer yargılarını kökünden değiştirecek bir öneride bulunur. Onlara yedi gün süre tanımıştır. Bu süre içinde bu insanlar, yaşam, ölüm, adalet ve dürüstlükle ilgili temel sorunlarla yüzleşecek, yaşam çizgilerini değiştirecek bir karar almak zorunda kalacaklardır. Yabancıya kucak açan köy halkı, onun tehlikeli oyununa alet olurken, “İyi ile Kötü” ikilemi, bu basit insanların örneğinde evrensel boyutlara açılıyor. Paulo Coelho, İyi ile Kötü arasındaki savaşı ve insanın Tanrı’yla ilişkisini konu edinmiş Şeytan ve Genç Kadın’da.

2 Haziran 2020 Salı

AŞK KÖPEKLİKTİR/ Ahmet Ümit

ALINTI


"Yaşam o kadar zengin, o kadar güzel, o kadar fazla ilgi alanıyla dolu ki, bir insanın mutluluğunu bir başka insanın davranışlarıyla sınırlaması bana çok saçma geliyor.."

"Güneşlenmek ve yüzmek için mükemmel ama sizi sevmeyen bir kadını görmek için hiç de uygun değil."

"Benim anlamlı bir yaşamım vardı zaten, ama yıkıldı. Yerine daha güzelini koyabilirim sanmıştım, olmadı. Artık kendime yeni bir yaşam armağan edebileceğimi sanmıyorum. Ben sadece kendimi öldüreceğim."

"İnsanlar cahilse, kötüyse, bundan sevdanın ne suçu var, diyecektim, vazgeçtim."

"Geçecek, her şey geçer, hepsi geçer. Hatta sonra, çok sonra anılar hükmünü yitirdikten sonra, onu iyice unuttuktan, içindeki acının yerini kocaman bir boşluk aldıktan, keşke geçmeseydi dedikten sonra, keşke acısını bir hastalık gibi yüreğimde taşısaydım, desen bile geçer. Zaman insanla oynamayı seven, hem zalim hem de merhametli bir tanrıdır."

ARKA KAPAK


Aşkın bütün halleri... Tutkunun aklımızı ele geçirmesi. Kötülüğün en güzel biçimi... Rezil olmaktan duyduğumuz haz... Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi... Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir. Vicdan tutulması, bencilliğin son kertesi, yanılsamanın en derin anı... İmkansız olanın çekiciliği... Yani gönüllü kölelik... Yani insanoğlunun en masum hali... Yani bildiğiniz delilik... Yani en yalansız aşk öyküleri...



YORUM

On ayrı hikayeden oluşan ortak paydası aşk olan bir Ahmet Ümit kitabıyla karşınızdayım. Polisiye bir roman değil, ama sanılmasın ki içerisinde cinayet yok. Diğer polisiyelerden daha çok cinayet var..
Aşkın olduğu yerde nefret de var mıdır? Aşkın olduğu yerde katil de var mıdır? Aşk gerçekten var mıdır?
Her bölüm başlı başlına bir soru getirmekte ki en sevdiğim olaydır bu. Kitabın bana soru sordurması, düşündürmesidir. Özellikle benim gibi aşkı anlamak isteyen, varlığını sorgulatan, inanmak isteyen biri için bu eser çok güzel geldi.

Bölümlerin her biri çok güzeld ki lakin son bölüm, eserinin de ismini alan Aşk Köpekliktir öyküsüne güzel desem az kalır.. Ve favori ikinci öyküm Aşk Bir Ütopyadır öyküsüydü. Biraz teknolojiyle karışık aşk hikayesiydi. Şuan ne desem hikayeden bahsedecek gibi hissediyorum..Ama tek diyebileceğim yazarın kaleminin güzelliği su götürmez bir gerçek. 
Bölüm başlıkları gerçekten çok güzel seçilmiş ayrıca her hikaye kendini sevdiren, hak verdiren yanlarla dolu. Aşk karmaşık olduğu kadar basit, iyilik kadar da kötülüktür. 
Mantığının varlığını korurken, mantıksız davranmaktır.

Bu durumda aşk güzel midir, çirkin mi?

Kitapla kalın.. 

30 Mayıs 2020 Cumartesi

1984/ George Orwell

ALINTI


"İnsan, ardında tek bir adsız sözcük bile bırakamadıktan sonra, geleceğe nasıl seslenebilirdi?"
*
"Geçmişi yalnızca değiştirmekle kalmamış, resmen tok edilmiş, diye geçirdi aklından. İnsan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki?"
*
"Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar."
*
"..canavarca bir dünyada kaybolmuş gibiydi, ama canavar olan kendisiydi sanki."
*
"B-B!.. B-B! ezgisi öteden beri yüreğine korku salardı. Hiç kuşkusuz, her seferinde herkesle birlikte o da söylerdi; söylememek söz konusu bile değildi. Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi."



ARKA KAPAK

 Orwell'in bu son kitabı, her şeyin tümüyle devletin denetiminde olduğu belleksiz ve muhalefetsiz bir toplum tehlikesine karşı yürekten bir uyarı niteliğindeydi. Dünyanın sürekli birbiriyle savaşan üç totaliter polis devletinin egemenliği altında olduğu düşsel bir gelecekte geçen roman, hem o dönemde hem de sonraki yıllarda çok sayıda okuru derinden etkileyecek, güncelliğini hiç yitirmeyecekti.





YORUM

"SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CAHİLLİK GÜÇTÜR."

Bir makineye dönüştürüldüğünüzü, her daim izlenildiğinizi, düşüncelerinizin  bile kontrol altına tutulmaya çalışıldığı bir iktidarlık'ta yaşam savaşı verdiğinizi düşünün.

Winston'ın aydınlanması günce tutmasıyla başlamıştır. İçinde verdiği sorgulama savaşını daha fazla içinde tutamamaktır ve birisiyle konuşamayacağı için kendi kendine cevaplar aramaya başlar.
Unutmayın insan kendi varlığını, evrenin varlığını sorgulamaya başlamazsa hiçbir g

Yönetimde tek bir güç bulunmakta,Parti denilmektedir. Parti, ülkede her şeye hakimdir. Her bir vatandaşını her an takip etmektedir.  Tele-ekran aygıtı ile her an her dakika izlenip, dinleniyorsunuz. Mimikleriniz de ki en küçük değişiklik bile bir suç olabilir.
"BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ SENDE" sloganı ile bu durumu net bir şekilde özetlemektedir; Partiden kaçamazsın. Büyük Birader ise Partinin yüzüdür. Kendisini fotoğrafla dışında gören kimse yok. Ancak herkes onun varlığını, özellikle de gözlerini her an üzerlerinde hissetmektedir. Ona karşı sevgi, sonsuz itaat  kaçınılmaz bir duygu olarak hepsinin kalbine yerleştirilmektedir. 
Her insan varlığının Parti'ye, Partinin varlığının da Büyük Biradere bağlı olduğunu bilerek yaşamalıdır. Onun her emrine mutlaka uymalı, düşünmek, sorgulamak ve tereddüt etmek kesinlikle yasaktır.

"Geçmiş, günü gününe, neredeyse dakikası dakikasına güncelleniyordu. Böylelikle, Parti'nin tüm öngörülerinin ne kadar doğru olduğu belgeleriyle kanıtlanmış oluyor; günün gereksinimleriyle çelişen tüm haber ve görüşler kayıtlardan siliniyordu."

Bu alıntı ile geçmişi bile ele geçirdiklerini, her şeyi ellerinin altında olduğunun kısa bir özeti. 
Okurken tüylerinizin ürperdiği bir eser. Benim ikinci okumam olduğu halde etkilenmekten kendimi alamadığım bir eser. 
Kesinlikle herkesin en azından bir kere okumasını istediğim, tavsiye edeceğim bir eser.


25 Mayıs 2020 Pazartesi

ÖRÜMCEK AĞINDAKİ KIZ/ Stieg Larsson (Millennium IV)

ALINTI


“Hep yanlış insanlar vicdan azabı çekiyor, acılara neden olanların vicdanları yok. İyi şeyler için savaşanlar vicdan azabıyla kıvranıyorlar.”
*
"Halkı gözetleyenler, en sonunda halk tarafından gözetlenirler. Demokrasinin en temel mantığı bu."
*
"Yasalar karşısında eşitiz, eğer eşit ödeme yaparsak."
*
"Gerçek genellikle gerçek dışıdır."



ARKA KAPAK

Lisbeth Salander, Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi NSA'in ağını hacklemiş ve çok önemli bazı bilgiler edinmiştir. Ejderha dövmeli kızın adaletsizliğe karşı duyduğu öfke hiç sönmeyecek bir alev gibidir, özellikle de o ateşi daha da harlayacak birtakım devlet sırlarını ele geçirdikten sonra.

Mikael Blomkvist, gecenin bir yarısı yapay zekâ konusunda uzman Profesör Balder'den gizemli bir telefon alır. Millennium'u içine düştüğü zor durumdan kurtaracak bir haberin kokusunu alan Mikael, profesörle görüşmeye gittiğinde örümceklerle dolu bir ağın içine düştüğünü fark eder. Ve işte böylece yıllar sonra Lisbeth'le yolları yeniden kesişir.

Korumak için öldürmeye hazır biri…
Gerçeklerin birbirine dolandığı bir ağ…
Ve avının peşini asla bırakmayacak bir örümcek.


YORUM

Herkesin kafasını kurcalayan bir soru;  serinin devamını nasıl yazmış? Açıkçası benim en büyük korkularımdan biriydi bu konu. Hatta üçüncü kitabı için serinin son kitabı diye yorumlamıştım :) 
Tabi ki bariz farklılıklar var ama gerçekten seriye nasıl başladıysanız öyle akıcılıkta devam ediyor.  Üslup konusuna gelecek olursam okurken beni rahatsız etmedi hatta nerede yarım kaldığını anlayamadım, David Lagercrantz gerçekten başarılı bir şekilde devamını yazabilmiş. 
Hatta devamını getirmekle kalmayıp seriye yeni bir kitap bile eklemiş. Evet seriye çok geriden geliyorum ama bu kadar güzel bir seriyi çabucak elimden kaçırmak istemedim. 

Maceramız aslında kaldığı yerden devam ediyor. Lisbeth'in rahat dıracağını düşünmek tam bir skandal olurdu. Geçmiş geçmişte kalmıyor Lisbeth için. Bence kalmamaya da devam etmeli. Geçmişin peşini bırakmamaya devam ederken yolları yine Blomkvist ile keşişti. 
Yapay zeka konusunda uzman prof. Frans Balder'in geliştirdiği programı çalmak isteyen birçok insanın varlığı bir yana aile problemleri de peşini bırakmamakta. Özel bir çocuğa sahip olan Balder, oğluyla ilgilenmeye karar verir ve oğlunun Savant sendromu hastalığının olduğunu keşfederek üzerine düşmektedir.
 Balder bir şeyleri düzeltmeye karar vermekle kalmayıp harekete geçer.Başından geçen olayları medyaya yansıtmak, doğruları insanlara duyurmak için Blomkvsit  ile görüşme ayarlar.
 Kader her zaman istediğimiz gibi işlemez. Balder'in ölümü ile her şey daha da karmaşık hale gelir. 
Peki Lisbeth ve Blomkvsit nasıl bir araya gelmekte?

Aksiyonu diğer kitaplardan farksız, soluksuz bir kitap okuyorsunuz. Lisbeth hakkında yeni bilgiler, kardeşi ile arasında ki problemi, daha bir çok özel şeyler.. 

Beni oldukça tatmin eden bir kitap oldu umarım sizinde öyle olur.

Seriye başlamayanlar kesinlikle başlamalı.


ARI KOVANINA ÇOMAK SOKAN KIZ/ Stieg Larsson (Millennium III)

ALINTI

"İnsan hep gençmiş gibi dolaşıp hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken,birden yolun sonuna geliyor....."
*
"Casusların casusu kim olacak, gözetleyenleri kim gözetleyecekti?"
*
"Sonsuz bir zamanın içinde, bir şeyleri yayınlamak için doğru tek bir an vardır."
*

"Boşluğa kurduğu denklem dağıldı. Sanki fiziksel bir biçimleri varmış gibi, yere düşen rakam ve işaretlerin seslerini duydu."



YORUM


Serinin son kitabında, Salender'ın hukuk mücadelesini, ikinci kitapta akılda kalan soru işaretlerinin cevaplarına ulaşıyoruz. 
Bir yandan İsveç polis ve istihbarat teşkilatının içerisindeki kimi gizli, kimiyse açık açık yapılan suçların nasıl ağ inceliğiyle örülüp daha sonra o örülen ağın nasıl kafalarına dolandığının çok güzel bir kalemle olaylara şahit oluyoruz.

Yazar her kitabında daha fazla mükemmelleştiriyor. Seri kitaplar biraz sıkıntılıdır, ya orta kitap durağanlaşır yada son kitapta kalemi tökezler. Ama Millennium serisi dört dörtlük, hatta geriye dönüp baktığınızda kalemin geliştiğini fark ediyorsunuz.

Karakter fazlalığı da bazı yorucu bir hal alıyor. Karakterler konusunda yan karakter bile demeyeceğimiz  kişiler hakkında uzun bir anlatış yapması zaman zaman sıkıntı yaratıyor.

Bir başka konumuz iyi karakterlerin çok iyi, çok zeki, hatasız olmasına karşın tüm kötü karakterlerin karşı tarafa göre amatör hareket etmesi.  Eh kurgu deyip geçebiliriz tabi ki ama bu kitapta biraz fazla göze batıyordu. Yazar bu konuya biraz daha iyi kaleme alabilirdi. 
Bu konular belki okurken dikkatinizi bile çekmeyecektir, eğer takıntılı değilseniz😂
Lisbeth Salander 'in davranışları, sergilediği tutum,kendine güveni, özgürlüğü, saygısı her şeyiyle harikaydı. 

Ben seriyi aralıklarla okudum. Arka arkaya okusaydım  efsane bir seriden hemen ayrılmak zorunda kalacaktım. Elinizin altında akıcı, sürükleyici bir serinin bulunması kadar güzel bir şey olamaz.
*
Çok daha fazla uzatmadan yorumu burada bitiriyorum. Dördüncü kitabını ne zaman gözüm keserde okurum emin değilim, bir yandan merak ediyorum nasıl devam ettirdiklerine bir yandan bu kadar güzel kurguyu heba ettilerse hayal kırıklığı da yaşamak istemiyorum. Eh okumadan da bilemeyeceğim. 





ATEŞLE OYNAYAN KIZ/ Stieg Larsson (Millennium II )

ALINTI

''İnsanlar belgelerden ibaret değildir.''
*
''Her insanın içinde bir katil yattığına inanırım. Çaresiz kalan, nefret eden ya da kendini savunmak zorunda kalan herkes birini öldürebilir.''
*
"Lisbeth'le asla kavgaya girişme. Onun dünyaya karşı tepkisi şu: Eğer biri ona silah çekerse o daha büyük bir silah bulur."
*
"Sevgili Devlet... Eğer bir gün karşıma çıkarsan, seninle konuşacaklarım var."
*
"İşte bunu anlayamıyorum" dedi. "Bir insanın nasıl hem bu kadar yetenekli, hem de sosyal açıdan bir o kadar özürlü olur.''


YORUM

Serinin ikinci kitabının konusu tam olarak istediğim bir konuydu. Çünkü ilk kitapta Lisbeth 'in hikayesini aşırı merak ediyordum bu kitapta aradığımı tam olarak buldum diyebilirim.
Vanger olaylarından sonra Lisbeth tatile çıkmıştır. Bir yıl sonra tekrardan İsveç'e dönen Lisbeth Mikeal'ın bilgisayarında ilgisini çeken bir hikayenin peşine düşer. Peşine düştüğü hikayenin sonunda ummadığı bir sonuca ulaşacaktır. Bakalım neler olacak?

Kesinlikle okumanız gereken bir seri. Yazarın kalemine ve zekasına hayran olmamak imkansız.

İlk kitaptaki sürükleyiciliğin on katı kadar sürükleyici olduğuna kesinlikle temin ederim.

Bu kitapta bir çok sorumun cevapları aldım, eminim sizde alacaksınız. Bu demek oluyor ki ikinci kitapta sorular oluşmadı tabi ki oldu.Özellikle o son bölüm neydi öyle 🤷‍♀️ Seri bitimine kadar aklımda bir çok soru oluşacağı ortada. Birçok efsane denilebilecek bölüm vardı ama galiba favorim son bölüm.
Kitapta Lisbeth'in hayatının yanı sıra kadın ticaretini konu alan bir makale, araştırmaları da okuyoruz ve yazar usta bir şekilde ele aldığı ortada. Seride fark etmemek imkansız okuduğum her iki kitapta da kadınlara yapılan, gösterilen davranışlara değinilmekte ki tahminim diğer kitaplarında da yer vermiştir. 
Açıkçası polisiye,macera bir roman arıyorsanız aramayı bırakın derim bu kitap aradığınız bir kitap. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Ah bunu söylemeden geçemeyeceğim Lisbeth senden asla şüphe duymadım.



EJDERHA DÖVMELİ KIZ/ Stieg Larsson (Millennium I)

ALINTI


"İnsanların benim hayatıma burnunu sokmasından hoşlanmam.”

*
''Şimdi benim sorum şu, bu hayatta en kötü olan ne?''

*
''Yılların bana öğrettiği bir şey var; kaybedeceğin kesinken asla savaşa girme. Ama seni aşağılamış olan hiç kimseyi de affetme. Zamana bırak ve güçlü olduğun zaman saldır.''
*
''On yaşımdan beri kendimi ben çekip çeviriyorum, seni pislik!''
*
“Dolambaçlı yollardan gitmene gerek yok. Sen benden ne istediğini söyle ben de, yapıp yapamayacağıma karar vereyim, bu kadar basit.”
*
“Herkesin sırları vardır,önemli olan bunların ne olduğunu ortaya çıkarmaktır.”




YORUM

Öncelikle kitap hakkında ilk söyleyeceğim şey kesinlikle övgüyü hak eden bir eser.

Tek sıkıntısı yazarın  yüz küsür sayfayı uzatmasıydı. Eğer daha kısa bir şekilde yazsaydı o sayfalar daha çekilebilir hale gelebilirdi. Eh ondan sonrada elinizden bırakamıyorsunuz orası ayrı mesele.
*
Kesinlikle ara vermeden okuyabilseydim eğer hemen bitecek bir kitap, lakin ne gözler izin veriyor ne de mideniz. O tüm 'elinizden asla bırakamayacaksınız' yorumları ilk başta çok abartı bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim ama okuduktan sonra övgünün az kaldığını inanıyorum.
*
Öncelikle dediğim gibi ilk sayfalar biraz sıkıcı, hatta bırakma düşüncesi ile okunmasına rağmen sonradan öyle bir açılıyor ki tutabilene aşk olsun.

Konusundan kısaca bahsetmek istersem olayımız şöyle başlıyor;  İsveç'te köklü ve geçmişi sırlarla dolu dev şirket olan Vanger ailesinin hikayesi. 
*
Henric Vanger , 40 yıl önce kaybolan yeğeni Harriet'in ani kaybolması ve cinayete kurban gitmesinden işkillenerek aramalarından asla vazgeçmemiştir.Yakın bir dönemde başına talihsiz bir olay yaşayan gazeteci Mikael Blomkvist ile iletişime geçerek yeğeni Harriet'in olayını çözmesi için kiralar. Blomksvist ' sırları çözebilecek mi? Okumadan bilemeyiz.
Ah Slender karakterine hayran olmamak elde değil kesinlikle. Onun sırları çok merak ediyorum.

Kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap devam kitaplarında hangi olaylar bekliyor acaba?

9 Mayıs 2020 Cumartesi

GÖR BENİ/ Azra Kohen

ALINTI

"Yanlışları değiştirmek istiyorsan topa tüfeğe gerek yok, en büyük silah ilimdir, en iyi yöntemse eğitim. Çok şükür ki insan öğrenen bir varlık."

"İnsanın kavgası kiminle olursa olsun, derdi kendiyle değil miydi?"

"Dünyada ki sistem aslında çok basit arkadaşlar, teknolojiyi geliştirenler, yaşam için gelişmiş sistemler kurabilenler, insanlığın nasıl şekilleneceğine de karar verirler. Ya lokomotif olursun ya da vagon!"

"Ancak dikkatten kaçabildiğin kadar ıssızdın ve istediğin zaman ıssız olabildiğin kadar da özgür. Issızlıktı insanı kendine getiren."

"..İşte bu her şeyi genelleştirme çabası, tarihteki en büyük problemdir."


ARKA KAPAK

Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil.
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil.
Beni gör.

Derinliğimden boğulmadan,
Sorularımda kaybolmadan,
Korkularında yok olmadan,
Gör beni.

Bir fısıltıya koydum kendimi.
Kalbine soruyorum yerimi:
Başarabilir misin beni görmeyi?
Cesaretin yeter mi?
Topla cesaretini ve gör beni.

Birileri bizden fırtına bekliyor, onlara Gökkuşağı vermeye hazır mısınız?



YORUM

Yine dolu dolu bir eser okudum. Diğer eserleri gibi her alanda bilgilere boğan bir eser ortaya çıkarmış. Dinler tarihi, insanlık tarihi, sosyoloji gibi daha birçok konuya değinilmiş.

Yazar kendi çizgisinden çıkmadığını, diğer eserlerinde nasıl kaleme aldıysa öyle devam etmiş. Sonuçta bu çizgisi olmasaydı bu kadar severek okumazdım değil mi? 
 Azra Kohen deyince aklıma; her biri ayrı özenle yazılmış birden fazla karakterin hikayelerine ortak olmak, her alanda bize bilgiler sunması, verdiği müzik önerileri ve araştırma konusu önermesi geliyor. Peki bunlar dışında sizin aklınıza yazarın hangi özelliği geliyor?

Bu eserde peki hangi zamandayız? Cumhuriyetin yeni yeni kabullenildiği zamanlardayız. Değişimi kabullenmek hem zordur hem kolaydır. Ona nasıl yaklaştığınızdır önemli olan. 

Cumhuriyet'in inkılapları ile aydınlıkta olan genç kadınlar ile şanlı tarihlerini yeniden yazmak ve ihtişamlı devletlerini yeniden ayağa kaldırmak isteyen genç adamlar. Bu iki zıt görüşler birbirleri ile bir araya gelerek orta yolu nasıl bulduklarını, bazı şeylerin aslında sorularla, sabırla ne kadar  kabullenebileceğine ortak oluyoruz.

Her yenilik iyi ve kötü olabilir. İyi mi kötü mü olacağını siz deneyimleyerek öğrenebilirsiniz.

Selim ve Ülkü karakterlerinin bu kadar zıt olup aslında bir bütün olduğunu ne kadar anlatmak istesem de galiba okumadan anlayamazsınız.
İlmiye ve Orhan bence diğer karakterlerden daha güçlülerdi.

Fred ve Ali karakterlerinin olduğu bölümü iple çektiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Ali'nin soruları, Fred 'in başlangıç noktaları okurken en zevk aldığım bölümlerdendi.

Çok fazla uzatmak istemiyorum. Yazarın kalemini, üslubunu seviyorsanız bu eserini kaçırmayın. Eğer daha önce eserleri ile tanışmadıysanız başlangıç olarak güzel bir eser olabilir. Ama ben her zaman favorim olacak Aeden kitabını da öneriyorum.


5 Mayıs 2020 Salı

İRİ GÖZLÜ KADINLAR/ Angeles Mastretta

ALINTI

"Ziyankârlıktan hiç hoşlanmam, hele de söz konusu duygularsa."

"İnsanlara bir başkasının mutluluğuna tanık olmak zor gelir."

"Magdalena gerçekten güzeldi. Güzel olmak için sabah kalkmaktan, akşam yatmaktan fazlasını yapmayan kadınlardandı."


"Hayır, kızım," dedi Cecilia Teyze. Ardından "Kötü bir dost yalnızlıktan iyidir," demek istedi, ama sadece düşünmekle yetindi.





ARKA KAPAK

Yaşamlarının farklı farklı dönemlerindeki duygu dünyalarına, arzularına, hayal kırıklıklarına, mücadelelerine, zaferlerine, yenilgilerine ve hiç dinmeyen heyecanlarına tanık olduğumuz, tuhaf huylara sahip gizemli “teyzeler”in öyküleri anlatılıyor bu kitapta… 
Meksika edebiyatının duru sesi Ángeles Mastretta, kısacık anlatılar vasıtasıyla kadınların en gizli, en mahrem arzularını gözler önüne seriyor. Kadınların yaşamlarındaki nüansları ele alarak ve her zaman olduğu gibi, tüm kahramanlarını tarihi olayların bağlamına oturtarak, Meksika'nın geniş bir portresini çıkarıyor karşımıza. 
Mastretta kadınların yaşamlarına yön vermeyi hâlâ sürdüren Eski Dünya gelenekleri ve erkek egemen bir toplum üzerine, büyük bir duyarlık ve yalınlıkla yazıyor. 
Anlattığı öykülerin güzelliği de tam olarak işte buradan kaynaklanıyor. Bu kadınların sadece iri gözleri yok, ruhları ve yürekleri de dokunaklı bir yaşamı saklıyor derinlerinde.


YORUM

İlk kez Meksika edebiyatından bir eser okudum ve oldukça ilginç bir tecrübe oldu.

İri gözlü kadınlar eserinde birçok kadının hayata karşı duruşlarına ortak oluyoruz. Her biri farklı öykü farklı kadınlar olsa da her birinin ortak bir yönü var, kendilerini ezdirmeyen, kendileri için çabalıyorlar.

 Toplam otuz yedi öyküyü barındıran bu eser kimi hikayeleri uzun tasvirler de bulunarak kimi öykülerde ise kısa, nokta atışı yaparak o ince ruhu yakalamayı başarmış.

Sıkmadan bence her öyküyü güzel bir şekilde ele almış. Üslubunu da sevdim diyebilirim.

Kültürlerini az çok anlayabildim tabi ki tek bir eserde belli olmaz ama bu eserin gerçekten çok şey kattığını inkar edemem.
İnanışlar ve sosyal ilişkiler üzerine oldukça çok durulmuştu. En çok sosyal ilişkiler kısmı beni hayrete düşürmüştü.

Farklı bir tat arayanlara kesinlikle tavsiye ederim.