2 Haziran 2020 Salı

AŞK KÖPEKLİKTİR/ Ahmet Ümit

ALINTI


"Yaşam o kadar zengin, o kadar güzel, o kadar fazla ilgi alanıyla dolu ki, bir insanın mutluluğunu bir başka insanın davranışlarıyla sınırlaması bana çok saçma geliyor.."

"Güneşlenmek ve yüzmek için mükemmel ama sizi sevmeyen bir kadını görmek için hiç de uygun değil."

"Benim anlamlı bir yaşamım vardı zaten, ama yıkıldı. Yerine daha güzelini koyabilirim sanmıştım, olmadı. Artık kendime yeni bir yaşam armağan edebileceğimi sanmıyorum. Ben sadece kendimi öldüreceğim."

"İnsanlar cahilse, kötüyse, bundan sevdanın ne suçu var, diyecektim, vazgeçtim."

"Geçecek, her şey geçer, hepsi geçer. Hatta sonra, çok sonra anılar hükmünü yitirdikten sonra, onu iyice unuttuktan, içindeki acının yerini kocaman bir boşluk aldıktan, keşke geçmeseydi dedikten sonra, keşke acısını bir hastalık gibi yüreğimde taşısaydım, desen bile geçer. Zaman insanla oynamayı seven, hem zalim hem de merhametli bir tanrıdır."

ARKA KAPAK


Aşkın bütün halleri... Tutkunun aklımızı ele geçirmesi. Kötülüğün en güzel biçimi... Rezil olmaktan duyduğumuz haz... Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi... Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir. Vicdan tutulması, bencilliğin son kertesi, yanılsamanın en derin anı... İmkansız olanın çekiciliği... Yani gönüllü kölelik... Yani insanoğlunun en masum hali... Yani bildiğiniz delilik... Yani en yalansız aşk öyküleri...



YORUM

On ayrı hikayeden oluşan ortak paydası aşk olan bir Ahmet Ümit kitabıyla karşınızdayım. Polisiye bir roman değil, ama sanılmasın ki içerisinde cinayet yok. Diğer polisiyelerden daha çok cinayet var..
Aşkın olduğu yerde nefret de var mıdır? Aşkın olduğu yerde katil de var mıdır? Aşk gerçekten var mıdır?
Her bölüm başlı başlına bir soru getirmekte ki en sevdiğim olaydır bu. Kitabın bana soru sordurması, düşündürmesidir. Özellikle benim gibi aşkı anlamak isteyen, varlığını sorgulatan, inanmak isteyen biri için bu eser çok güzel geldi.

Bölümlerin her biri çok güzeld ki lakin son bölüm, eserinin de ismini alan Aşk Köpekliktir öyküsüne güzel desem az kalır.. Ve favori ikinci öyküm Aşk Bir Ütopyadır öyküsüydü. Biraz teknolojiyle karışık aşk hikayesiydi. Şuan ne desem hikayeden bahsedecek gibi hissediyorum..Ama tek diyebileceğim yazarın kaleminin güzelliği su götürmez bir gerçek. 
Bölüm başlıkları gerçekten çok güzel seçilmiş ayrıca her hikaye kendini sevdiren, hak verdiren yanlarla dolu. Aşk karmaşık olduğu kadar basit, iyilik kadar da kötülüktür. 
Mantığının varlığını korurken, mantıksız davranmaktır.

Bu durumda aşk güzel midir, çirkin mi?

Kitapla kalın.. 

30 Mayıs 2020 Cumartesi

1984/ George Orwell

ALINTI


"İnsan, ardında tek bir adsız sözcük bile bırakamadıktan sonra, geleceğe nasıl seslenebilirdi?"
*
"Geçmişi yalnızca değiştirmekle kalmamış, resmen tok edilmiş, diye geçirdi aklından. İnsan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki?"
*
"Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar."
*
"..canavarca bir dünyada kaybolmuş gibiydi, ama canavar olan kendisiydi sanki."
*
"B-B!.. B-B! ezgisi öteden beri yüreğine korku salardı. Hiç kuşkusuz, her seferinde herkesle birlikte o da söylerdi; söylememek söz konusu bile değildi. Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi."



ARKA KAPAK

 Orwell'in bu son kitabı, her şeyin tümüyle devletin denetiminde olduğu belleksiz ve muhalefetsiz bir toplum tehlikesine karşı yürekten bir uyarı niteliğindeydi. Dünyanın sürekli birbiriyle savaşan üç totaliter polis devletinin egemenliği altında olduğu düşsel bir gelecekte geçen roman, hem o dönemde hem de sonraki yıllarda çok sayıda okuru derinden etkileyecek, güncelliğini hiç yitirmeyecekti.





YORUM

"SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CAHİLLİK GÜÇTÜR."

Bir makineye dönüştürüldüğünüzü, her daim izlenildiğinizi, düşüncelerinizin  bile kontrol altına tutulmaya çalışıldığı bir iktidarlık'ta yaşam savaşı verdiğinizi düşünün.

Winston'ın aydınlanması günce tutmasıyla başlamıştır. İçinde verdiği sorgulama savaşını daha fazla içinde tutamamaktır ve birisiyle konuşamayacağı için kendi kendine cevaplar aramaya başlar.
Unutmayın insan kendi varlığını, evrenin varlığını sorgulamaya başlamazsa hiçbir g

Yönetimde tek bir güç bulunmakta,Parti denilmektedir. Parti, ülkede her şeye hakimdir. Her bir vatandaşını her an takip etmektedir.  Tele-ekran aygıtı ile her an her dakika izlenip, dinleniyorsunuz. Mimikleriniz de ki en küçük değişiklik bile bir suç olabilir.
"BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ SENDE" sloganı ile bu durumu net bir şekilde özetlemektedir; Partiden kaçamazsın. Büyük Birader ise Partinin yüzüdür. Kendisini fotoğrafla dışında gören kimse yok. Ancak herkes onun varlığını, özellikle de gözlerini her an üzerlerinde hissetmektedir. Ona karşı sevgi, sonsuz itaat  kaçınılmaz bir duygu olarak hepsinin kalbine yerleştirilmektedir. 
Her insan varlığının Parti'ye, Partinin varlığının da Büyük Biradere bağlı olduğunu bilerek yaşamalıdır. Onun her emrine mutlaka uymalı, düşünmek, sorgulamak ve tereddüt etmek kesinlikle yasaktır.

"Geçmiş, günü gününe, neredeyse dakikası dakikasına güncelleniyordu. Böylelikle, Parti'nin tüm öngörülerinin ne kadar doğru olduğu belgeleriyle kanıtlanmış oluyor; günün gereksinimleriyle çelişen tüm haber ve görüşler kayıtlardan siliniyordu."

Bu alıntı ile geçmişi bile ele geçirdiklerini, her şeyi ellerinin altında olduğunun kısa bir özeti. 
Okurken tüylerinizin ürperdiği bir eser. Benim ikinci okumam olduğu halde etkilenmekten kendimi alamadığım bir eser. 
Kesinlikle herkesin en azından bir kere okumasını istediğim, tavsiye edeceğim bir eser.


25 Mayıs 2020 Pazartesi

ÖRÜMCEK AĞINDAKİ KIZ/ Stieg Larsson (Millennium IV)

ALINTI


“Hep yanlış insanlar vicdan azabı çekiyor, acılara neden olanların vicdanları yok. İyi şeyler için savaşanlar vicdan azabıyla kıvranıyorlar.”
*
"Halkı gözetleyenler, en sonunda halk tarafından gözetlenirler. Demokrasinin en temel mantığı bu."
*
"Yasalar karşısında eşitiz, eğer eşit ödeme yaparsak."
*
"Gerçek genellikle gerçek dışıdır."



ARKA KAPAK

Lisbeth Salander, Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi NSA'in ağını hacklemiş ve çok önemli bazı bilgiler edinmiştir. Ejderha dövmeli kızın adaletsizliğe karşı duyduğu öfke hiç sönmeyecek bir alev gibidir, özellikle de o ateşi daha da harlayacak birtakım devlet sırlarını ele geçirdikten sonra.

Mikael Blomkvist, gecenin bir yarısı yapay zekâ konusunda uzman Profesör Balder'den gizemli bir telefon alır. Millennium'u içine düştüğü zor durumdan kurtaracak bir haberin kokusunu alan Mikael, profesörle görüşmeye gittiğinde örümceklerle dolu bir ağın içine düştüğünü fark eder. Ve işte böylece yıllar sonra Lisbeth'le yolları yeniden kesişir.

Korumak için öldürmeye hazır biri…
Gerçeklerin birbirine dolandığı bir ağ…
Ve avının peşini asla bırakmayacak bir örümcek.


YORUM

Herkesin kafasını kurcalayan bir soru;  serinin devamını nasıl yazmış? Açıkçası benim en büyük korkularımdan biriydi bu konu. Hatta üçüncü kitabı için serinin son kitabı diye yorumlamıştım :) 
Tabi ki bariz farklılıklar var ama gerçekten seriye nasıl başladıysanız öyle akıcılıkta devam ediyor.  Üslup konusuna gelecek olursam okurken beni rahatsız etmedi hatta nerede yarım kaldığını anlayamadım, David Lagercrantz gerçekten başarılı bir şekilde devamını yazabilmiş. 
Hatta devamını getirmekle kalmayıp seriye yeni bir kitap bile eklemiş. Evet seriye çok geriden geliyorum ama bu kadar güzel bir seriyi çabucak elimden kaçırmak istemedim. 

Maceramız aslında kaldığı yerden devam ediyor. Lisbeth'in rahat dıracağını düşünmek tam bir skandal olurdu. Geçmiş geçmişte kalmıyor Lisbeth için. Bence kalmamaya da devam etmeli. Geçmişin peşini bırakmamaya devam ederken yolları yine Blomkvist ile keşişti. 
Yapay zeka konusunda uzman prof. Frans Balder'in geliştirdiği programı çalmak isteyen birçok insanın varlığı bir yana aile problemleri de peşini bırakmamakta. Özel bir çocuğa sahip olan Balder, oğluyla ilgilenmeye karar verir ve oğlunun Savant sendromu hastalığının olduğunu keşfederek üzerine düşmektedir.
 Balder bir şeyleri düzeltmeye karar vermekle kalmayıp harekete geçer.Başından geçen olayları medyaya yansıtmak, doğruları insanlara duyurmak için Blomkvsit  ile görüşme ayarlar.
 Kader her zaman istediğimiz gibi işlemez. Balder'in ölümü ile her şey daha da karmaşık hale gelir. 
Peki Lisbeth ve Blomkvsit nasıl bir araya gelmekte?

Aksiyonu diğer kitaplardan farksız, soluksuz bir kitap okuyorsunuz. Lisbeth hakkında yeni bilgiler, kardeşi ile arasında ki problemi, daha bir çok özel şeyler.. 

Beni oldukça tatmin eden bir kitap oldu umarım sizinde öyle olur.

Seriye başlamayanlar kesinlikle başlamalı.


ARI KOVANINA ÇOMAK SOKAN KIZ/ Stieg Larsson (Millennium III)

ALINTI

"İnsan hep gençmiş gibi dolaşıp hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken,birden yolun sonuna geliyor....."
*
"Casusların casusu kim olacak, gözetleyenleri kim gözetleyecekti?"
*
"Sonsuz bir zamanın içinde, bir şeyleri yayınlamak için doğru tek bir an vardır."
*

"Boşluğa kurduğu denklem dağıldı. Sanki fiziksel bir biçimleri varmış gibi, yere düşen rakam ve işaretlerin seslerini duydu."



YORUM


Serinin son kitabında, Salender'ın hukuk mücadelesini, ikinci kitapta akılda kalan soru işaretlerinin cevaplarına ulaşıyoruz. 
Bir yandan İsveç polis ve istihbarat teşkilatının içerisindeki kimi gizli, kimiyse açık açık yapılan suçların nasıl ağ inceliğiyle örülüp daha sonra o örülen ağın nasıl kafalarına dolandığının çok güzel bir kalemle olaylara şahit oluyoruz.

Yazar her kitabında daha fazla mükemmelleştiriyor. Seri kitaplar biraz sıkıntılıdır, ya orta kitap durağanlaşır yada son kitapta kalemi tökezler. Ama Millennium serisi dört dörtlük, hatta geriye dönüp baktığınızda kalemin geliştiğini fark ediyorsunuz.

Karakter fazlalığı da bazı yorucu bir hal alıyor. Karakterler konusunda yan karakter bile demeyeceğimiz  kişiler hakkında uzun bir anlatış yapması zaman zaman sıkıntı yaratıyor.

Bir başka konumuz iyi karakterlerin çok iyi, çok zeki, hatasız olmasına karşın tüm kötü karakterlerin karşı tarafa göre amatör hareket etmesi.  Eh kurgu deyip geçebiliriz tabi ki ama bu kitapta biraz fazla göze batıyordu. Yazar bu konuya biraz daha iyi kaleme alabilirdi. 
Bu konular belki okurken dikkatinizi bile çekmeyecektir, eğer takıntılı değilseniz😂
Lisbeth Salander 'in davranışları, sergilediği tutum,kendine güveni, özgürlüğü, saygısı her şeyiyle harikaydı. 

Ben seriyi aralıklarla okudum. Arka arkaya okusaydım  efsane bir seriden hemen ayrılmak zorunda kalacaktım. Elinizin altında akıcı, sürükleyici bir serinin bulunması kadar güzel bir şey olamaz.
*
Çok daha fazla uzatmadan yorumu burada bitiriyorum. Dördüncü kitabını ne zaman gözüm keserde okurum emin değilim, bir yandan merak ediyorum nasıl devam ettirdiklerine bir yandan bu kadar güzel kurguyu heba ettilerse hayal kırıklığı da yaşamak istemiyorum. Eh okumadan da bilemeyeceğim. 





ATEŞLE OYNAYAN KIZ/ Stieg Larsson (Millennium II )

ALINTI

''İnsanlar belgelerden ibaret değildir.''
*
''Her insanın içinde bir katil yattığına inanırım. Çaresiz kalan, nefret eden ya da kendini savunmak zorunda kalan herkes birini öldürebilir.''
*
"Lisbeth'le asla kavgaya girişme. Onun dünyaya karşı tepkisi şu: Eğer biri ona silah çekerse o daha büyük bir silah bulur."
*
"Sevgili Devlet... Eğer bir gün karşıma çıkarsan, seninle konuşacaklarım var."
*
"İşte bunu anlayamıyorum" dedi. "Bir insanın nasıl hem bu kadar yetenekli, hem de sosyal açıdan bir o kadar özürlü olur.''


YORUM

Serinin ikinci kitabının konusu tam olarak istediğim bir konuydu. Çünkü ilk kitapta Lisbeth 'in hikayesini aşırı merak ediyordum bu kitapta aradığımı tam olarak buldum diyebilirim.
Vanger olaylarından sonra Lisbeth tatile çıkmıştır. Bir yıl sonra tekrardan İsveç'e dönen Lisbeth Mikeal'ın bilgisayarında ilgisini çeken bir hikayenin peşine düşer. Peşine düştüğü hikayenin sonunda ummadığı bir sonuca ulaşacaktır. Bakalım neler olacak?

Kesinlikle okumanız gereken bir seri. Yazarın kalemine ve zekasına hayran olmamak imkansız.

İlk kitaptaki sürükleyiciliğin on katı kadar sürükleyici olduğuna kesinlikle temin ederim.

Bu kitapta bir çok sorumun cevapları aldım, eminim sizde alacaksınız. Bu demek oluyor ki ikinci kitapta sorular oluşmadı tabi ki oldu.Özellikle o son bölüm neydi öyle 🤷‍♀️ Seri bitimine kadar aklımda bir çok soru oluşacağı ortada. Birçok efsane denilebilecek bölüm vardı ama galiba favorim son bölüm.
Kitapta Lisbeth'in hayatının yanı sıra kadın ticaretini konu alan bir makale, araştırmaları da okuyoruz ve yazar usta bir şekilde ele aldığı ortada. Seride fark etmemek imkansız okuduğum her iki kitapta da kadınlara yapılan, gösterilen davranışlara değinilmekte ki tahminim diğer kitaplarında da yer vermiştir. 
Açıkçası polisiye,macera bir roman arıyorsanız aramayı bırakın derim bu kitap aradığınız bir kitap. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Ah bunu söylemeden geçemeyeceğim Lisbeth senden asla şüphe duymadım.



EJDERHA DÖVMELİ KIZ/ Stieg Larsson (Millennium I)

ALINTI


"İnsanların benim hayatıma burnunu sokmasından hoşlanmam.”

*
''Şimdi benim sorum şu, bu hayatta en kötü olan ne?''

*
''Yılların bana öğrettiği bir şey var; kaybedeceğin kesinken asla savaşa girme. Ama seni aşağılamış olan hiç kimseyi de affetme. Zamana bırak ve güçlü olduğun zaman saldır.''
*
''On yaşımdan beri kendimi ben çekip çeviriyorum, seni pislik!''
*
“Dolambaçlı yollardan gitmene gerek yok. Sen benden ne istediğini söyle ben de, yapıp yapamayacağıma karar vereyim, bu kadar basit.”
*
“Herkesin sırları vardır,önemli olan bunların ne olduğunu ortaya çıkarmaktır.”




YORUM

Öncelikle kitap hakkında ilk söyleyeceğim şey kesinlikle övgüyü hak eden bir eser.

Tek sıkıntısı yazarın  yüz küsür sayfayı uzatmasıydı. Eğer daha kısa bir şekilde yazsaydı o sayfalar daha çekilebilir hale gelebilirdi. Eh ondan sonrada elinizden bırakamıyorsunuz orası ayrı mesele.
*
Kesinlikle ara vermeden okuyabilseydim eğer hemen bitecek bir kitap, lakin ne gözler izin veriyor ne de mideniz. O tüm 'elinizden asla bırakamayacaksınız' yorumları ilk başta çok abartı bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim ama okuduktan sonra övgünün az kaldığını inanıyorum.
*
Öncelikle dediğim gibi ilk sayfalar biraz sıkıcı, hatta bırakma düşüncesi ile okunmasına rağmen sonradan öyle bir açılıyor ki tutabilene aşk olsun.

Konusundan kısaca bahsetmek istersem olayımız şöyle başlıyor;  İsveç'te köklü ve geçmişi sırlarla dolu dev şirket olan Vanger ailesinin hikayesi. 
*
Henric Vanger , 40 yıl önce kaybolan yeğeni Harriet'in ani kaybolması ve cinayete kurban gitmesinden işkillenerek aramalarından asla vazgeçmemiştir.Yakın bir dönemde başına talihsiz bir olay yaşayan gazeteci Mikael Blomkvist ile iletişime geçerek yeğeni Harriet'in olayını çözmesi için kiralar. Blomksvist ' sırları çözebilecek mi? Okumadan bilemeyiz.
Ah Slender karakterine hayran olmamak elde değil kesinlikle. Onun sırları çok merak ediyorum.

Kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap devam kitaplarında hangi olaylar bekliyor acaba?

9 Mayıs 2020 Cumartesi

GÖR BENİ/ Azra Kohen

ALINTI

"Yanlışları değiştirmek istiyorsan topa tüfeğe gerek yok, en büyük silah ilimdir, en iyi yöntemse eğitim. Çok şükür ki insan öğrenen bir varlık."

"İnsanın kavgası kiminle olursa olsun, derdi kendiyle değil miydi?"

"Dünyada ki sistem aslında çok basit arkadaşlar, teknolojiyi geliştirenler, yaşam için gelişmiş sistemler kurabilenler, insanlığın nasıl şekilleneceğine de karar verirler. Ya lokomotif olursun ya da vagon!"

"Ancak dikkatten kaçabildiğin kadar ıssızdın ve istediğin zaman ıssız olabildiğin kadar da özgür. Issızlıktı insanı kendine getiren."

"..İşte bu her şeyi genelleştirme çabası, tarihteki en büyük problemdir."


ARKA KAPAK

Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil.
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil.
Beni gör.

Derinliğimden boğulmadan,
Sorularımda kaybolmadan,
Korkularında yok olmadan,
Gör beni.

Bir fısıltıya koydum kendimi.
Kalbine soruyorum yerimi:
Başarabilir misin beni görmeyi?
Cesaretin yeter mi?
Topla cesaretini ve gör beni.

Birileri bizden fırtına bekliyor, onlara Gökkuşağı vermeye hazır mısınız?



YORUM

Yine dolu dolu bir eser okudum. Diğer eserleri gibi her alanda bilgilere boğan bir eser ortaya çıkarmış. Dinler tarihi, insanlık tarihi, sosyoloji gibi daha birçok konuya değinilmiş.

Yazar kendi çizgisinden çıkmadığını, diğer eserlerinde nasıl kaleme aldıysa öyle devam etmiş. Sonuçta bu çizgisi olmasaydı bu kadar severek okumazdım değil mi? 
 Azra Kohen deyince aklıma; her biri ayrı özenle yazılmış birden fazla karakterin hikayelerine ortak olmak, her alanda bize bilgiler sunması, verdiği müzik önerileri ve araştırma konusu önermesi geliyor. Peki bunlar dışında sizin aklınıza yazarın hangi özelliği geliyor?

Bu eserde peki hangi zamandayız? Cumhuriyetin yeni yeni kabullenildiği zamanlardayız. Değişimi kabullenmek hem zordur hem kolaydır. Ona nasıl yaklaştığınızdır önemli olan. 

Cumhuriyet'in inkılapları ile aydınlıkta olan genç kadınlar ile şanlı tarihlerini yeniden yazmak ve ihtişamlı devletlerini yeniden ayağa kaldırmak isteyen genç adamlar. Bu iki zıt görüşler birbirleri ile bir araya gelerek orta yolu nasıl bulduklarını, bazı şeylerin aslında sorularla, sabırla ne kadar  kabullenebileceğine ortak oluyoruz.

Her yenilik iyi ve kötü olabilir. İyi mi kötü mü olacağını siz deneyimleyerek öğrenebilirsiniz.

Selim ve Ülkü karakterlerinin bu kadar zıt olup aslında bir bütün olduğunu ne kadar anlatmak istesem de galiba okumadan anlayamazsınız.
İlmiye ve Orhan bence diğer karakterlerden daha güçlülerdi.

Fred ve Ali karakterlerinin olduğu bölümü iple çektiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Ali'nin soruları, Fred 'in başlangıç noktaları okurken en zevk aldığım bölümlerdendi.

Çok fazla uzatmak istemiyorum. Yazarın kalemini, üslubunu seviyorsanız bu eserini kaçırmayın. Eğer daha önce eserleri ile tanışmadıysanız başlangıç olarak güzel bir eser olabilir. Ama ben her zaman favorim olacak Aeden kitabını da öneriyorum.


5 Mayıs 2020 Salı

İRİ GÖZLÜ KADINLAR/ Angeles Mastretta

ALINTI

"Ziyankârlıktan hiç hoşlanmam, hele de söz konusu duygularsa."

"İnsanlara bir başkasının mutluluğuna tanık olmak zor gelir."

"Magdalena gerçekten güzeldi. Güzel olmak için sabah kalkmaktan, akşam yatmaktan fazlasını yapmayan kadınlardandı."


"Hayır, kızım," dedi Cecilia Teyze. Ardından "Kötü bir dost yalnızlıktan iyidir," demek istedi, ama sadece düşünmekle yetindi.





ARKA KAPAK

Yaşamlarının farklı farklı dönemlerindeki duygu dünyalarına, arzularına, hayal kırıklıklarına, mücadelelerine, zaferlerine, yenilgilerine ve hiç dinmeyen heyecanlarına tanık olduğumuz, tuhaf huylara sahip gizemli “teyzeler”in öyküleri anlatılıyor bu kitapta… 
Meksika edebiyatının duru sesi Ángeles Mastretta, kısacık anlatılar vasıtasıyla kadınların en gizli, en mahrem arzularını gözler önüne seriyor. Kadınların yaşamlarındaki nüansları ele alarak ve her zaman olduğu gibi, tüm kahramanlarını tarihi olayların bağlamına oturtarak, Meksika'nın geniş bir portresini çıkarıyor karşımıza. 
Mastretta kadınların yaşamlarına yön vermeyi hâlâ sürdüren Eski Dünya gelenekleri ve erkek egemen bir toplum üzerine, büyük bir duyarlık ve yalınlıkla yazıyor. 
Anlattığı öykülerin güzelliği de tam olarak işte buradan kaynaklanıyor. Bu kadınların sadece iri gözleri yok, ruhları ve yürekleri de dokunaklı bir yaşamı saklıyor derinlerinde.


YORUM

İlk kez Meksika edebiyatından bir eser okudum ve oldukça ilginç bir tecrübe oldu.

İri gözlü kadınlar eserinde birçok kadının hayata karşı duruşlarına ortak oluyoruz. Her biri farklı öykü farklı kadınlar olsa da her birinin ortak bir yönü var, kendilerini ezdirmeyen, kendileri için çabalıyorlar.

 Toplam otuz yedi öyküyü barındıran bu eser kimi hikayeleri uzun tasvirler de bulunarak kimi öykülerde ise kısa, nokta atışı yaparak o ince ruhu yakalamayı başarmış.

Sıkmadan bence her öyküyü güzel bir şekilde ele almış. Üslubunu da sevdim diyebilirim.

Kültürlerini az çok anlayabildim tabi ki tek bir eserde belli olmaz ama bu eserin gerçekten çok şey kattığını inkar edemem.
İnanışlar ve sosyal ilişkiler üzerine oldukça çok durulmuştu. En çok sosyal ilişkiler kısmı beni hayrete düşürmüştü.

Farklı bir tat arayanlara kesinlikle tavsiye ederim.

24 Nisan 2020 Cuma

KAOS YÜRÜYÜŞÜ 3- İNSAN DENEN CANAVAR - Patrick Ness

ALINTI

"Bu gezegen bilgiden ibaret. Her an, durmaksızın devam eden bir bilgi akışından ibaret. Bilgi vermek istiyor, bilgi almak ve herkesle paylaşmak istiyor. "

"...Çünkü nefret ettikleriniz bile gittiğinde içinizde bir boşluk bırakırlar."

"Güzellik ve potansiyelle dolu bu yerde, aynı hataları tekrarlıyoruz. Cennetten bu kadar mı nefret ediyoruz ki her seferinde onu bir çöplüğe dönüştürmeden rahat edemiyoruz?"

"..gerçi savaşın hiçbir anlam ifade etmediği başından belliydi. Daha fazlanızı öldürmek istemiyorum demek için insanları öldürmeye devam ediyorsun."

"İnsan ideallerine göre yaşamaya çaba dahi göstermiyorsa, o vakit yaşadığı hayatın ne anlamı kalıyor ki?"

"Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın olduğu andır."


ARKA KAPAK

Karşısına çıkacak herkesi yok etmeye kararlı üç ordu Yeni Prentiss Kasabası’na doğru yol alıyordu. Tüm bu kaosun ortasında kapana kısılmış Todd ve Viola’nın ise barışı sağlayabilmek için korkunç seçimler yapmaları gerekiyordu ve her kararın, her sözün sonuçları herkesin kaderini belirleyecekti.

Tiranı mı teröristi mi dinleyeceklerdi? Sevdiklerini mi yoksa binlerce yabancıyı mı kurtaracaklardı? Pişmanlık iyileştirir miydi yoksa bu savaş çoktan mı kaybedilmişti?



YORUM

Bu seriye gerçekten böyle bir son yakışırdı. 
Aksiyon son gaz devam ediyor. 
İsminden de anlaşılacağı üzere savaşla ve yıkımla geçen bu kitapta aynı zamanda karakterlerin değişimini, ismen bildiğimiz Sparkların hikayesini öğrenmekle kalmıyor oldukça da yakın bir şekilde tanışıyoruz ve karakterlerin iç savaşlarını daha net bir şekilde ortak oluyoruz.
Seri bitti ama geriye dönüp bakınca o kadar karışık duygular yaşıyorum ki. Başlangıçta neler olduğunu, olaylara nasıl gireceğimi bulamamam.. 
Aslında seri ismini çok hak ediyor. Tam anlamıyla bir kaos hakim. Son kitabında da yazar kalemini net bir şekilde konuşturmasına rağmen aralarda özellikle bu 'spark' konuşmalarında bir kopukluk yarattı :) ama daha sonlarında olaylar açıklığa kavuşuyor bir şekilde.

Kalemi ve kurgusu hakkında düşüncelerim hala aynı. Nasıl bittiğini anlayamadığınız bir akıcılıkta okutuyor kendini. 

Todd ve Viola.. Bu iki karakter unutulmayacak karakterler arasında benim için yerini aldı. 
Gerçekten bu sonu hak ettiler mi emin değilim aslında ama yazar son kısımda açık kapı bırakarak bizim hayal gücümüze bırakmış sonu. 
Ben hala dünyamda bitirme aşamasındayım .. O kadar yolculuktan sonra sakin ve mutlu mu yaşamalı yoksa acıyla ve yıkımla devam mı etmeli? 

Seriyi kesinlikle tavsiye ediyorum. Emin olun çok güzel bir kurgu, karakterler sizi bekliyor.

Kitap ve sevgi ile kalın..

20 Nisan 2020 Pazartesi

KAOS YÜRÜYÜŞÜ -2 SORGU ve SIR - Patrick Ness

ALINTI

"Eğer günün birinde savaş görürsen, savaşın ancak yok edebildiğini de görürsün. Savaştan kimse kaçamaz. Kimse. Hayatta kalanlar bile. Başka zaman seni tiksindirecek şeyleri kabullenirsin, çünkü geçici bir süre için her şey anlamını yitirmiştir."


"Yaşamak bir savaştır. Yaşamı korumak, insanlığımızı kaybetmemenin baş şartıdır."

"..tanıdığın düşman tanımadığın dosttan iyidir."


"İnsanların sana söylediklerini öylece kabul edemezsin, onların yanlışlarına ortak olamazsın."

"Seni güçlü yapan da bu, Todd Hewitt. Uyuşmuşluğun ve bilginin hüküm sürdüğü bu dünyada, hissetmek, canım oğlum, ziyadesiyle kutlu bir özellik."


ARKA KAPAK

Kaos Yürüyüşü serisi, Sorgu ve Sır ile devam ediyor.

Todd ve Viola, umuda koştuklarını düşünürken kendilerini en büyük düşmanlarının yeni krallığında buldular. Zihinleriyle acımasızca alay eden Prentiss’in kurduğu oyunda Gürültü yeniden yükselirken, herkes tarafını seçmek zorundaydı. Fedakarlık, şüphe, ihanet ve inançla sarmalanmış bu savaşta herkesin kaybedecek çok şeyi vardı.

Ve sonra bir gün, bombalar patlamaya başladı…


YORUM

Birinci kitabın yorumunu hatırlıyorsanız ikinci kitabın yorumunda daha net yorumla gelmeyi planlamıştım ve evet artık her şey daha net. 

Todd ve Viola' nın maceraları hız kesmeden devam ediyor. Birinci kitaba göre her şey oturmaya başlıyor ama olaylar o kadar sırlarla dolu ki.. Reis karakterinin beynini, planlarını anlamak hala mümkün değil. Üstüne üstlük Reise yakışır bir rakip daha ekleniyor. Bayan Cole.. 
Şifacı olarak tanıtılmasının yanı sıra karakterin bilinmezlikleri de bir o kadar fazla. 

Todd ve Viola'ya gelirsek bu kitapta o kadar harika bir ikili olduklarını net bir şekilde görebiliyor, o bağı hissedebiliyorsunuz. Yazarın kalemini daha net okuyabildim bu kitabında.
Birinci kitaptaki gibi bir sonla bitirmiş yeniden ama olaylar çığırından çıktığı için daha fazla merak uyandırıcı bir sondu. Yavaş yavaş sona yaklaşmanın getirdiği heyecan ve merak da eklenince direk son kitaba başlıyorsunuz.

Birinci kitabın sonunda gerçekten bir merak oluştuysa içinizde seriye devam edin. Bu yorumu yazarken ben son kitaba başlamış bulunmaktayım. Ve söylemek istediğim bu seriyi gerçekten sevdim. Birinci kitapta oluşan düşünceler birbir yıkıldı. 
Beklentinizi yine de çok yüksek tutmayın çünkü seri hem sürükleyici hem değil. Olaya girmeniz, anlamanız çok önemli. Beklentinin yüksek olması çok etkiliyor. Naçizane bir tavsiye.

Son düzlükteyiz artık bir seriye daha veda ediyoruz. Hayal kırıklığı olmadan bitiyor😂 yani umarım..

Sevgi ve kitapla kalın..


15 Nisan 2020 Çarşamba

KAOS YÜRÜYÜŞÜ 1- UMUT BIÇAĞI - Patrick Ness

ALINTI

"Zaman, varlığını görmezden gelseniz dahi geçmeye devam ediyor."

"Gürültüde yalan söyleyebiliyorsunuz, herkes ne düşündüğünüzü bilir ama akılınızdakileri diğer şeylerin altına saklayabilir, göz önünden çekebilirsiniz, çaktırmadan düşünür ya da kendinizi gizlemek istediğiniz şeyin tam aksine inanmaya ikna edersiniz."

"Burası nasıl bir yer? diye soruyor. 'Hayvanlar neden konuşuyor? Neden ağzın hareket etmese de söylediklerini duyabiliyorum? Neden sesini senden dokuz milyon tane daha varmış ve hep bir ağızdan, üst üste konuşuyorlarmış gibi duyuyorum? .."

"..umudun insanı harekete geçiren, devam etme isteğiyle dolduran ama aynı zamanda tehlikeli, acı verici ve riksli bişey olduğunu düşünüyorum, dünyaya kafa tutuyoruz ve dünyanın kendisine kafa tutanların yolundan çekildiği nerde görülmüş ki?"


ARKA KAPAK

Prentiss diğer kasabalar gibi değildi. Herkes herkesin düşüncelerini devamlı bir Gürültü şeklinde duyabiliyordu. Özel hayat yoktu. Sırlar yoktu.

Bir gün Todd Hewitt, erkekliğe adım atacağı doğum gününden bir ay önce bir sessizlik buldu. Bu imkansızdı. Ve şimdi kaçmaya başlaması gerekecekti…




YORUM

İlk başlarda ben ne okuyorum demiştim hatta beklentimi düşüren bir kitaptı. Durum hiçte iç açıcı durmuyordu ama yazar ortalardan sonlara doğru durumu oldukça olumlu bir şekilde toparladığını söyleyebilirim.
Galiba olayı tam kavrayamadığım için kitap hakkında olumsuz düşüncelere kapıldım. 
Olayı, kurguyu tam anlamıyla anlamak gereken bir eser. Eğer olay sizi içine çekmiyorsa istediğiniz keyfi vermiyor. 
Aslında bu diğer eserler için de geçerli lakin bu eserde anlatamadığım, anlamlandıramadığım bir durum var 😅 ve kitap bitiminde bunu anladım. Kitabın konusunu bir türlü anlatamıyorum😂 Ama şimdi toparlayabildiğim kadar toparlayacağım.
Çok çok zaman sonra eski ve yeni olarak ayrılan dünya var. Eski Dünya artık yaşanılacak gibi değil ve Yeni bir dünya, gezegen arayışına giriyorlar. Bir grup yerleşimci uygun bir yer buluyorlar. Bir kasaba. Prentiss kasabası.
Başlangıçta her şey umut dolu, güzel ve uygun gözüküyor lakin gezegende bir tuhaflık var. Erkekler ve hayvanların ne düşündüklerini duyabiliyor, düşüncelerini görebiliyorsunuz.

Prentiss Kasabası, erkeklerden oluşan ve oldukça gürültülü bir kasaba.Kasaba kurallarından (oldukça garip kurallar var)  13 yaşına giren her çocuk erkek oluyor. Kasabada erkek olmayan tek bir çocuk kaldı. Todd Hewitt ..
13 yaşına girmesine 29 gün kalmışken Todd günlük gezintilerinden, işinden birini yaparken ilginç bir durumla karşılaşıyor bir sessizlik, gürültünün sona erdiği bir delik. Bir kızla karşılaşıyor. Ve olaylar hiç ummadığı, doğru bildiği ne varsa bir yalan olduğunu öğrendiği uzun ve yorucu yolculuğu başlıyor..

Çok fazla içeriğine girmek istemiyorum sadece başlangıçtan giriş yapmak istedim. 
Kitap sürükleyici, yazarın kendine has bir kalemi olduğunu ve çevirmenin de buna uyduğunu söyleyebilirim. 
Açıkçası sonunda bu kadar heyecan içinde bitireceğini beklemiyordum. Ve sonu gerçekten başarılı bir şekilde bitirilmişti. 

Tavsiye konusuna gelecek olursam daha seri bitimine iki kitap var o yüzden hala emin değilim. İkinci kitap bitene kadar tavsiye konusuna girmek istemiyorum. 
Kitap heyecanlandırdı, sürükleyici ve yazarın kalemini de sevdim. Hatta kurgusu bile çok iyi düşünülmüş ama içimde hala anlamlandıramadığım bir boşluk var. O yüzden ikinci kitapta daha net bir yorumla görüşmek üzere..

Sevgi ve kitapla kalın..

12 Nisan 2020 Pazar

SAKIN GEÇ KALMA MUALLA/ Atakan Kelleci

ALINTI

"Yazmak, bildiğinden olur, gördüğünden, değdiğinden... Yazıyorum işte salıncak gibi bir tabureyle salınmayan hayalime."

"İnsan nasıl unutur Mualla?
Bir ölü neresini hatırlar aşkın?
Bir ölünün neresi unutulur?
İnsan nereden başlar unutmaya?"

"Aşk bir uydurmaysa, bunu ilk kim uydurmuştu?"

"Sonunda bu hayat denen şeyden tam bir şeyler anlayabildiğini hissettiğinde tekrar duvara çakılıyordu. Ağzının tadı yerine gelmeye başlamadan tekrar acıyordu."

"Erken gitmek, gelmemek gibidir Mualla. Sen gelmediğin için bilmiyorsun belki de. Bilmiyorum, diyorsun. Bilmeyince yeryüzü yerde kalmıyor Mualla, tabanları çatlıyor insanın."

"Benim bildiğim Mualla bana bunu yapmazdı, demek bilmediğim bir Mualla daha vardı, Mualla'mın benden ustaca, sinsice gizlediği başka bir Mualla."

ARKA KAPAK

En çoğul yerim Mualla,

İnsan başka hikâyeleri merak edince, öznelikten çıkınca, çatısı akınca, gençleşmiyor. Daha fazla gülmüyor, yaşam güzelleşmiyor. Merak ettiği o başka hikayede kalma telaşı kendi hikayesini öldürüyor. İnsan hızla katilleşiyor.

Bazen evet, ben de öfke nöbetleri geçiriyorum. Günde bir dilim ekmek yemekle başladığım yas tutma törenim uzuyor. Çünkü, senin olmadığın bir mutfak masası bana çok kederli geliyor.

Arada kahve içiyorum Mualla, şekerli hem de. Arada sana aldığım krakerlere bakıyorum, hepsi kabında. Tarihi geçti hepsinin. Elbette sana yenisini alamayacağım. Sen gelince aklıma, dursunlar istiyorum tezgahta. Onlar durdukça sen kapıyı açacakmışsın gibi oluyor. Bu ne aciz bir bekleyiş Mualla! Umut diye dört harfli bir kelimenin hissiyatı ne garip…

Halıya baktım bugün uzun uzun Mualla. Desenleri özenle seçtiğimiz yerlerine, rengine, şekline.. İçindeki kareleri birer birer saydım. Saydım da saydım. Ben saydım, saat ilerledi, sen gelmedin. Terliğinin sesi, çakmağının sesi, seslenişinin sesi hiç duyulmadı.

YORUM

"Muhsin aşkı biliyordu, Muhsin sadece Mualla'sını biliyordu."

Muhsin ve onun yirmi yıllık gitmeyen aşkına ortak oluyoruz. Bazen mektuplara bazen şiirlerle öyküsünü derinleştiren yazarımızı kalemini çok sevdim. Akıcı, bunaltmayan ve kurgusu oturmuş bir eser.

Eserin içeriğine çok girmeyeceğim. Okuduğunuz zaman iyi ki okumuşum dedirten bir eser olduğunu söylesem?

Muhsin'i bu kadar yaralayan, bu kadar yaşarken yaşatmayan birini sevmek.. Peki neden sonu böyle bitti? Açıkçası sonunu okuduğum zaman 'Ah be Muhsin' demekten kendimi alamadım. Ah be Muhsin..

Okurken duyguları bu kadar hissettiren kalemler çok nadir. Özellikle benim gibiler aşkı sadece kitaplarda inanan, seven birileri bu hikayeyi seveceğine eminim.

Çok uzatmadan yorumu burada bitiriyorum. 
Size tavsiye siz de Mualla gibi  siz de bu hikayeye geç kalmayın..

Sevgi ve kitapla kalın..

10 Nisan 2020 Cuma

SÜPERPOZE/ Bir Kuantum Romanı - David Walton

ALINTI

".. ama bir felaket beklemiyordum. Felaket beklenecek bir şey değil sanırım."

".. ne kadar incelenirse incelensin, kuantum fiziği herkesin aklını karıştırır. Çünkü mantığa meydan okur."

"Fizik tam bir sürpriz oldu. Basit ve güzel bir şeydi. Dünyayı güç, hareket ve hızdan oluşan net çizgilerle açıklıyordu."

"Süperpoze durumu böyle bir şey. Aynı anda birden fazla yerde ya da durumda olmak."

"Copernicus sayesinde dünyanın evrenin merkezi olduğu görüşünden vazgeçtik. Darwin insanın hayvanlardan üstün olduğu görüşünü çürüttü. Einstein hareket ve zamana bakışımızın bile mutlak olmadığını fark etmemizi sağladı."



ARKA KAPAK

Mutlu bir aile hayatına, güzel çocuklara sahipsiniz. 
Gece yarısı kapınıza dayanan eski bir arkadaşınız,size kuantum dünyanın kapılarını araladığından bahsediyor ve sabah ölü bulunuyor. 
Öldürüldüğü odada sizin parmak izleriniz, DNA'nız. Ayakkabınızda arkadaşınızın kanı.
Tek şüpheli sizsiniz.
Oysa siz, masum olduğunuza eminsiniz.
Emin misiniz?





YORUM

Yazarı aslında #süpersimetri kitabını görerek fark etmiştim sonrasında kitap hakkında yorumlara bakarken yazarın ilk kitabının bu olmadığını fark ettim ve böylelikle #süperpoze listeme otomatikman eklenmiş oldu.

Arka kapak yazısını okuyup bilim ve polisiyenin harmanlanmış halinin kısa bir özeti gibiydi. Ufacık bir tanıtım yazısı beni oldukça heyecanlandırmıştı. Önceden zaten yorumlara şöyle bir göz attığımda oldukça olumlu yorumlar görmüştüm. Daha fazla bekletmeye de gerek görmeden alıp okudum.

Konusuna çok kısa özetlersem eğer; Jacob Kelley , bilim insanı olarak özel bir kurumda çalışırken yaşadığı birkaç sıkıntıdan dolayı öğretmenlik yapmaya karar veriyor. Yıllar sonra kapısını çalan korkmuş ve heyecanlı bir şekilde uzun zamandır görüşmediği arkadaşı Brain'ı görüyor. Kapıyı açtığında hayatının değişeceğinin farkında ama bu kadar felaketle sonuçlanacağını Kelley tahmin edemiyordu. Arkadaşı Brain kuantum varlıklarıyla iletişime geçtiğini, onlarla tanıştığını anlatmaya başlar. Jacob şüphe ile yaklaşsa da mümkün olabileceği düşüncesini kafasından atamıyordu. Gerçekten kuantum varlıkları var mıydı? İletişime geçmek mümkün müydü? Evreni değiştirebilecek bu kadar önemli bir bilgiyi arkadaşı kısa sürede nasıl geliştirip bulmuştu? 

Sabah uyandığında arkadaşının öldüğünü, kendisinin suçlu bulunduğunu ve ailesinin tehlikede olduğu gerçeğiyle yüz yüze kalır. 
 Jacob bilimi alt edebilecek mi? Ailesini kurtarabilecek mi? En önemlisi suçsuz olduğunu nasıl kanıtlayacak?

Yazarın anlatımına benzer bir anlatım okullarda verilseydi şuan yarısı bilim insanı olan bir toplumduk. Tamam biraz abartmış olabilirim ama birçok şekilde düşünülüp, okuyucu hem bilgilendirecek hem de eğlendirecek şekilde kaleme alındığını inkar edemem.
.
Kuantum anlaşılması imkansız değil lakin mantığa ters düşmekte ve bu kitap sizi sıkmadan, akıcı bir üslup ile kaleme alınmış. İçerisinde birçok terim var ama her terimin ardından açıklaması da bulunmakta. O yüzden ben anlayamam gibi düşünmenize gerek yok.

Sürükleyici (demek az kalır )bir bilim kurgu kitabının yanı sıra içerisinde polisiye, gerilim konusunda da sizi tatmin ediyor. 
Kalemini gerçekten sevdim. Fiziğe, bilime merakınız olsun olmasın seveceğiniz bu eseri okumanızı tavsiye ederim. Hem içeriğinde sadece bilim yok, polisiye severler de eminim bu kitabı sevecektir.

Sevgi ve kitapla kalın..